Bir zamanlar sanayi denince aklımıza sadece dumanı tüten birkaç eski fabrika gelirdi. Kaderimize razıydık. “Dışarıdan alırız, ne olacak?” kafasındaydık.
Ama bakınız… Şu an Karadeniz’in kıyılarında, Filyos’ta, güneyin stratejik noktalarında bambaşka bir rüzgar esiyor.
Mesele sadece gaz çıkarmak, boru döşemek değil. Mesele, “biz bu işin mutfağındayız” diyebilmek. Mesele, sadece teknoloji satın alan değil, o teknolojiyi sahada bizzat uygulayan ülke pozisyonuna geçmek.
Gelelim şu Filyos meselesine… Yıllarca “Liman yapılacak, sanayi gelecek” dendi, durdu. Kimse inanmıyordu. “Yine bir seçim vaadidir” deyip geçiliyordu. Ama bugün oraya gidip baktığınızda devasa bir enerji üssü görüyorsunuz. Karadeniz’in altından gelen gazın karaya bağlandığı o devasa tesisleri görünce insan “Vay be” demeden edemiyor.
Peki, bu ne anlama geliyor? Şu anlama geliyor:
- Bir: Artık enerjide “figüran” değil, “oyun kurucu” olma yolundayız.
- İki: O bölgenin makus talihi değişiyor. İstihdam artıyor, yerel ekonomi şahlanıyor.
- Üç: Dünyaya “Benim de stratejik bir hamlem var” mesajı veriliyor.
Şunu da söylemeden geçmeyeyim: Tabii ki zorluklar var. Tabii ki maliyetler yüksek. Tabii ki bürokrasi bazen ayak bağı oluyor. Ama hepsini bir kenara bırakıp şu fotoğrafa uzaktan baktığımızda… Türkiye’nin kendi mühendisiyle, kendi teknik ekibiyle, kendi yerli ekipmanıyla (evet, o devasa su arıtma ünitelerinden tutun da RO sistemlerine kadar!) sahada olması müthiş bir özgüven patlamasıdır.
Sözün özü şudur: Yerli sanayi hamlesi, sadece siyasi bir söylem değildir. Bu bir varoluş mücadelesidir. Ve bu mücadelede “Ben de varım” diyen her teknik dokunuş, her başarılı proje, bu ülkenin geleceğine atılmış en sağlam imzadır.
Helal olsun demekten başka bir şey gelmiyor elimden.

YORUMLAR