2011’de Suriye yanarken sadece şehirler yıkılmadı…
İnsanlar da ikiye ayrıldı: Direnenler ve satanlar.
Hüseyin Harmuş ve Mustafa Kassum…
Türkiye’ye sığınmışlardı. Güvendeydiler.
Ama içimizden biri, o güveni paraya, korkuya ya da karanlık ilişkilere sattı.
Önder Sığırcıkoğlu, bu toprakların ekmeğini yiyip, bu devlete ihanet edenler kervanına katıldı.
Bu mesele basit bir “suç dosyası” değildir.
Bu, istihbarat savaşlarının tam ortasında işlenmiş bir kırılmadır.
Devletlerin dostluğu değil, çıkarları vardır.
Ama bir milletin evladı, kendi devletine karşı başka güçlerin taşeronu oluyorsa…
İşte orada mesele hukukun ötesine geçer, vicdanın ve tarihin mahkemesine taşınır.
Devlet gereğini yaptı.
Yargıladı. 20 yıl ceza verdi.
Ama o kaçtı…
2014’te Osmaniye Açık Cezaevi’nden firar ettiğinde aslında sadece demir parmaklıklardan değil, kendi akıbetinden de kaçtığını sandı.
Suriye, Lübnan, Rusya hattında geçen 12 yıl…
Bir kaçış hikâyesi değil, bir çöküşün kronolojisidir.
Çünkü bu devlet, sabreder.
Ama asla vazgeçmez.
30 Mart 2026…
Suriye-Lübnan sınırında nokta operasyon.
Ne tesadüf, ne şans…
Bu, aklın, sabrın ve istihbaratın zaferidir.
Türk istihbaratı konuşmaz, reklam yapmaz.
Ama günü geldiğinde hedefini alır ve getirir.
Ve o görüntü…
Herkesin dikkatini çeken detay: Sarı kelepçe.
Bu bir renk değil, bir semboldür.
Orta Çağ’da sarı; ihanetin, korkaklığın ve toplumdan dışlanmanın işaretiydi.
Bugün o kelepçe, geçmişten bugüne uzanan sessiz bir hatırlatmadır.
Devlet bazen konuşmaz…
Ama sembollerle anlatır.
O sarı kelepçe şunu haykırıyor:
“İhanet edenin rengi bellidir.”
“Kaçsan da kurtulamazsın.”
“Devlet seni bulur.”
Bu mesaj yalnızca bir kişiye verilmiş değildir.
Bu mesaj, hâlâ karanlık odalarda pazarlık yapanlara, yabancı servislerle temas kuranlara, kendi ülkesine sırtını dönen herkese gönderilmiştir.
Bugün bir dosya açıldı.
Yarın o dosyanın içinden kimler çıkacak, göreceğiz.
Çünkü 2937 sayılı kanun sadece bir metin değildir.
O, devletin eline verilmiş bir hafıza ve müdahale yetkisidir.
Ve o hafıza güçlüdür.
Unutmaz.
Affetmez.
Bekler… ve zamanı geldiğinde gereğini yapar.
Bu topraklarda ihanet edenler şunu artık çok iyi bilmelidir:
Sınırlar sizi koruyamaz.
Yabancı bayraklar sizi saklayamaz.
Karanlık ilişkiler sizi kurtaramaz.
Çünkü bu devletin görünmeyen bir eli vardır.
Ve o el, zamanı geldiğinde omzunuza dokunur.
O dokunuşun adı bazen bir operasyon olur…
Bazen de bir kelepçe.
Ama her zaman aynı gerçeği hatırlatır:
İhanetin sonu değişmez.
Strateji Uzmanı
Gazeteci Yazar
Gökalp Şentürk

YORUMLAR