Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Gökalp Şentürk
Gökalp Şentürk

Türkiye’nin Pasifik Hamlesi: Ankara’dan ASEAN’a Uzanan Yeni Jeopolitik Hat

Dünya değişiyor.

Hem de öyle sıradan bir değişimden söz etmiyorum.

Soğuk Savaş’ın ardından kurulan ve uzun yıllar boyunca tek merkezli bir güç anlayışı üzerine oturan dünya düzeni artık çatırdıyor.

Amerika Birleşik Devletleri hâlâ dünyanın en büyük askerî ve ekonomik güçlerinden biri.

Çin ise yalnızca üretim gücüyle değil; teknoloji, ticaret, finans, altyapı ve diplomasi alanlarında da küresel bir aktör olarak yükseliyor.

Rusya askerî gücü ve enerji kaynaklarıyla masadaki ağırlığını koruyor.

Hindistan kendi yükseliş hikâyesini yazıyor.

Türk Devletleri Teşkilatı giderek daha fazla önem kazanıyor.

Afrika yeni bir ekonomik ve stratejik mücadele alanına dönüşüyor.

Ve bütün bu gelişmelerin ortasında Asya, dünya siyasetinin ve ekonomisinin ağırlık merkezini kendisine doğru çekiyor.

İşte Türkiye’nin ASEAN açılımını bu büyük fotoğrafın dışında değerlendirmek büyük hata olur.

Çünkü mesele yalnızca Endonezya ile birkaç milyar dolarlık ticaret yapmak değildir.

Mesele yalnızca Malezya’ya İHA satmak değildir.

Mesele yalnızca KAAN’ın başka bir ülkenin semalarında uçması da değildir.

Asıl mesele şudur:

Türkiye, değişen dünya düzeninde kendisine yeni ve bağımsız bir stratejik alan açmaktadır.

NATO ÜYESİ TÜRKİYE, ASYA’YA NEDEN YÖNELİYOR?

Türkiye’nin NATO üyesi olması, Ankara’nın yalnızca Batı dünyasıyla ilişki kuracağı anlamına gelmez.

Tam tersine Türkiye’nin jeopolitik konumu, ona aynı anda Avrupa, Asya, Orta Doğu, Kafkasya, Balkanlar ve Afrika ile ilişki kurabilme imkânı veriyor.

Türkiye bir Avrupa ülkesi olduğu kadar bir Asya ülkesidir.

Bir Akdeniz ülkesidir.

Bir Karadeniz ülkesidir.

Bir Balkan ülkesidir.

Ve unutulmamalıdır ki Türkiye, aynı zamanda Türk Dünyası’nın merkez ülkelerinden biridir.

Dolayısıyla Ankara’nın dış politikası tek bir coğrafyaya sıkıştırılamaz.

Bugün Türkiye’nin ASEAN ile ilişkilerini geliştirmesi, NATO’dan uzaklaşmak anlamına gelmez.

Bu, Türkiye’nin tek bir merkeze bağımlı kalmadan çok yönlü dış politika yürütme iradesidir.

Ben bunu şöyle okuyorum:

Türkiye ittifak değiştirmiyor; oyun alanını genişletiyor.

Bu ayrım çok önemlidir.

Çünkü önümüzdeki yıllarda devletlerin gücü yalnızca sahip oldukları silahlarla değil, aynı zamanda kurabildikleri ilişki ağlarıyla ölçülecek.

ASEAN NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ?

ASEAN, bugün yaklaşık 690 milyon insanı temsil eden devasa bir ekonomik ve siyasi yapı.

Endonezya, Malezya, Singapur, Tayland, Vietnam ve diğer üye ülkeler yalnızca nüfuslarıyla değil, üretim kapasiteleriyle de dünyanın dikkatini çekiyor.

Çin’in yükselişiyle birlikte Güneydoğu Asya, Çin merkezli üretim zincirlerinin önemli parçalarından biri hâline geldi.

Ancak burada çok önemli bir problem ortaya çıktı.

ASEAN ülkeleri bir taraftan Çin’in ekonomik ve teknolojik ağırlığıyla karşı karşıya.

Diğer taraftan Amerika Birleşik Devletleri’nin askerî, siyasi ve ekonomik baskısıyla karşılaşıyor.

Yani bölge ülkeleri iki dev arasında sıkışmış durumda.

İşte tam bu noktada Türkiye’nin önemi ortaya çıkıyor.

Çünkü Türkiye bölge ülkelerine üçüncü bir seçenek sunabiliyor.

Ne Çin’in vesayeti, ne Amerika’nın vesayeti…

Kendi çıkarlarını koruyan, karşılıklı kazanıma dayalı bir ortaklık.

Bu, Türkiye açısından son derece önemli bir diplomatik avantajdır.

TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK GÜCÜ: SAVUNMA SANAYİİ

Türkiye’nin ASEAN coğrafyasındaki yükselişinin en önemli araçlarından biri hiç şüphesiz savunma sanayiidir.

Yıllarca Türkiye’ye savunma teknolojisi satmak istemeyenler, bugün Türkiye’nin ürettiği sistemleri satın almak isteyen ülkeleri izlemek zorunda kalıyor.

İşte değişim budur.

Bir zamanlar “Bize silah verirler mi?” diye bekleyen Türkiye, bugün başkalarının “Türkiye bize ne satabilir?” diye sorduğu ülke hâline geliyor.

İHA’lar…

SİHA’lar…

Deniz platformları…

Elektronik harp sistemleri…

Zırhlı araçlar…

Fırkateynler…

Korvetler…

Ve şimdi KAAN…

Türkiye’nin savunma sanayii artık yalnızca bir ihracat kalemi değildir.

Savunma sanayii, Türk dış politikasının stratejik araçlarından biridir.

Çünkü savunma sanayiinde yapılan bir satış, çoğu zaman yalnızca bir ürün satışından ibaret kalmaz.

Eğitim gelir.

Bakım gelir.

Lojistik gelir.

Teknoloji transferi gelir.

Ortak üretim gelir.

Yeni yatırımlar gelir.

Askerî ilişkiler gelişir.

Bürokratik temaslar artar.

Siyasi güven oluşur.

Ve sonunda ekonomik ve diplomatik ilişkilerin tamamı güçlenir.

İşte Türkiye’nin farkı burada ortaya çıkıyor.

KAAN SADECE BİR SAVAŞ UÇAĞI DEĞİLDİR

Endonezya’nın KAAN’a yönelik ilgisini yalnızca bir uçak satışı olarak görmek büyük bir stratejik yanılgıdır.

KAAN, Türkiye açısından bir teknoloji bağımsızlığı projesidir.

Endonezya açısından ise yüksek teknolojiye erişim ve savunma kapasitesini geliştirme fırsatıdır.

Burada daha önemli olan konu ise ortak üretim ve teknoloji paylaşımı anlayışıdır.

Türkiye’nin “al ve kullan” modeli yerine “gel, birlikte üretelim” yaklaşımını geliştirmesi gerekiyor.

Çünkü gerçek bağımsızlık yalnızca silaha sahip olmak değildir.

O silahı üretebilmek, geliştirebilmek, bakımını yapabilmek ve gerektiğinde kendi ihtiyaçlarına göre değiştirebilmektir.

Türkiye’nin savunma sanayiindeki asıl sıçraması da buradadır.

MALEZYA, ENDONEZYA VE TÜRKİYE

Türkiye’nin ASEAN stratejisinde Endonezya ve Malezya’nın özel bir yeri var.

Endonezya dünyanın en kalabalık Müslüman ülkesi.

Malezya ise Güneydoğu Asya’nın önemli ekonomik ve teknolojik merkezlerinden biri.

Bu ülkelerle Türkiye arasındaki ilişkiler yalnızca bugünün ihtiyaçlarından ibaret değil.

Tarihî bağlar var.

Kültürel bağlar var.

İnsani ilişkiler var.

Dini ve toplumsal yakınlıklar var.

Ve Türkiye’nin yıllardır yürüttüğü insani diplomasi var.

TİKA’nın çalışmaları…

Türkiye bursları…

AFAD’ın faaliyetleri…

Kızılay’ın insani yardımları…

Bunlar çoğu zaman manşetlere çıkmıyor.

Ama devletler arasındaki güven böyle oluşuyor.

Bir ülke size yalnızca kriz zamanlarında silah satmaya çalışıyorsa başka…

Deprem olduğunda, tsunami olduğunda, afet yaşandığında yanınızda duruyorsa başka…

İşte yumuşak güç tam olarak budur.

MALAKKA BOĞAZI’NIN ÖNEMİNİ BİLİYOR MUYUZ?

Türkiye’nin ASEAN politikasını anlamak için Malakka Boğazı’na da bakmak gerekiyor.

Çünkü Malakka Boğazı, dünya ticaretinin en kritik damarlarından biri.

Çin’in enerji ithalatında büyük öneme sahip.

Dünya ticaretinin önemli bir bölümü bu güzergâhtan geçiyor.

Dolayısıyla burada meydana gelebilecek herhangi bir güvenlik sorunu, yalnızca bölge ülkelerini değil, dünya ekonomisini etkileyebilir.

Hürmüz Boğazı’nda yaşanan herhangi bir kriz ise Malakka’nın stratejik önemini daha da artırıyor.

Burada Türkiye’nin deniz platformları, insansız deniz araçları ve savunma teknolojileri devreye giriyor.

İşte o zaman Türkiye’nin ASEAN açılımının sadece ticari bir mesele olmadığı daha net görülüyor.

Bu aynı zamanda deniz güvenliği meselesidir.

Ve deniz güvenliği artık enerji güvenliği demektir.

Enerji güvenliği ise doğrudan millî güvenliktir.

DOLAR VE FİNANSAL BAĞIMSIZLIK

Bir başka önemli mesele ise para.

Dünya ekonomisinin dolar merkezli yapısı, gelişmekte olan ülkeler açısından ciddi riskler taşıyor.

Amerikan Merkez Bankası’nın faiz kararı, dünyanın başka bir ülkesindeki ekonomiyi doğrudan etkileyebiliyor.

Washington’ın uyguladığı finansal yaptırımlar, yalnızca hedef aldığı ülkeyi değil, o ülkeyle ticaret yapan devletleri de etkileyebiliyor.

Bu nedenle ASEAN ülkelerinin yerel para birimleriyle ticaret arayışları dikkat çekici.

Türkiye’nin de bu sürecin dışında kalmaması gerekiyor.

Ancak burada dikkatli olmak zorundayız.

Mesele “doları yarın tamamen kaldıracağız” demek değildir.

Mesele tek bir para birimine bağımlılığı azaltacak alternatif mekanizmalar kurmaktır.

Türk lirası…

Yerel para birimleri…

Dijital ödeme sistemleri…

Takas mekanizmaları…

Türk Devletleri arasında ortak finansal altyapılar…

Bütün bunlar önümüzdeki dönemde daha fazla konuşulacaktır.

TÜRKİYE’NİN ASEAN AÇILIMI, TÜRK DÜNYASI’NDAN BAĞIMSIZ DÜŞÜNÜLEMEZ

Burada benim özellikle üzerinde durmak istediğim bir nokta var.

Türkiye’nin Asya açılımını yalnızca ASEAN ülkeleri üzerinden okumak eksik olur.

Çünkü Türkiye’nin önünde çok daha büyük bir Asya vizyonu bulunuyor.

Orta Asya…

Azerbaycan…

Kazakistan…

Kırgızistan…

Özbekistan…

Türkmenistan…

Hazar…

Çin…

Pakistan…

Güneydoğu Asya…

Bunların tamamı birbirinden kopuk başlıklar değildir.

Bunlar Avrasya’nın yeni jeopolitik haritasının parçalarıdır.

Türkiye eğer bu coğrafyaların tamamında ekonomik, kültürel, teknolojik ve siyasi bağlarını güçlendirebilirse ortaya çok daha büyük bir stratejik ağ çıkar.

Burada Türk Dünyası’nın rolü son derece önemlidir.

Türk Devletleri Teşkilatı’nın güçlendirilmesi…

Orta Koridor’un geliştirilmesi…

Hazar geçişli ulaştırma hatlarının güçlendirilmesi…

Türk devletleri arasında enerji ve savunma iş birliklerinin artırılması…

Ortak dijital ödeme sistemleri…

Ortak savunma sanayii projeleri…

Bunların tamamı Türkiye’nin Asya stratejisinin birbirini tamamlayan parçaları olabilir.

Turan yalnızca romantik bir tarih idealinden ibaret görülmemelidir.

21. yüzyılda Turan fikrinin ekonomik, kültürel, teknolojik ve stratejik karşılıkları da vardır.

ÇİN VE ABD ARASINDA TÜRKİYE’NİN YERİ

Türkiye burada çok hassas bir denge yürütmek zorunda.

Çin’i karşısına alarak Asya’da etkili olamaz.

ABD’yi karşısına alarak Batı’daki bütün ilişkilerini koparamaz.

Rusya’yı yok sayarak Avrasya siyasetinde etkili olamaz.

Avrupa’yı dışlayarak ekonomik hedeflerine ulaşamaz.

Dolayısıyla Türkiye’nin önünde zor ama zorunlu bir politika bulunuyor:

Denge politikası.

Ama bu denge politikasının bir şartı var:

Türkiye kendi gücünü artırmak zorunda.

Çünkü zayıf ülkeler denge politikası yapamaz.

Onlar başkalarının dengeleri içinde savrulur.

Güçlü ülkeler ise kendi dengelerini kurar.

Türkiye’nin yapması gereken tam olarak budur.

ARTIK SADECE ÜRÜN SATMAMALIYIZ

Türkiye’nin önümüzdeki dönemde ASEAN’a yönelik politikasında en önemli hedeflerden biri, yalnızca ürün satan ülke olmaktan çıkmaktır.

Ortak Ar-Ge merkezleri kurulmalı.

Ortak üniversite programları geliştirilmeli.

Savunma sanayii kümelenmeleri oluşturulmalı.

Teknoloji şirketleri ortak yatırımlara yönlendirilmeli.

Üçüncü ülkelerde ortak projeler yapılmalı.

Türk şirketleri Endonezya ve Malezya’ya yalnızca ihracat yapmak için değil, üretim yapmak için gitmeli.

Aynı şekilde ASEAN şirketleri de Türkiye’yi Avrupa, Orta Doğu, Balkanlar, Kafkasya ve Türk Dünyası pazarlarına açılan bir merkez olarak görmeli.

İşte gerçek stratejik ortaklık budur.

ÖNÜMÜZDEKİ 10 YIL

Önümüzdeki 10 yıl içerisinde dünya ekonomisinin önemli bir kısmı Asya-Pasifik’te şekillenecek.

Tedarik zincirleri değişecek.

Üretim merkezleri yeniden dağılacak.

Enerji yolları daha fazla önem kazanacak.

Deniz ticaret yollarının güvenliği kritik hâle gelecek.

Yapay zekâ ve yarı iletken teknolojileri devletler arasındaki rekabetin merkezine oturacak.

Savunma sanayii ile teknoloji arasındaki sınırlar daha da ortadan kalkacak.

Ve bütün bunların sonucunda ülkeler sadece askerî ittifaklara değil, çok katmanlı stratejik ortaklıklara ihtiyaç duyacak.

Türkiye’nin ASEAN hamlesi tam da bu nedenle önemlidir.

Bu hamle doğru yönetilirse Türkiye’nin ekonomik, diplomatik ve stratejik gücünü artırabilir.

Ama bunun için bir şart var:

Masada kazanılan diplomatik statüler, sahada gerçek projelere dönüşmelidir.

Sadece anlaşma imzalamak yetmez.

Sadece fotoğraf vermek yetmez.

Sadece zirvelere katılmak yetmez.

Üretmek gerekir.

Yatırım yapmak gerekir.

Teknoloji geliştirmek gerekir.

Finansman bulmak gerekir.

İnsan kaynağı yetiştirmek gerekir.

Ve en önemlisi, devlet aklıyla uzun vadeli düşünmek gerekir.

TÜRKİYE YENİ DÜNYANIN NERESİNDE DURACAK?

Bence asıl soru budur.

Türkiye, eski dünyanın alışkanlıklarıyla yeni dünyaya mı bakacak?

Yoksa yeni dünyanın kurucu aktörlerinden biri mi olacak?

Cevap bizim elimizde.

Türkiye’nin önünde tarihi bir fırsat var.

NATO üyeliğini korurken Asya ile ilişkilerini geliştirmek…

Türk Dünyası ile ekonomik ve siyasi bağlarını güçlendirmek…

ASEAN ülkeleriyle stratejik ortaklıklar kurmak…

Çin ile dengeli ilişkiler yürütmek…

Rusya ile Avrasya denkleminde kendi çıkarlarını korumak…

Avrupa ile ekonomik bağlarını sürdürmek…

Afrika’da yeni ortaklıklar geliştirmek…

Ve bütün bunları millî çıkarlar temelinde yapmak.

Bu, Türkiye’nin önündeki büyük stratejik görevdir.

Dünyada yeni bir düzen kuruluyor.

Kimse bize yeni düzenin hazır koltuğunu vermeyecek.

O koltuğu kendimiz inşa etmek zorundayız.

Türkiye’nin ASEAN açılımı bu nedenle yalnızca bir diplomatik başarı olarak görülmemeli.

Bu, Ankara’nın Asya’ya açılan yeni kapısıdır.

Ve belki de daha büyük bir hikâyenin başlangıcıdır.

Çünkü artık mesele yalnızca Türkiye’nin Doğu’ya bakması değildir.

Mesele, Türkiye’nin Doğu ile Batı arasında kendisine ait bir güç merkezi oluşturup oluşturamayacağıdır.

Benim kanaatim açıktır:

Türkiye, başkalarının kurduğu masalarda sandalye arayan bir ülke olmaktan çıkmalıdır.

Kendi masasını kurmalı, kendi oyununu kurmalı ve kendi geleceğini kendi iradesiyle şekillendirmelidir.

Çünkü 21. yüzyılın dünyasında güçlü olanlar, yalnızca silahı güçlü olanlar değil;

dostunu çoğaltan, ekonomisini çeşitlendiren, teknolojisini üreten, kendi savunmasını yapan ve hiçbir gücün vesayetine mahkûm olmayan devletler olacaktır.

Türkiye’nin ASEAN hamlesi işte bu büyük dönüşümün önemli adımlarından biridir.

Ve bu adım doğru okunmalıdır.

Çünkü önümüzdeki mücadele yalnızca Batı ile Doğu arasında olmayacaktır.

Asıl mücadele, yeni dünyanın nasıl şekilleneceği konusunda söz sahibi olabilme mücadelesidir.

Türkiye de bu masada mutlaka yerini almalıdır.

Hem de başkasının sandalyesinde değil, kendi sandalyesinde.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER