Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Oğuzhan Kaplan
Oğuzhan Kaplan

Erdoğan’ın Amerika Ziyareti Bize Ne Söylüyor?

Mesele sadece New York’a gitmek, BM kürsüsüne çıkmak ya da birkaç diplomatik görüşme yapmak değil. Asıl mesele, Türkiye’nin masada nerede oturduğu ve söylediği sözün ne kadar karşılık bulduğu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Amerika’ya gitti.

Birleşmiş Milletler kürsüsüne çıktı.

Devlet başkanlarıyla görüştü.

Diplomasi trafiği yaptı.

Bunların hepsi haber.

Ama bana sorarsanız asıl soru şu:

Türkiye bu ziyaretin neresinde?

Yani…

Fotoğrafın mı içinde?

Masanın mı etrafında?

Yoksa masanın kurulmasında söz sahibi olan ülkelerden biri mi?

BM kürsüsündeki mesaj

Erdoğan, BM Genel Kurulu’ndaki konuşmasında Birleşmiş Milletler sisteminin uluslararası barış ve güvenliği sağlama görevini yerine getiremediğini söyledi ve küresel sistemin yeniden ele alınması gerektiğini vurguladı.

Bu, Erdoğan’ın yeni söylediği bir şey değil.

Yıllardır söylüyor.

“Dünya beşten büyüktür” çıkışının temelinde de zaten aynı itiraz var.

Şimdi mesele şu:

Bu söz yıllar önce Türkiye’nin itirazı olarak görülüyordu.

Bugün ise dünyanın farklı bölgelerindeki savaşlara, krizlere ve BM’nin bunlar karşısındaki etkisizliğine bakıldığında…

Aynı tartışmayı çok daha fazla ülkenin yaptığını görüyoruz.

Yani Erdoğan’ın yıllardır gündeme getirdiği konu artık sadece Ankara’nın meselesi değil.

Uluslararası sistemin meselesi.

Amerika ziyaretlerinde fotoğrafa değil içeriğe bakarım

Ben böyle ziyaretlerde şuna pek takılmam:

Kim karşıladı?

Kaç kişi sıraya girdi?

Hangi koltuğa oturuldu?

Fotoğrafta kim gülümsedi?

Bunlar diplomasi magazinidir.

Elbette protokolün anlamı vardır.

Ama asıl mesele değildir.

Asıl mesele şudur:

Türkiye ne söyledi?

Kiminle konuştu?

Hangi konuda ağırlık koydu?

Masadan ne çıktı?

Cumhurbaşkanlığı tarafından ziyaret öncesinde açıklanan programa göre Erdoğan’ın BM Genel Sekreteri ve çeşitli devlet ve hükümet başkanlarıyla görüşmeler yapması, ayrıca Türk-Amerikan iş çevreleri ve düşünce kuruluşu temsilcileriyle temaslarda bulunması planlandı.

İşte bakılması gereken yer burası.

Dünya artık eski dünya değil

Washington’ın tek başına yön verdiği…

Avrupa’nın peşinden geldiği…

Diğer ülkelerin de buna göre pozisyon aldığı dünya düzeni ciddi biçimde değişiyor.

Çin var.

Rusya var.

Hindistan var.

Bölgesel güçler var.

Orta Doğu yeniden şekilleniyor.

Enerji başka bir mesele.

Savunma başka bir mesele.

Göç başka bir mesele.

Ukrayna savaşı var.

İran meselesi var.

Gazze var.

Böyle bir dönemde Türkiye gibi NATO üyesi olan, Karadeniz’e kıyısı bulunan, Orta Doğu’nun tam yanında duran, Avrupa ile Asya arasında bulunan bir ülkeyi denklem dışında tutmak kolay değil.

Türkiye’nin elindeki en önemli diplomatik kartlardan biri de bu.

Erdoğan bunu biliyor

Erdoğan’ın dış politikasında yıllardır görülen bir özellik var:

Tek bir kapıya yaslanmamak.

Amerika ile konuşurken Rusya ile ilişkileri tamamen koparmamak.

Rusya ile konuşurken NATO’dan çıkmamak.

Körfez ülkeleriyle ilişkileri geliştirirken Avrupa’yı gözden çıkarmamak.

Bazen bunun maliyeti oluyor.

Bazen Washington rahatsız oluyor.

Bazen Moskova rahatsız oluyor.

Bazen Brüksel rahatsız oluyor.

Ama Ankara’nın tercih ettiği yöntem belli:

Herkesle konuşabilen bir Türkiye.

Amerika ziyaretini de biraz buradan okumak gerekiyor.

Gazze meselesi ayrı bir başlık

Erdoğan’ın uluslararası platformlarda en sert ve en ısrarlı biçimde gündeme getirdiği konuların başında Gazze geliyor.

BM kürsüsünde de uluslararası sistemin krizler karşısındaki işlevsizliğini öne çıkaran mesajlar verdi.

Burada Türkiye açısından mesele yalnızca dış politika değil.

Aynı zamanda bir diplomatik iddia var:

“Bu konuda konuşan ülkelerden biri değil, çözüm arayan aktörlerden biri olmak istiyorum.”

Bu iddianın ne ölçüde sonuç üreteceğini elbette zaman gösterecek.

Çünkü diplomasi güzel cümlelerle değil…

Sonuçlarla ölçülür.

Bir de şu var

Erdoğan’ın Amerika ziyaretlerini değerlendirirken Türkiye’de çok klasik iki yaklaşım ortaya çıkıyor.

Bir taraf:

“Muhteşem ziyaret.”

Diğer taraf:

“Hiçbir anlamı yok.”

İkisi de fazla kolaycı.

Diplomasi böyle okunmaz.

Ne her tokalaşma tarihi başarıdır…

Ne de her görüşme önemsizdir.

Bakacağımız şey belli:

Türkiye’nin talepleri neydi?

Hangi başlıklarda ilerleme sağlandı?

Ekonomi açısından ne çıktı?

Savunma ilişkilerinde ne değişti?

Bölgesel meselelerde Türkiye’nin tezleri ne kadar dikkate alındı?

Bunların cevabı varsa…

Ziyaret anlamlıdır.

Yoksa fotoğraf albümü olarak kalır.

Sonuçta mesele şu

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Amerika ziyareti bir gerçeği yeniden gösteriyor:

Türkiye artık dış politikasını yalnızca “Batı ne der?” sorusuyla kurmak istemiyor.

Ama aynı zamanda Batı ile bağlarını koparmak gibi bir çizgi de izlemiyor.

Zor olan zaten bu.

Washington’la konuşacaksın.

Moskova’yla konuşacaksın.

Brüksel’le konuşacaksın.

Pekin’le konuşacaksın.

Orta Doğu’yla konuşacaksın.

Ve bütün bunları yaparken…

Kendi çıkarını masanın üzerinde tutacaksın.

Kolay mı?

Değil.

Ama diplomasi zaten kolay olanı yapmak değildir.

Asıl mesele bundan sonrası.

Çünkü uçak Türkiye’ye döndüğünde geriye tek bir soru kalacak:

Amerika ziyaretinden Türkiye’nin hanesine somut olarak ne yazıldı?

İşte cevabını aramamız gereken soru budur.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER