
Sosyal medyada bu aralar yeni bir akım daha yayılıyor. Bu kez herkes kendi fotoğrafını yapay zekâ uygulamalarına yüklüyor, birkaç saniye içinde 80’li yılların puslu ve nostaljik karelerine dönüşüyor.
Herkes gülüyor, paylaşıyor, “tam annemin gençlik fotoğrafı gibi” diyor.
Eğlenceli görünüyor.
Ama işin arka planında çok daha ciddi bir mesele dönüyor: Yüzümüz.
Daha doğrusu, yüzümüzün taşıdığı biyometrik veriler.
Kişisel Verileri Koruma Kurumu (KVKK) geçtiğimiz günlerde bu akıma dair bir uyarı yayınladı. Kurum, kullanıcıların yüz hatlarının, oranlarının, mimiklerinin üçüncü taraf uygulamalarca işlenebileceğini, bu verilerin nerede saklandığının çoğu zaman belirsiz kaldığını hatırlattı. Üstelik akımın yayılmasında ChatGPT adına gönderilen sahte e-postaların da payı olduğu görüldü.
Bir fotoğrafı değiştirmek kolaydır; ama bir yüzü geri almak mümkün değildir.
Burada asıl konuşmamız gereken şey aslında akımın kendisi değil, bizim her yeni trendin arkasından koşma refleksimiz. Bir şey viral olduğu an, düşünmeden katılıyoruz. Çocuklarımıza “dur, bir düşün” derken kendimiz saniyeler içinde tıklıyoruz. Dijital dünyada en çok ihmal ettiğimiz şey, aslında en çok konuştuğumuz şey: mahremiyet.
Kocaeli Bağımlılıkla Mücadele ve Rehabilitasyon Derneği (KBMDER) olarak yıllardır bağımlılığın yalnızca madde ile sınırlı olmadığını anlatıyoruz.
Ekran, onay, beğeni, viral olma isteği de bir bağımlılık biçimidir.
Bu bağımlılık bizi bazen en temel korumalarımızı bile es geçecek kadar hızlandırır.
Bir trend geldiğinde “acaba” diye durup düşünmek yerine, “ben de olayım” diyerek atlıyoruz.
Hız, bazen güvenliğin en büyük düşmanıdır.
Biyometrik veri, değiştirilemeyen veridir.
Şifrenizi unutursanız yenisini alırsınız;
ama yüzünüzü, parmak izinizi, retinanızı değiştiremezsiniz.
Kötü niyetli ellere geçtiğinde geri dönüşü olmayan bir kayıptır bu.
Üstelik bu veriler yalnızca bugün için değil, yapay zekâ modellerinin eğitiminde yıllarca kullanılabilir.
İnsan, bir trend uğruna kaç yıllık mahremiyetinden vazgeçer?
Bu sorunun cevabını çoğu zaman düşünmeden veriyoruz.
Oysa bir tık atmadan önce durup sormamız gereken sorular var:
Bu uygulamayı kim geliştirdi?
Verilerim nerede saklanacak?
Gelen e-posta gerçekten o platformdan mı geliyor?
Bu sorular sıkıcı gelebilir, ama bilinçli bir dijital vatandaşlığın ilk adımı tam da burada başlıyor.
Nostalji geçicidir, veri kalıcıdır.
KBMDER olarak ailelere, gençlere ve iş dünyasına söylediğimiz şey aslında hep aynı: Farkındalık, en güçlü korumadır.
Ekranın arkasında ne olduğunu bilmeden ekrana teslim olmayalım.
Bir fotoğraf paylaşmadan önce, bir uygulamaya izin vermeden önce, bir bağlantıya tıklamadan önce bir nefes alalım.
80’ler akımı belki birkaç hafta içinde unutulacak, yerini başka bir trend alacak.
Ama bugün verdiğimiz izinler, yıllarca bizimle kalacak.
Kıymetli okurlarım, bu akıma katılmayın demiyorum.
Sadece bir kez daha düşünün diyorum.
Bir fotoğraf, bir gülüş, bir anı uğruna neyi karşılığında verdiğinizi bilerek paylaşın.
Çünkü asıl güvenlik, engellemekte değil; bilerek hareket etmektedir.
Ömer Karataş, KBMDER Yönetim Kurulu Başkanı

YORUMLAR