Bir görüntü düştü önümüze…
Genç bir kız, Türk bayrağını yakıyor.
Ama mesele sadece o görüntü değil…
Arkadan gelen sesler…
Gülüşmeler…
Normalleştirme çabası…
İşte asıl tehlike burada başlıyor.
Çünkü bu artık bireysel bir sapkınlık değil,
toplumsal bir çürümenin işaretidir.
Ve ardından gelen karar…
Serbest bırakılıyor.
Üstüne bir de ceza diye ne veriliyor?
“8 hafta boyunca haftada iki kez milli değerlere yönelik bilinçlendirme eğitimi…”
İnsan sormadan edemiyor:
Bu mudur caydırıcılık?
Bu mudur devlet ciddiyeti?
Açık konuşalım…
Tek ayak üzerinde durma cezası verseydiniz,
en azından milletle dalga geçmediğiniz anlaşılırdı!
Çünkü verilen bu karar,
suçtan çok milleti cezalandırmaktadır.
Bugün bayrak yakana “eğitim verelim” diyen anlayış,
yarın daha büyük provokasyonların önünü açar.
Unutmayın…
Çanakkale Savaşı’nde o bayrak yere düşmesin diye insanlar can verdi.
Sakarya Meydan Muharebesi’nde millet, son nefesini vatan için verdi.
Dumlupınar Meydan Muharebesi zaferi, bu bayrak sonsuza kadar dalgalansın diye kazanıldı.
Şimdi soruyoruz:
O gün can verenler,
bugün bu görüntüler yaşansın diye mi savaştı?
Hayır!
Ama biz ne yapıyoruz?
Değeri anlatmak yerine, değersizliği tolere ediyoruz.
Bakın bu çok net:
Caydırıcılık yoksa sınır yoktur.
Sınır yoksa devlet refleksi zayıflamış demektir.
Ve en tehlikelisi şudur:
Bugün “küçük” denilen her olay,
yarın büyük krizlerin habercisidir.
Bu mesele bir kız meselesi değildir.
Bu mesele bir video meselesi değildir.
Bu, bir zihniyet meselesidir.
Bu, bir devlet duruşu meselesidir.
Bu, bir milli hafıza meselesidir.
Ve bu sınav…
Ya ciddiyetle verilir,
ya da bedeli ağır olur.
Strateji Uzmanı
Gazeteci Yazar
Gökalp Şentürk

YORUMLAR