Motorin 100 liraya yaklaşırken cebimizdeki gerçek çok açık. Kurtlar Vadisi tartışmasında ise gerçek ile iddia arasındaki çizgiyi korumak gerekiyor.
Benzinciye girince jeopolitik uzmanı oluyoruz
Eskiden benzin istasyonuna girerken sorumuz şuydu:
“Depoyu dolduralım mı?”
Şimdi soru şu:
“Ne kadar alabiliriz?”
Çünkü 16 Eylül 2026 itibarıyla İstanbul Avrupa Yakası’nda benzinin litresi 80,26 liraya, motorinin litresi ise 95,60 liraya ulaşmış durumda. Ankara’da motorin 96,75, İzmir’de 97,02 lira.
Yani artık pompacının “Full mü?” sorusu…
Bir hizmet sorusu olmaktan çıktı.
Ekonomik durum tespitine dönüştü.
Peki neden?
Cevap hazır:
“Petrol yükseldi.”
Doğru.
Ama eksik.
Brent petrol bugün 108 dolar civarında seyrediyor. Orta Doğu’daki gerilim, arz endişeleri ve taşıma güzergâhlarındaki sorunlar petrol fiyatlarını yukarı taşıdı. Reuters’ın 16 Eylül verisinde Brent yaklaşık 108,16 dolar seviyesinde.
Fakat Türkiye’deki pompa fiyatını sadece Brent belirlemiyor.
Döviz var.
Uluslararası ürün fiyatı var.
Vergi var.
Dağıtım ve bayi marjları var.
Üstelik Türkiye’de akaryakıttaki ÖTV için uluslararası petrol fiyatları ve döviz hareketlerini dikkate alan özel bir mekanizma da uygulanıyor.
Yani mesele…
“Petrol arttı, benzin arttı.”
kadar basit değil.
Motorin neden daha fazla can yakıyor?
Asıl dikkat çekici olan motorin.
Çünkü motorin sadece otomobil sahibinin meselesi değil.
Kamyon motorin yakıyor.
Otobüs motorin yakıyor.
Nakliye motorinle dönüyor.
Tarımın önemli bir bölümü motorine bağımlı.
Markete gelen domates de, fabrikaya giden hammadde de, şehirler arasında taşınan ürün de bir şekilde bu maliyetle karşılaşıyor.
Bu nedenle motorin zammı pompada başlayıp pompada bitmiyor.
Nakliyeye geçiyor.
Ürüne geçiyor.
Etikete geçiyor.
Sonra vatandaş markette karşısında görüyor.
15 Eylül’de motorinin litresine yaklaşık 6,5 liralık artış yansıdı. Böylece İstanbul’da 95 liranın, İzmir’de 97 liranın üzerine çıkıldı.
Bir litre yakıtın 100 liraya yaklaşmasını sıradanlaştırmamak lazım.
Çünkü insanın alıştığı her fiyat…
Bir süre sonra normal görünmeye başlıyor.
Asıl tehlike de burada.
Gelelim Vadi’ye
Bir de son birkaç gündür yeniden konuşulan Kurtlar Vadisi meselesi var.
Kaşif Kozinoğlu’nun 2011’de Silivri Cezaevi’nde ölümüne ilişkin soruşturma yeniden açıldı.
Ve soruşturma kapsamında Kurtlar Vadisi senaristleri Raci Şaşmaz, Bahadır Özdener ve Cüneyt Aysan 14 Eylül’de “bilgi sahibi” sıfatıyla ifade verdi.
Neden?
Çünkü dizideki “Kazım Kaşifoğlu” karakteriyle gerçek hayattaki Kaşif Kozinoğlu arasında yıllardır birtakım paralellikler kuruluyor.
Özellikle cezaevi sahneleri…
Karakterin başına gelenler…
Ve gerçek hayattaki ölümün zamanlaması…
Savcılığın dikkatini çekmiş durumda.
Buraya kadar gerçek.
Bundan sonrası ise dikkat gerektiriyor.
“FETÖ izi var” demek kolay
Şimdi bazıları çıkıyor:
“Kurtlar Vadisi zaten FETÖ projesiydi.”
Hop.
Bir dakika.
O kadar hızlı gitmeyelim.
Başka biri çıkıyor:
“Dizinin FETÖ’yle hiçbir ilgisi olamaz.”
O da hop.
Bir dakika.
Onu da bilmiyoruz.
Bugünkü tablo şu:
Bir soruşturma var.
Senaristlerin ifadeleri var.
Dizideki bazı sahnelerle gerçek olaylar arasında savcılığın incelemeye aldığı benzerlikler var.
Buna karşılık Raci Şaşmaz, yapımın herhangi bir legal ya da illegal güç odağıyla bağlantısı olduğu yönündeki iddiaları reddediyor; senaryoların açık kaynaklar ve toplumsal gelişmeler üzerinden hazırlandığını söylüyor.
Bir de dizide “Nevzat” karakterini oynayan Nevzat Yakışırboy’un iddiası var.
Yakışırboy, Osman Sınav’ın FETÖ mensupları tarafından tehdit edildiğini ve Sınav’ın onlarla hareket etmek istemediğini öne sürdü.
Ama bunun altını özellikle çizelim:
Bu, Yakışırboy’un iddiası.
Kanıtlanmış bir yargı sonucu değil.
Asıl soru bence başka
Benim merak ettiğim şu:
Bir televizyon dizisi dönemin devlet içi gelişmelerine nasıl bu kadar yaklaşabiliyordu?
Gazetecilerden mi bilgi alıyordu?
Bürokratlardan mı?
Emniyet çevrelerinden mi?
İstihbarat dünyasından mı?
Yoksa Türkiye’de herkesin Ankara kulislerinde konuştuğu bilgiler senaryolaştırıldığı için bugün bize “kehanet” gibi mi geliyor?
Araştırılması gereken yer tam burası.
Çünkü “Tesadüf!” deyip kapatmak ne kadar kolaycılıksa…
“Kesin FETÖ yaptı!” deyip hüküm vermek de o kadar kolaycılık.
Savcılık soruşturmasının önemi de zaten burada.
İddia başka şeydir.
Şüphe başka şeydir.
Delil başka şeydir.
Mahkeme kararı bambaşka şeydir.
Bu dördünü aynı torbaya atarsanız ortaya hukuk çıkmaz.
Sosyal medya çıkar.
Petrol ile Kurtlar Vadisi’nin ne ilgisi var?
Hiç yok gibi.
Ama aslında küçük bir ortak noktaları var.
Türkiye’de karmaşık meseleleri tek cümleyle açıklamayı çok seviyoruz.
Benzin arttı mı?
“Petrol yüzünden.”
Kurtlar Vadisi’nde garip bir sahne mi bulundu?
“FETÖ projesiymiş.”
Oysa hayat böyle işlemiyor.
Akaryakıt fiyatında petrol var ama kur da var, vergi de var, piyasa koşulları da var.
Kurtlar Vadisi dosyasında dikkat çekici benzerlikler var ama iddialar da var, inkârlar da var, cevap bekleyen sorular da var.
Birinde hesap makinesi gerekiyor.
Diğerinde delil.
Ama ikisinde de aynı şeye ihtiyaç var:
Biraz soğukkanlılığa.
Çünkü motorinin 100 liraya yaklaşması için komplo teorisine ihtiyacımız yok.
Pompadaki tabela zaten yeterince açık.
Kurtlar Vadisi konusunda ise tam tersine…
Tabelaya değil, dosyaya bakmak gerekiyor.

YORUMLAR