Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Tolga Sezer
Tolga Sezer

İran ABD İçin Bir Vietnam Olur mu?

Amerika Birleşik Devletleri’nin İran ile girdiği savaş, başladığı 28 Şubat gününden bu yana tam bir ayı geride bıraktı. Başkan Donald Trump’ın “çok kapsamlı” ve “çok başarılı” söylemlerine karşın, sahadaki tablo giderek daha karmaşık bir hale bürünüyor. Bu noktada tarihin tozlu sayfalarından bir hayalet yeniden ortaya çıkıyor: Vietnam Sendromu.

Soru şu: İran, ABD için yeni bir Vietnam olabilir mi? Yanıt, ne yazık ki Washington’un beklediğinden çok daha karmaşık ve tehlikeli.

Vietnam Savaşı, Amerikan askerî tarihinin en acı derslerinden biridir. ABD, 11 yıl boyunca neredeyse her muharebeyi kazandı, hava üstünlüğünü asla kaybetmedi, Kuzey Vietnam’ın sanayi ve askerî altyapısını büyük ölçüde yok etti. Ama savaşı kaybetti.

Neden? Çünkü Kuzey Vietnamlılar ve Vietkong, Amerikan ateş gücüyle doğrudan yarışmak yerine “yatay tırmanma” adı verilen bir strateji izledi. Savaşı coğrafi ve siyasi olarak yayarak, Washington’ın dayanıklılığını ve siyasi iradesini hedef aldılar.

Şimdi, Chicago Üniversitesi güvenlik uzmanı Profesör Robert Pape’in uyardığı gibi, İran aynı stratejiyi uyguluyor. Tahran, ABD ve İsrail’in ezici ateş gücüne karşı koymak için savaşı bölgeye yayma yolunu seçti. Körfez’deki Amerikan üsleri, Suudi Arabistan’daki petrol tesisleri, BAE’nin limanları, Katar’daki dev doğalgaz tesisleri… İran’ın füzeleri ve insansız hava araçları, savaşı sadece İran topraklarıyla sınırlı bırakmıyor.

İran’ın stratejisi aslında oldukça net. Askerî olarak ABD’yi yenemeyeceğini bilen Tahran, savaşı maliyet ve dayanıklılık eksenine taşıyor. Amaç, Washington’un müttefiklerini ve kendi kamuoyunu yıpratarak siyasi bir üstünlük sağlamak.

Bu stratejinin en önemli ayağı enerji. İran, Hürmüz Boğazı’nı fiilen abluka altına aldı. Dünya petrol arzının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği bu su yolunun kapanması, küresel enerji fiyatlarını fırlattı. Uzmanlara göre petrol varil fiyatı 100-150 dolar bandına yükseldiğinde dünya genelinde resesyon kaçınılmaz olacak.

Guardian’ın aktardığı Responsible Statecraft raporunun uyardığı gibi, bu savaşın sonuçları yalnızca enerji piyasalarıyla sınırlı kalmayacak. Basra Körfezi’ndeki doğalgaz üretimindeki aksamalar, kimyasal gübre fiyatlarını patlatacak ve küresel gıda güvenliğini tehdit edecek boyutlara ulaşabilir.

İşte İran’ın hesapladığı şey tam olarak bu: Amerikan seçmeninin cebine dokunmak. Trump’ın en kırılgan olduğu nokta da burası. NBC’nin son anketine göre ABD’lilerin yüzde 62’si, Trump yönetiminin enflasyon ve hayat pahalılığıyla mücadelesini başarısız buluyor. Benzin pompa fiyatlarındaki her artış, Beyaz Saray için bir alarm zilidir.

Vietnam Savaşı’nın unutulan bir gerçeği daha var: ABD, savaşı yürütürken müttefiklerinin desteğine muhtaçtı. İran da tam bu noktaya baskı yapıyor.

Körfez ülkeleri -Suudi Arabistan, BAE, Katar, Bahreyn, Umman- hedef haline geldi. İran’ın saldırıları sadece ekonomik hasar yaratmakla kalmıyor; aynı zamanda bu ülkelerin yönetimlerine şu mesajı veriyor: “ABD ile işbirliği yapmanızın bir bedeli var ve bunu halkınıza anlatmak zorundasınız”.

Emekli CIA yetkilisi Jonny Gannon’ın çarpıcı hesabına göre, İran saldırı cephaneliğine harcadığı her bir dolara karşılık Körfez ülkeleri savunmaya 28 dolar harcıyor. Bu sürdürülemez bir denklemdir.

Şimdi en kritik soruya geliyoruz: ABD kara harekâtına girer mi?

Geçtiğimiz haftalarda ABD, bölgeye önemli bir askerî yığınak yaptı. İki Deniz Seferi Birliği -yaklaşık 5 bin asker- Basra Körfezi’ne doğru yol alıyor. Pentagon’un olası senaryoları arasında İran’ın petrol ihracatının yüzde 90’ını sağlayan Hark Adası’nın işgali, Hürmüz Boğazı’ndaki stratejik adaların ele geçirilmesi ve kıyı bölgelerinde tampon bölgeler oluşturulması yer alıyor.

Ancak bu adımların ne kadar tehlikeli olduğunu anlamak için tarihe bakmak yeterli. 1980’de İran’daki Amerikan rehineleri kurtarmak için düzenlenen Çılgın Kartal Operasyonu (Operation Eagle Claw), çöl kumlarında başarısızlıkla sonuçlanmış, sekiz Amerikan askerinin ölümüne ve Jimmy Carter’ın başkanlığının bitmesine yol açmıştı.

Bugün İran’ın kıyıları, 1980’dekinden çok daha iyi savunuluyor. Hark Adası ve diğer stratejik noktalar, yeraltı tünelleri, mobil füze bataryaları ve binlerce insansız hava aracıyla korunuyor. Tehran Times’ın aktardığına göre, İran bu adaları öyle bir tahkim etti ki, çıkarma yapan bir Amerikan birliği karadan ve havadan sürekli ateş altında kalacak.

Vietnam’ın en önemli dersi şudur: Sınırlı bir operasyon olarak başlayan müdahaleler, zamanla kontrolden çıkar. Irak’ta da böyle oldu. Afganistan’da da. Hark Adası’na yapılacak bir çıkarma, başarılı olsa bile, adayı tutmak bambaşka bir hikâyedir. Ve ne yazık ki tarih, Amerikan askerlerinin Orta Doğu topraklarında uzun süre tutunmasının bedellerini çok ağır ödetti.

Vietnam’ı Vietnam yapan şeylerden biri de dayanıklılıktı. Kuzey Vietnamlılar, on yılı aşkın süre boyunca ağır kayıplar verdiler ama teslim olmadılar. Bugün İran’da da benzer bir tablo var.

ABD-İsrail saldırılarında eski liderleri Ayetullah Ali Hamaney ve üst düzey komutanların çoğu öldürüldü. Ancak sistem çökmedi. Yerine gelenler, yeni lider Mücteba Hamaney liderliğinde, teslimiyetten söz etmiyor. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Said Hatibzade’nin dediği gibi: “Amerikan askerleri kendilerini bataklığın içinde bulacaklar”.

İran’ın bir diğer önemli avantajı ise Çin ve Rusya’nın verdiği destek. Taylandlı emekli general ve jeopolitik uzmanı Somchai Virunhaphol’un TASS’a yaptığı açıklamada vurguladığı gibi, Çin’in Venezuela’daki petrol yatırımlarını kaybetmesinin ardından İran’ı savunmaktan başka seçeneği kalmadı. Bu, savaşı küresel bir rekabet alanına dönüştürme potansiyeli taşıyor.

Bir Vietnam olur mu?

Bu soruyu yanıtlarken iki şeyin altını çizmek gerekiyor.

Birincisi: İran, Vietnam’daki Vietkong’dan çok daha güçlü ve karmaşık bir yapıya sahip. Askerî kapasitesi, bölgesel müttefikleri (Hizbullah, Husiler, Irak’taki milisler) ve enerji kozuyla ABD’nin karşılaştığı en zorlu rakiplerden biri.

İkincisi: ABD’nin dayanıklılığı, Vietnam’dakinden çok daha kırılgan. 2026 Amerikası, 1960’ların Amerika’sı değil. Siyasi kutuplaşma derin, kamuoyu savaş konusunda bölünmüş, ekonomi enflasyonla boğuşuyor.

Vietnam Savaşı’nı anlatan kitapların ortak bir sonucu vardır: ABD, askerî olarak değil, siyasi ve psikolojik olarak kaybetti. İran, tüm stratejisini tam da bu kırılgan noktaya göre inşa ediyor.

Peki yanıt nedir? İran, birebir bir Vietnam olmayabilir. Ancak ABD’nin karşı karşıya olduğu şey, Vietnam’dan daha karmaşık, daha maliyetli ve belki de daha tehlikeli bir bataklıktır. Hark Adası’na çıkarma yapmak kolay olabilir, ama oradan çıkmak… İşte asıl mesele orada başlıyor.

Ve tarih, Amerikan askerlerinin Ortadoğu topraklarında uzun süre kaldığı her seferde acı bir ders yazdı. Bu dersin İran’da tekrarlanmaması için henüz geç değil. Ancak atılan her yeni adım, dönüşü olmayan noktaya biraz daha yaklaştırıyor.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER