Dün bu köşede, belki de pek çoğumuzun ilk kez duyduğu bir konuyu ele aldık: 1922 yazında İzmir’de kurulması planlanan İyonya Devleti’ni ve Türk ordusunun İzmir’e girişiyle bu projenin nasıl tarihe karıştığını…
Bugün, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’na giden tarihî yolculuğumuzda başka bir sorunun peşindeyiz.
Mustafa Kemal Paşa, Yunan askerlerine neden gazete attırdı?
Evet, yanlış okumadınız!
Bir tarafta silahların konuştuğu cepheler, diğer tarafta savaşın kaderini etkileyen psikolojik mücadele… Mustafa Kemal Paşa, düşmanı yalnızca silahla yenmenin değil, onun savaşma iradesini ve cephedeki moralini etkilemenin de önemini biliyordu.
Çünkü savaş, yalnızca cephede karşı karşıya gelen orduların mücadelesi değildir. Savaşın bir de insan zihninde, vicdanında ve karar mekanizmasında yaşanan tarafı vardır.
İşte Millî Mücadele yıllarından aktarılan bu olay, tam da bu noktada dikkatimizi çekiyor.
DÜŞMAN ORDUSUNUN İÇİNDEKİ ÇATLAK
1919-1922 yılları arasında Yunan ordusu Anadolu’da işgal harekâtını sürdürürken, Yunanistan’ın kendi içinde de savaşa karşı çıkan çevreler bulunuyordu. Özellikle sosyalist ve komünist hareketler, Anadolu’daki savaşın Yunan halkına yüklediği ağır bedelleri eleştiriyordu.
Yunan askerlerinin bir bölümü de savaşın nedenlerini, kendilerinden istenen fedakârlıkları ve ülkelerinin büyük güçlerle ilişkisini sorguluyordu.
Savaşa karşı çıkan yayınların askerler arasında dolaştığı, bu tür yayınların Yunanistan’daki siyasi mücadeleyle bağlantılı olduğu biliniyor. Ancak bu gazetelerin Türk ordusu tarafından uçaklarla sistemli biçimde dağıtıldığına ilişkin anlatının ayrıntıları, ayrıca kaynaklarla doğrulanmalıdır.
Aktarılan hikâyeye göre Yunan askerleri arasında dolaşan savaş karşıtı gazeteler, Yunanistan’ın Anadolu’daki savaşta İngiltere’nin çıkarları doğrultusunda hareket ettiği düşüncesini işliyordu.
Bu yayınların askerler üzerinde etkili olmasından rahatsızlık duyan Yunan komutanlığının, söz konusu gazetelerin cepheye ulaşmasını engellemeye çalıştığı anlatılıyor.
Fakat iddiaya göre gazeteler, bütün yasaklara rağmen Yunan askerlerine ulaşmaya devam ediyordu.
Peki, nasıl?
MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN STRATEJİK HESABI
Bu anlatıda asıl dikkat çekici nokta, gazetelerin Türk uçakları tarafından Yunan mevzilerine bırakıldığı iddiasıdır.
İddiaya göre Mustafa Kemal Paşa, Yunan askerlerinin kendi ülkelerindeki savaş karşıtı yayınları okumasını sağlayarak düşman ordusunun moralini etkilemeyi amaçlayan bir yöntemden yararlanmıştı.
Buradaki stratejik düşünceyi anlamak zor değil: Karşısındaki askerin yalnızca silahını değil, neden savaştığını da sorgulamasını sağlamak…
Bir asker, içinde bulunduğu savaşın gerekçelerine inancını kaybederse emirleri yerine getirme isteği de zayıflayabilir. Ancak bu, her askerin mutlaka savaştan vazgeçeceği anlamına gelmez. Askerî tarih, moralin ve psikolojik etkenlerin savaşın seyrini etkileyebildiğini gösterir.
Mustafa Kemal Paşa’nın Millî Mücadele boyunca yalnızca askerî harekâtı değil, basını, kamuoyunu ve diplomatik ilişkileri de dikkate alan bir mücadele yürüttüğü biliniyor. Millî Mücadele basını ve Anadolu Ajansı da bağımsızlık mücadelesinin yurt içinde ve dışında anlatılmasında önemli rol oynadı.
Bu nedenle söz konusu gazete anlatısının işaret ettiği temel mesele önemlidir: Savaşta bilgi, moral ve propaganda da stratejinin bir parçasıdır.
Ancak bir tarihî olayı doğru değerlendirmek için, stratejik açıdan mümkün görünmesiyle gerçekten yaşandığının belgelenmiş olmasını birbirinden ayırmak gerekir.
TRİKOUPİS’İN HATIRALARI MESELESİ
Anlatıda, Yunan ordusunun başkomutanlarından Nikolaos Trikoupis’in hatıralarında Türk askerlerinin geceleyin Yunan mevzilerine yaklaştığı ve propaganda yayınları bıraktığı yönünde ifadeler bulunduğu ileri sürülüyor.
Trikoupis, Büyük Taarruz sırasında Türk birliklerine esir düşen ve savaşın en kritik dönemlerinden birine doğrudan tanıklık eden Yunan komutanlarından biriydi. Onun esareti ve Mustafa Kemal Paşa ile karşılaşması, Millî Mücadele tarihinin önemli olayları arasında yer alır.
Bununla birlikte, gazete dağıtımıyla ilgili anlatının Trikoupis’in hatıralarında tam olarak hangi ifadelerle geçtiği, ilgili metin ve baskı üzerinden kontrol edilmelidir. Bu doğrulama yapılmadan anlatının bütün ayrıntılarını doğrudan Trikoupis’e ait kesin bir tanıklık olarak sunmak doğru olmaz.
Fakat burada üzerinde durmamız gereken daha geniş bir gerçek var: Millî Mücadele, yalnızca silahlı kuvvetlerin karşı karşıya geldiği bir savaş değildi. Aynı zamanda siyasi iradenin, haberleşmenin, kamuoyunun ve moral üstünlüğünün de önem kazandığı bir mücadeleydi.
Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğini değerlendirirken askerî kararlarla diplomatik hamleleri, basının gücünü ve milletin iradesini birbirinden koparmamak gerekir.
SAVAŞ BİR SATRANÇSA…
Savaşın yalnızca silah gücüyle kazanılmadığını tarih defalarca gösterdi. Doğru zamanda alınan karar, düşmanın planını önceden okuyabilmek, kendi kuvvetlerini doğru kullanmak ve toplumun direncini ayakta tutmak da en az askerî güç kadar önemlidir.
Mustafa Kemal Paşa’nın Millî Mücadele’deki başarısını değerlendirirken bu geniş stratejik çerçeveyi göz ardı edemeyiz.
Büyük Taarruz’un başarıya ulaşması, yalnızca 26 Ağustos 1922 sabahı başlayan askerî harekâtın değil; hazırlıkların, kararlılığın, komuta bütünlüğünün ve bağımsızlık hedefinden vazgeçmeyen bir milletin mücadelesinin sonucuydu.
9 Eylül 1922’de İzmir’in kurtuluşu, bu büyük yürüyüşün en önemli dönüm noktalarından biri oldu.
Dün İyonya Devleti girişimiyle işgali siyasi bir yapıya dönüştürmek isteyenler, Türk ordusunun ilerleyişi karşısında amaçlarına ulaşamadılar. Bugün ele aldığımız gazete anlatısı ise savaşın görünmeyen cephesini, yani bilgi ve moral mücadelesini gündeme getiriyor.
Mustafa Kemal Paşa’nın büyüklüğünü anlamak, onu yalnızca kazandığı meydan muharebeleriyle değil, Millî Mücadele’yi askerî, siyasi ve toplumsal boyutlarıyla birlikte değerlendirmekle mümkündür.
29 Ekim’e giden yol, işte bu bütünün içinden geçiyor.
Cumhuriyet, bir günde ve kendiliğinden doğmadı. Onun arkasında işgale karşı direnen bir millet, cephede mücadele eden Mehmetçik, siyasi sorumluluk üstlenen kadrolar ve bağımsızlıktan vazgeçmeyen bir irade vardı.
Dünün tarihini doğru okumak, bugünün Türkiye’sini daha iyi anlamamızı sağlar. Bunun için duyduğumuz her anlatıyı araştırmalı, tarihî belgeleri incelemeli ve gerçekleri sağlam kaynaklarla ortaya koymalıyız.
Buradan çağrımı yineliyorum: Cumhuriyet’in kuruluş tarihini öğrenin, araştırın ve çocuklarınıza anlatın. Tarihimizi sloganlarla değil, bilgiyle; kulaktan dolma hikâyelerle değil, belgelerle savunalım.
29 Ekim’e kadar bu köşede, Cumhuriyet’e giden yolun farklı dönemeçlerini ele almaya devam edeceğiz. Her yazıda geçmişin başka bir kapısını aralayacak, bağımsızlığımızın hangi mücadelelerle kazanıldığını birlikte hatırlayacağız.
Yarın bir başka tarihî konuda yeniden buluşmak üzere… Çünkü Cumhuriyet’in değerini korumanın ilk şartı, onun hangi şartlarda doğduğunu bilmektir.
Gökalp ŞENTÜRK
Strateji Uzmanı Gazeteci Yazar

YORUMLAR