Sırbistan Cumhurbaşkanı Vuçiç’in hedefindeki isim bir Türk general…
Önce meseleyi doğru koyalım.
Bu, sıradan bir NATO görevlendirmesi tartışması değildir.
Bu, Kosova’nın kuzeyindeki İbar Köprüsü üzerinden yürüyen bir egemenlik ve güç mücadelesidir.
Ve o mücadelenin tam ortasında bir Türk komutan vardır:
KFOR Komutanı Orgeneral Özkan Ulutaş.
Peki Vuçiç neden Türk generali hedef alıyor?
Çünkü mesele sadece bir köprünün araç trafiğine açılması değildir.
Mesele, o köprünün neyi temsil ettiğidir.
Kosova’nın Mitroviça şehri İbar Nehri tarafından ikiye ayrılıyor.
Güneyde Arnavutlar…
Kuzeyde Sırplar…
Yıllardır bu köprü, iki toplum arasındaki fiilî ayrımın sembollerinden biri haline gelmiş durumda.
Sırbistan ise Kosova’nın bağımsızlığını tanımıyor.
Dolayısıyla Kosova’nın kuzeyini Priştine’den mümkün olduğunca kopuk tutmak, Belgrad açısından sadece siyasi değil, stratejik bir mesele.
İşte tam burada KFOR devreye giriyor.
NATO’nun Kosova’daki barış gücü…
Ve bu gücün başında bir Türk general bulunuyor.
Orgeneral Özkan Ulutaş.
KFOR, bölgede güvenlik şartlarının oluşmasıyla birlikte İbar Köprüsü üzerindeki NATO askerlerinin kademeli olarak çekilmesine ve güvenlik sorumluluğunun Kosova polisine devredilmesine yönelik adımlar atıyor.
İşte kıyamet burada kopuyor.
Çünkü bu adımın anlamı çok açık:
Kosova kendi toprağındaki güvenliği giderek kendi kurumlarıyla sağlayabilecek hale geliyor.
Kuzey ile güney arasındaki fiilî ayrımın sembollerinden biri ortadan kalkıyor.
Kosova’nın toprak bütünlüğü güçleniyor.
Ve bundan rahatsız olan taraf belli.
Belgrad.
Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vuçiç’in NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’ye mektup yazacağını açıklaması da bu nedenle tesadüf değil.
Çünkü mesele bir köprüden çok daha büyük.
Bu köprü açılırsa ne olur?
Siyasi ve psikolojik olarak kuzey ile güney arasındaki ayrışma zayıflar.
Kosova’nın merkezi otoritesi güçlenir.
Sırpların kuzeydeki fiilî etkinlik alanı daralır.
Belgrad’ın Kosova üzerindeki manevra alanı küçülür.
İşte rahatsızlığın asıl sebebi budur.
Ve burada özellikle bir ayrıntının altını çizmek gerekiyor.
Vuçiç’in hedefindeki kişi herhangi bir komutan değil.
Bir Türk generali.
Orgeneral Özkan Ulutaş.
Üstelik KFOR tarihinde ikinci kez komutanlık görevine getirilen ilk general.
Bu tesadüf değildir.
Türkiye’nin NATO içerisindeki askerî ağırlığını ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin uluslararası operasyonlardaki tecrübesini de gösteren önemli bir tablo vardır burada.
Türkiye yıllardır Balkanlar’da sadece asker bulunduran bir ülke değildir.
Tarihî, kültürel, diplomatik ve stratejik bağları bulunan bir ülkedir.
Kosova’da Türk askerinin varlığı da bunun bir parçasıdır.
Şimdi düşünelim…
Bir Türk generalinin aldığı askerî karar, Belgrad’ı rahatsız ediyor.
Sırbistan Cumhurbaşkanı NATO Genel Sekreteri’ne mektup yazacağını söylüyor.
Peki neden?
Çünkü Türk komutanın aldığı kararın sahadaki dengeleri değiştirebilecek bir karşılığı var.
Demek ki mesele yalnızca askerî değil.
Siyaset var.
Jeopolitik var.
Egemenlik mücadelesi var.
Ve elbette Balkanlar’ın bitmeyen hesaplaşması var.
Ancak burada bir yanlış anlaşılmaya da izin vermemek gerekiyor.
KFOR Kosova’dan çekilmiyor.
NATO bölgedeki caydırıcı gücünü ortadan kaldırmıyor.
Tam tersine, güvenlik şartlarının oluştuğu alanlarda sorumluluğu yerel güvenlik kurumlarına devrederken gerektiğinde müdahale edebilecek kapasitesini koruyor.
Yani ortada bir boşluk bırakılması değil, güvenliğin normalleştirilmesi söz konusu.
Ama anlaşılan o ki bazıları için normalleşme bile tehlikeli.
Çünkü Balkanlar’da yıllardır bazı bölgeler yalnızca coğrafi sınırlarla değil, psikolojik sınırlarla da yönetiliyor.
Bir köprü kapalıysa sadece araçlar geçmez.
İnsanlar birbirinden uzaklaşır.
Ticaret durur.
Günlük hayat parçalanır.
Şehir bölünür.
Ve zamanla bölünmüşlük normalleşir.
İşte İbar Köprüsü’nün anlamı tam da burada ortaya çıkıyor.
Bir köprü açıldığında sadece araçlar geçmez.
Bazen bir ülkenin kendi toprakları üzerindeki iradesi güçlenir.
Bazen yıllardır oluşturulmuş fiilî sınırlar anlamsızlaşır.
Bazen de birilerinin yıllardır kullandığı siyasi koz elinden alınır.
Belki de asıl mesele budur.
Ve Türkiye açısından çıkarılması gereken ders çok açık:
Türk askerinin görev yaptığı her coğrafya, Türkiye’nin stratejik sorumluluk alanlarından biridir.
Bugün Kosova…
Yarın Balkanlar’ın başka bir noktası…
Öbür gün Türk dünyasının başka bir coğrafyası…
Biz artık dünyaya sadece sınırlarımızın içinden bakamayız.
Çünkü dünya Türkiye’ye kendi sınırlarımızın içinden bakmıyor.
Balkanlar’daki gelişmeler Ankara’yı ilgilendiriyor.
Kafkaslar ilgilendiriyor.
Doğu Akdeniz ilgilendiriyor.
Türkistan ilgilendiriyor.
Kuzey Kıbrıs ilgilendiriyor.
Ve bugün Kosova’da bir Türk generalinin aldığı kararın Belgrad’da siyasi tepkiye dönüşmesi de bunun en açık göstergelerinden biridir.
O nedenle Orgeneral Özkan Ulutaş’ın şahsında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin uluslararası görevlerini tartışırken bir gerçeği unutmayalım:
Türk askeri sadece nöbet tutmuyor.
Sahada Türkiye’nin caydırıcılığını da temsil ediyor.
Bazen bir silahın namlusundan daha güçlü olan şey, o silahın kullanılmasına gerek bırakmayacak askerî ve siyasi iradedir.
İşte caydırıcılık budur.
Ve bugün bir Türk generalinin attığı adım bir devlet başkanını bu kadar öfkelendiriyorsa…
O zaman o kararın arkasındaki stratejik anlamı biraz daha dikkatli okumak gerekir.
Çünkü mesele gerçekten de yalnızca bir köprü değildir.
Mesele, kimin köprü kurduğu ve kimin o köprünün kurulmasından rahatsız olduğudur.

YORUMLAR