Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Tolga Sezer
Tolga Sezer

Zihniyetin Enkazı! Bir Başörtüsüydü, Bir Gazeteciydi, Bir Vicdandı

Olay basit gibi görünüyor değil mi? İzmit Fethiye Caddesi’nde sıradan bir esnaf ziyareti, kalabalığın arasında görevini yapmaya çalışan bir gazeteci ve bir anda yükselen o çirkin ses. Ama işte tam da bu “basit gibi görünen” anlar, aslında bir toplumun zihniyet haritasını en net ortaya koyan aynalardır. O aynaya İzmit’ten bir kez daha bakıldı; görüntü ise ne yazık ki kirli, bulanık ve utanç verici.

Görevini yapmak için orada bulunan gazeteci meslektaşımız, sadece başörtüsü takıyor diye hedef tahtasına kondu. Onu hedef gösterenler, muhtemelen kendilerini “özgürlük” ve “demokrasi” kelimelerinin en cesur savunucuları sanıyorlar. Ama gelin görün ki, iş sözden eyleme geçince ortaya çıkan tablo tam bir zihniyet yoksulluğu. Bir kadının giyimi üzerinden yargılanması, hele ki bunu yapanların kendilerini “çağdaş” olarak konumlandıranlar olması, meseleyi sadece utanç verici olmaktan çıkarıp düpedüz müptezelliğe sürüklüyor.

Bu ülkenin hafızası tazedir. 28 Şubat’ın o karanlık günlerinde, insanların kıyafetleri üzerinden fişlendiği, inancından dolayı kapıların yüzüne kapandığı, başörtüsünün adeta bir suç unsuru gibi görüldüğü o utanç dönemi henüz zihinlerdeki yerini koruyor. Bugün İzmit’te yaşanan, o karanlık günlerin kötü bir taklidi. Üstelik bu kez “irtica” söylemiyle değil, “çoğulculuk” maskesi altında yapılıyor. Bir insanın manevi değerlerini ve giyinişini hedef alan bu kafayı, hangi ideolojik etikete sararsanız sarın, ortaya çıkacak sonuç aynıdır: Tahammülsüzlük ve kutuplaştırma.

Buradan net bir şey söyleyeyim: Bir kişinin ne giyeceğine, nasıl inanacağına, hangi değerleri benimseyeceğine karar vermek ne siyasetin ne de bir partinin taraftarlarının işidir. Hele ki bunu, sırf görevini yapmak için orada bulunan, belki de kendi dünya görüşüne hiç uymayan bir etkinliği dahi mesleki sorumlulukla takip eden bir gazeteciye yapmak, kelimenin tam anlamıyla bir zorbalıktır. O gazeteci meslektaşımız, o caddeye bir parti rozeti taşıyarak değil, objektifiyle, kalemiyle, sesiyle gitti. Onun mesleki varlığını hazmedemeyenler, aslında kendi zihinsel karanlıklarını dışa vuruyorlar.

İktidar sevdası bazılarının gözünü öyle bir kör etmiş ki, muhalefette kalmayı bir mağduriyet değil, adeta bir erdem sanıyorlar. Bu ruh halinin doğal sonucu olarak da kendilerine benzemeyen herkese saldırmayı hak görüyorlar. Oysa muhalefette olmak da iktidarda olmak da bu ülkenin siyasi ikliminin sıradan bir gerçeğidir. Buradan çıkarılacak ders; insanları hizalamak, fişlemek ya da dışlamak değil, farklılıklarıyla birlikte bir arada yaşama olgunluğunu göstermektir.

Ancak görünen o ki, bu olgunluk bazılarına hâlâ çok uzak. Bir başörtüsü üzerinden sözlü saldırıya geçmek, bir gazetecinin alandan uzaklaştırılmaya çalışılması, bu ülkenin demokrasi mücadelesinde nereden nereye geldiğini de acı bir şekilde hatırlatıyor. Demek ki, kutuplaşma rüzgârı öyle kolay dinmiyor. Demek ki, insanların dış görünüşleri üzerinden yargılanması hastalığı, yıllar geçse de kendine yeni kılıflar buluyor.

Şimdi buradan ilgili siyasi partiye ve onun yöneticilerine seslenmek gerekiyor. Sokağa inip “halkla bütünleşiyoruz” demek yetmez. Bu tür çirkin eylemlerin arkasında kimin olduğu bilinir, görülür. Eğer gerçekten demokrasiyi, hak ve özgürlükleri savunuyorsanız, önce kendi kitlenizi terbiye edeceksiniz. Görev yapan bir gazeteciye saldıran zihniyetle, kadınların kıyafeti üzerinden yargı dağıtan anlayışla aranıza mesafe koymak zorundasınız. Koyamıyorsanız, bu olayın vebalini hep birlikte taşırsınız.

Son sözüm ise o gazeteci meslektaşımıza: Görevini yapmaya çalışırken maruz kaldığı o çirkin müdahalenin tek bir anlamı vardır; cesaretin ve meslek etiğinin büyüklüğü. Başörtüsü onun inancının bir parçasıdır, mesleği ise vicdanının. İkisini de hedef alanlar bilmelidir ki, asıl karanlık o caddede bir kadının inancına uzanan o pervasız elde değil, o eli yöneten zihniyettedir. Ve tarih, bu zihniyeti her zaman kaybeden taraf olarak yazacaktır.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER