KAHRAMANMARAŞ’tan gelen görüntülere bakıyorum, arkasından Şanlıurfa’daki o korkunç haber düşüyor… Sanırsınız ki okullardan değil, Mezopotamya’nın en hareketli cephe hatlarından raporlar geliyor.
Arkadaşlar, kendimize gelelim. Biz ne ara okulları korunaklı sığınaklar haline getirmek zorunda kaldık? Ne ara çocuklarımızı okula gönderirken “Allah’a emanet” demek yerine “Zırhı var mı?” diye sorar hale geldik?
Açık ve net: Bu bir güvenlik zafiyeti değil, bu bir *sistem iflasıdır.*
MİLLİ EĞİTİM’İN “GÜVENLİK” SINAVI
Milli Eğitim Bakanlığı dediğiniz yer, sadece müfredat belirleyen, tablet dağıtan bir merkez değildir. O binaların içindeki ruhu ve canı korumakla mükelleftir.
Güvenlik görevlisi mi yetersiz? Çözersin.
X-ray cihazı mı lazım? Koyarsın.
Okul çevresi mi tekinsiz? Polisi, jandarmayı oraya dikeceksin.
Bunlar teknik işler. Ama asıl mesele şu: Eğitim dediğimiz süreç, o kapıdan giren herkesin “Burada bana bir şey olmaz” dediği bir iklimi yaratmaktır. Eğer Maraş’ta, Urfa’da o iklim bozulmuşsa; Bakanlık sınıfta kalmıştır. Hem de öyle bütünlemede falan değil, direkt *okuldan tasdikname almışçasına* bir başarısızlık bu!
ŞİDDETİN KODLARI: TOPLUMCA NEREYE KOŞUYORUZ?
Bakın, sadece Bakan’a yüklenip çekilemeyiz. İşin bir de “biz” boyutu var.
Neden her tartışmanın sonu şiddete bağlanıyor? Neden okullar, sokaktaki o hırçınlığın, o öfke patlamasının yeni adresi oluyor?
* Trafikte kavga var.
* Statta kavga var.
* Ve şimdi de okulda…
Bu toplumsal cinnet hali üzerine kafa yormayan bir Milli Eğitim politikası, sadece bina yapmaktan öteye gidemez. Bizim binalara değil, *huzura* ihtiyacımız var.
SİYASETİN DİLİ VE “GEREĞİNİ YAPMAK”
Gelelim en can alıcı noktaya… Sorumluluk makamındaysanız, “Vah vah, çok üzüldük” diyerek işin içinden sıyrılamazsınız.
Birincisi: Kamuoyu bir “sorumlu” arar. Bu sorumluluğu üstlenmek büyüklüktür.
İkincisi: “İstifa” kelimesi bizde neden bu kadar alerji yapıyor anlamış değilim. İstifa etmek, “Başaramadım, yolu açıyorum” demektir. Bir yenilgiden ziyade, sisteme olan saygıdır.
*Üçüncüsü: Sessizlik, en büyük hatadır. Bakan Bey’in ekranlara çıkıp “Şu hatayı yaptık, şu önlemi alıyoruz ve bedelini ödüyorum” demesi lazımdı.
NETİCE-İ KELAM
Mesele şudur: Maraş ve Urfa’daki o saldırılar, bizim eğitim kalelerimize atılan birer tokattır. O tokatın acısını hissetmeyen, o koltukta huzurla oturamaz.
Sadece bakanın gitmesi yetmez; okulun kapısından içeri giren o “şiddet virüsünü” de kapı dışarı edecek bir zihniyet devrimi şart.
Yoksa bugün Maraş’ı konuşuruz, yarın başka bir şehri… Ve biz sadece “üzülmekle” meşhur bir ülke olarak kalırız.
Biraz ciddiyet, biraz sorumluluk, biraz vicdan… Çok şey mi istiyoruz? Hayır!

YORUMLAR