Türkiye bir deprem ülkesi. Bilim insanları yıllardır İstanbul için ‘beklenen büyük depremi’ işaret ediyor. Halk güvenli konut beklerken, Üsküdar Belediyesi’nde yaşananlar vicdanları sızlatıyor. Ruhsat ve iskan süreçlerini bir rant kapısına çeviren, deprem önceliğini hiçe sayan bu zihniyeti tüm çıplaklığıyla masaya yatırma vakti geldi.
İstanbul’un en köklü ilçelerinden Üsküdar, son günlerde pek de iç açıcı olmayan haberlerle gündemde. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen geniş çaplı bir soruşturma, belediyenin yapı ve iskan ruhsatı işlemlerinde sistematik bir usulsüzlük ağı kurulduğunu gün yüzüne çıkardı. Bu ağın merkezinde ise, bir kamu iştiraki olmasına rağmen resmi hiçbir yetkisi bulunmayan Kent A.Ş. yer alıyor. Olay, salt bir yolsuzluk soruşturmasının ötesinde, deprem kuşağında yaşayan milyonların güvenliğini hiçe sayan bir rant mekanizmasının ne kadar derinlere işlediğini gösteriyor.
Yazımın devamında bu kirli ağın perde arkasını, 1.5 milyar TL’yi bulan rüşvet hacmini ve deprem gerçeği karşısındaki vahim tabloyu sizler için masaya yatırıyorum.
İKİ YÜZLÜLÜĞÜN ANATOMİSİ: DEPREM DEĞİL, RANT!
Her belediyenin dilinde “depreme dayanıklı şehir” sloganı varken, Üsküdar’daki tablo tam bir çelişki örneği. Resmi olarak imar ve şehircilik müdürlükleri tarafından yürütülmesi gereken ruhsat süreçleri, fiilen belediye iştiraki Kent A.Ş.’nin uhdesine bırakılmış durumda. Soruşturma dosyasına göre, Kent A.Ş. çalışanları yetkileri olmamasına rağmen belediyenin imar birimini yönlendiriyor ve hangi ruhsat başvurusunun askıya alınacağına dahi karar verebiliyor. Daha da vahimi, bu müdahale yetkisi şirket merkezinde yapılan toplantılarla koordine ediliyor.
İşin en çarpıcı kısmı ise şu: Belediyenin yasal birimi ile iştirak şirketi arasında, hangi başvurunun ne durumda olduğunu belirlemek için kriptolu ve kapalı devre bir iletişim ağı kurulmuş. Excel tabloları üzerinde oluşturulan bir renk kodlamasıyla ruhsat süreçleri yönetiliyor; “Mavi” anlaşma sağlandığını, “Kırmızı” anlaşma sağlanamadığını, “Yeşil” ise henüz görüşme yapılmadığını simgeliyor. Ruhsatlar, projenin teknik şartlarına göre değil, istenen paranın ödenip ödenmemesine göre ilerletiliyor. Bu sistemin adı ranttan başka bir şey değil.
“1.5 MİLYAR TL’LİK KİRLİ PASTA”
Peki bu rantın büyüklüğü ne? Soruşturma dosyasına yansıyan iddialar, adeta bir televizyon senaryosunu aratmıyor. Müteahhitlerden talep edilen bedelin, karın %20’si olduğu belirtiliyor. Yani bir müteahhit, bir projeden ne kadar kazanacaksa, bu kirli yapılanmaya o oranda bir pay ayırmak zorunda bırakılıyor. İnşaat projelerindeki ek metrekareler üzerinden piyasa değeri hesaplanarak alınan bu komisyonlar, toplamda 1.5 milyar TL’yi aşmış durumda.
Daha da ilginci, bu paraların tahsilat şekli. “Danışmanlık hizmeti” adı altında şirket hesaplarına yatırılan yüksek meblağlar, sahte veya şişirilmiş faturalarla sistem dışına çıkarılıyor. İskan sürecinde ise işler bambaşka bir boyuta taşınıyor. Tanıdık veya aracı üzerinden gelen müteahhitlerden nakit, diğerlerinden ise çuvallar dolusu market kartı talep ediliyor. Belediyenin yardım kartı olarak tanıttığı bu kartların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmadığı, farklı kanallar üzerinden nakde çevrildiği iddia ediliyor.
RUHSAT PARAVANI: KENT A.Ş. NASIL ÇÖKTÜ?
Yapı ruhsatı verme yetkisi kanunen belediyenin İmar ve Şehircilik Müdürlüğü’nde olmasına rağmen, bu süreçlerin yürütülmesinde Kent A.Ş. paravan olarak kullanılıyor. Savcılık ifadelerine göre, Kent A.Ş. Genel Müdürü Nazım Akkoyunlu, kendisine ayrılan bir odada “başkan yardımcısı” unvanını kullanıyor ve resmi programlarda da bu şekilde tanıtılıyordu.
Rüşvet mekanizması o kadar sistematik bir hal almış ki, Belediye Başkan Yardımcısı Filiz Deveci, Genel Müdür Nazım Akkoyunlu, saha şefleri ve mimarlarla birlikte toplamda 9 kişi tutuklandı. Soruşturma kapsamında toplam gözaltı sayısı ise 22’yi buldu. Üsküdar Belediyesi yazılı bir açıklamayla iddiaları reddetse de, dosyadaki deliller ve tanık ifadeleri bu kirli ağın ne kadar organize çalıştığını gözler önüne seriyor.
PEKİ YA DEPREM? “ÜSKÜDAR YENİLENİYOR” MU, “ERTELENİYOR” MU?
Tüm bu rantın en acı ironisi ise, yaşananların “depremsellik” ekseninde değerlendirildiğinde ortaya çıkıyor. Müteahhitlerin kazancının yüzde 20’sini bu kirli sisteme kaptırdığı bir ortamda, inşaat maliyetleri katlanıyor. Bu maliyet nihayetinde ya vatandaşa yansıyor, ya da projeler niteliksiz malzeme ve işçilikle tamamlanmak zorunda kalıyor.
Üsküdar Belediyesi’nin stratejik planlarında “Afetlere Direnç Panel” gibi etkinlikler düzenlediği görülüyor. Hatta “Üsküdar Yenileniyor” adı altında, Yavuztürk, Bahçelievler ve Ünalan mahallelerinde kentsel dönüşüm ofisleri açıldığı ve Albayrak Apartmanı gibi binalarla sözleşmeler imzalandığı görülüyor. Ancak bu çabalar, yapı ruhsatı ve iskan sürecinde yaşanan yolsuzlukların gölgesinde kalmaya mahkûm.
Soruşturma ortaya koyuyor ki, bu belediyede öncelik depreme dayanıklı yapılar inşa etmek değil, “kırmızı kodlu” ruhsat başvurularından ne kadar komisyon alınacağını hesaplamak. Kentsel dönüşüm, deprem güvenliği kavramları bu zihniyette maalesef birer araç olmaktan öteye gidemiyor.
DEPREM UYARILARINA RAĞMEN ÇARK DÖNMEYE DEVAM EDECEK Mİ?
Marmara’da beklenen büyük depremin her an kapıda olduğu bir gerçek. Jeologlar ve inşaat mühendisleri, mevcut yapı stoğunun ne kadar kırılgan olduğunu sürekli haykırıyor. Halkın can güvenliği için daha sıkı ve daha şeffaf bir denetim şartken, Üsküdar örneğinde gördüğümüz tablo, ruhsat ve iskan süreçlerinin birer rant kapısına dönüşebildiği ve bu kapının arkasında 1.5 milyar TL gibi bir karanlık ekonominin döndüğü.
Yaşanan bu operasyon, “Kentsel dönüşüm” ve “deprem hazırlığı” sloganlarının ne kadar boş olabileceğini gösteriyor. Bu kirli çarkın durması için hukuki sürecin titizlikle takibi, mahkumiyetlerin caydırıcı olması ve en önemlisi, bu tür usulsüzlüklerin yapısal olarak önüne geçilmesi gerekiyor. Aksi takdirde, yarın bir sabah yaşanacak bir depremin ardından, sorumluları ararken bu dosyaların satır aralarında kaybolup gideceğimizden hiç şüphemiz olmasın.
Bu karanlık tablonun aydınlanmasını canı gönülden umut ediyorum.

YORUMLAR