Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Ömer Karataş
Ömer Karataş

Bize Bir Nazar Oldu Cumamız Pazar Oldu, Ne Olduysa Hep Bize Azar Azar Oldu!

Usta şair Arif Nihat Asya, o meşhur şiirinde halimizi ne kadar da acı ama kusursuz bir şekilde özetliyor: “Bize bir nazar oldu Cumamız Pazar oldu / Ne olduysa hep bize azar, azar oldu”.

Şairin, “Avrupa’ya bir değil iki pencere açtık / Uzun yıllardan beri cereyandan hastayız” derken işaret ettiği o derin savrulmayı, bugün maalesef evlatlarımızın üzerinden yaşıyoruz.

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’tan ardı ardına gelen okul saldırıları haberleri yüreğimizi yaktı, pek çok soruyu da beraberinde getirdi.

Daha çok Kuzey Avrupa ve Amerika’da gördüğümüz bu tip saldırıların bizde pek örneği yoktu.

Bu olaylar yaşandığında hemen herkes kolaya kaçıp bir suçlu aradı; faturayı en çok da şiddet içerikli bilgisayar oyunlarına kesenler oldu.

Oysa Oxford Üniversitesi ve Amerikan düşünce kuruluşu RAND gibi ciddi kurumların yaptığı akademik araştırmalar, gerçeği yüzümüze vuruyor: Şiddet içerikli oyunlar ile saldırganlık arasında doğrudan bir nedensellik bağı bulunmuyor.

Yani araştırmalar bize açıkça, “Bir çocuk sadece ekranda vurdulu kırdılı bir oyun oynadığı için katil olmaz” diyor.

Peki bu çocukları bu karanlığa iten şey ne?

Uzmanlar buna çocukluk travmaları, aile içi şiddet ve boşanma gibi etkenlerin birleştiği “risk yığını” adını veriyor.

“Bir milletin ihyası, kötülerin imhasıyla değil; genç neslin eğitim ve terbiyesiyle mümkündür.”

İşte tam da bu noktada, meselenin çok daha derin ve manevi bir boyutu karşımıza çıkıyor, çünkü hayat hiçbir zaman boşluk kabul etmez.

Nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan bir toplumda, gençlerin kalbi ve zihni yalnızca akademik bilgiyle değil; değerlerle, anlamla ve sağlam bir ahlaki zeminle de beslenmek zorundadır.

Yıllardır sahada bağımlılıkla mücadele eden, o karanlık boşluklara savrulan gençleri ve çaresiz aileleri yakından gören bir dernek başkanı olarak şunu açıkça ifade etmeliyim:

Bir çocuğun elinden telefonu alabilirsiniz, arkadaş çevresini değiştirebilirsiniz, hatta maddeyi bile ondan uzaklaştırabilirsiniz.

Ancak o çocuğun içindeki o devasa manevi boşluğa dokunmazsanız, bir müddet sonra kendine mutlaka başka bir karanlık kapı bulacaktır.

Çünkü sorun dışarıda değil, tamamen içeridedir.

Biz aslında neyi kaybettiysek, şiirde dendiği gibi “azar azar” kaybettik.

Aileyi, öğretmenin şefkatli otoritesini, mahalle kültürünü ve en önemlisi bir çocuğun gözünün içine merhametle bakabilme yetimizi kendi ellerimizle aşındırdık.

Bugün “çocuğum beni şikâyet eder” diye evladına sınır çizmekten korkan aileler, “sosyal medyaya düşerim” endişesiyle sesini çıkaramayan öğretmenler var.

Hem ailenin hem öğretmenin elini kolunu bağlıyor, sonra da ortaya çıkan her sorunun faturasını yine onlara kesiyoruz.

Şimdi kestirmeden çözümler arıyor, “okulların kapısına polis dikelim, X-ray cihazları kuralım” diyoruz.

Peki kapılara kurduğunuz o güvenlik cihazları, çocuğun içindeki o derin yalnızlığa, öfkeye ve kocaman manevi boşluğa ne diyecek?

Gençlerimiz aslında sadece bir anlam arıyor;

“Ben neyim, neredeyim, nereye aidim?” diye soruyor.

Bu soruların cevabını sadece Batı’nın bunalım içindeki psikolojisinden beslenerek veremeyiz. Kendi medeniyetimize, inancımıza ve alimlerimize dönmeden onlara bu aidiyet hissini kazandırmamız mümkün değil.

Bataklığa bakmadan sivrisinekleri öldürmekle bu iş bitmez.

Cumamızın nasıl Pazar olduğunu, ne olduysa bize nasıl azar azar olduğunu fark etmek için çok şey kaybetmek gerekmedi mi?

Cevaplar ne kadar rahatsız edici olursa olsun bu yüzleşmeyi yapmadan, daha fazla evladımızı kaybetmeden o saf ve temiz çocuk kalplerini kendi inancımız ve irfanımızla yeniden inşa etmekten başka çaremiz yok.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER