Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Cihan Fulser
Cihan Fulser

Zaferlerin ve Gündemin Zirve Takımıdır Fenerbahçe

Türkiye’de futbol ve spor medyasının rotasını çizen tek bir güç vardır, o da Fenerbahçe’dir. Fenerbahçe her zaman gündemin en üst sırasında, zirvesinde yer alır.

Maçtan bahsetmem lazım; Fenerbahçe oyun gücü olarak galibiyeti hak ettiği bir maçtan 1-1’lik beraberlik ile ayrıldı ve hanesine 1 puan yazdırdı.

Okurlarımdan özür dileyerek ifade ediyorum ki bu sefer ben bu son maçı tribünden değil, televizyondan seyredebildim. Orada, o atmosferde olmayı çok isterdim ama imkânım el vermedi. Bu süreçte bazı imkansızlıkları ve iletişimsizlikleri çözdüm sayılır. İnşallah bundan sonra yazılarımı, maçları sadece televizyondan veya medyadan takip ederek değil; bizzat yerinden, kendi gözlemlerimi de ekleyerek, canlı, net ve hiçbir fluluk olmadan kaleme alacağım.

Asıl Fırtına, Roma maçının hemen ardından Teknik Direktörümüz İsmail Kartal’ın canlı yayında patlattığı o şok istifa açıklaması gündemi ile Stadyum ve çevresini adeta yangın yerine çevirdi.

Camia üzerinde sebebi anlaşılamayan bu ani ayrılık kararının perde arkasını, hocanın iç dünyasındaki nedenleri ve bugünkü sıcak idari hadiseleri aşağıdaki satırlarda irdeleyeceğim. Şimdi gelin, önce bu tarihi vitrindeki dev randevuyu ve ardından geçmişten bugüne uzanan o büyük hesaplaşmayı satır satır açarak konuşalım.

AS Roma Beraberliği ve Şampiyonlar Ligi Vizyonu:
Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi lig aşamasındaki dev randevuda İtalya’nın güçlü ekibi AS Roma ile karşı karşıya geldi ve sahadan beraberlikle ayrıldı. Skor ne olursa olsun, bu takımın buralarda olması başlı başına tarihi bir yanıttır.

Fenerbahçe, en son 2008-2009 sezonunda katıldığı devler ligine, tam 18 yıl aradan sonra bu sezon (2026-2027) yeniden katılmaya hak kazanmıştır.

Play-off turunda Fransa’nın Olympique Lyonnais takımını eleyen sarı-lacivertliler, lig aşamasına kalarak bu uzun hasretine son vermiş ve asıl ait olduğu vitrine geri dönmüştür. Şimdi bu başarının arkasındaki asıl karanlık dönemi, süreci baştan alarak inceleyelim.


FETÖNÜN İKİ YAKASI BİR ARAYA GELMESİN


Fenerbahçe’nin bugün Şampiyonlar Ligi’nde olmasının değerini anlamak için, geçmişte çekilen o büyük eziyetleri, kumpasları unutmadan kayda geçirmek gerekir. 3 Temmuz süreci, Türk futbolunu derinden sarsan şike iddiaları ve ardından gelen kumpas davalarını kapsayan, 3 Temmuz 2011 tarihinde başlayan hukuki ve sportif bir süreçtir. Sürecin başladığı 3 Temmuz 2011 tarihinden bugüne tam 15 yıl 2 ay geçmiştir. Fenerbahçe’nin doğrudan Şampiyonlar Ligi gruplarına katılma hakkı kazandığı halde turnuvadan men edildiği veya engellendiği iki ana dönem bulunmaktadır:

  • 2011-2012 Sezonu: 2010-2011 sezonunu şampiyon tamamlayan Fenerbahçe, UEFA ve TFF’nin süreçleri sonucunda Şampiyonlar Ligine gidememiştir.
  • 2013-2014 ve 2014-2015 Sezonları: UEFA tarafından mahkeme sonuçları beklenmeden maalesef yanlış bir kararla Fenerbahçe’ye 2 yıl Avrupa kupalarından men cezası vermiş, bu ceza nedeniyle sarı-lacivertliler 2014 yılında Süper Lig’i şampiyon bitirmesine rağmen Şampiyonlar Ligi’ne gidememiştir.


Fenerbahçe Kulübü ve mahkeme kararlarına göre bu süreç, Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) üyeleri tarafından organize edilen planlı bir kumpastır. Daha sonraki yargı süreçlerinde söz konusu isimler hakkında FETÖ yapılanmasıyla bağlantılı çeşitli adli süreçler yürütüldü.

Bu beraat kararları Yargıtay tarafından da tamamen onanarak kesinleşmiştir. “3 Temmuz Kumpas Davası”nda sanıklara binlerce yılı bulan rekor hapis cezaları verilmiştir.

Kaldı ki Fenerbahçe’nin yaşadığı tüm bu maddi manevi derken kalbi ve ruhi acı, eziyet ve haksızlıklar tazminat davaları haline gelse de halen bitmemiştir. Yani Fenerbahçe’nin taraftarları ve Türk sporunun mağduriyeti kat be kat daha fazladır.

Bu sürecin sulh ile mahkeme kararlarına gerek kalmadan bir şekilde biteceğini tahayyül ediyorum. Bu Fenerbahçe’ye de Türk Sporuna da adaletin geç de olsa en azından bir şekilde tecelli etmesi olarak acı bir hadise şeklinde bu yakınlarda nihayetlenmesini arzu ediyorum.

FENERBAHÇE TÜRK SPORUNUN ŞİMENDİFERİDİR

Fenerbahçe Türk Sporunun yalnız lokomotifi değil aynı zamanda şimendiferidir. Neden bu şekilde söyledim anlatayım. Şimendifer, Fransızca kökenli bir kelime olup doğrudan “demir yolu” veya eski dilde “trenin bütünü” anlamına gelir. Yani gücü üreten lokomotifi değil, sistemin veya aracın kendisidir.

Bir kulüp için “sporun şimendiferi” demek, “sporun tren rayı” veya “sporun treni” demek gibi bir hadisedir. Yani Fenerbahçe O kadar büyük bir kulüptür ki Sporda bulunduğu branşlar hem ana branşlar olup hem de Olimpiyat spor dallarıdır. Dolayısıyla Sporda bu kadar büyük ve detaylı bir güç sadece lokomotif diyerek “liderlik, öncülük ve itici güç” mesajını tam olarak karşılamaz. Şimendiferidir evet. Çünkü yetiştirici, güçlendirici, Ülke sporuna katkı sağlayıcı ve Yetenek avcısı ve Performansları ortaya çıkarıcı güçleri vardır.

En yakın örneği Voleybol Milli Takımımıza baktığımızda görebiliriz. Filenin Sultanları’nın 14 kişilik ana kadrosunda tam 6 Fenerbahçe Medicana oyuncusu görev yapmıştır. Eda Erdem Dündar (Kaptan), Melissa Vargas, Hande Baladın, Saliha Şahin, Sinead Jack-Kısal, Gizem Örge. Ayrıca teknik kadroda da yardımcı antrenör Recep Vatansever ve takım menajeri Pelin Çelik ile birlikte Fenerbahçe, milli takıma toplamda 8 isim göndermiştir. Bu senenin CEV Şampiyonlar ligi finalini oynayan VakıfBank: 3, Eczacıbaşı Dynavit: 2 oyuncu ile milli takımımızda temsil edilmiştir. İtalya’nın 2. Liğinde de 1 Fenerbahçeli, yarı finale çıkan Polonya milli takımı antrenörü de Fenerbahçeliydi. Kısaca Fenerbahçe Türk spor tarihinin öncü şimendiferidir.

Düşünün ki bu sene Futbol ve Basketbolda Şampiyonlar liginde takımı olan 4 takım var. Real Madrid, Barcelona, Bayer Münih ve Fenerbahçe. Voleybolu, Kadın Basketbolu da katarsanız tek takım var Fenerbahçe.

Hatta Kadınlar ve Erkeklerde Euroleague yani Kulüpler arası Basketbol Şampiyonlar Ligini kazanmış dünyadaki tek takımdır Fenerbahçe.

Bazen Fenerbahçe’nin büyüklüğünü şu geldi, bu gitti. Diye anlatmak isteyenlere bir cevap olsun ki Fenerbahçe kadar büyüklüğünü Milletinin ve Ülkesinin Milli Menfaatlerine vakfeden başka bir anlatımla seferber eden takımdır Fenerbahçe.


KURT KIŞI GEÇİRİR AMA YEDİĞİ AYAZI UNUTMAZMIŞ

Maçın Keyfini Yaşayamadık İşte Taktik Analizi:
Şimdi gelelim asıl önemli meseleye, yani sıcak maç yazısına. Hatırlatmak gerekir; Avrupa sahnesinde Kadıköy’de en son yine bir İtalyan deviyle karşı karşıya gelmiş, Lazio’yu konuk etmiştik. Tıpkı o dönemki İtalyan direnci gibi bu maç da taktiksel bir satrançtı ve bu sezonun ilk Şampiyonlar Ligi lig aşaması randevusuydu. Maçı ekrandan izlemek, tribünde olamasam da sahadaki taktiksel gerçekleri görmemi sağladı.

Gelin maçı açıkça konuşalım: İlk yarıda sahada tutuk, oyun boyu 60 metreye kadar uzamış ve bu geniş mesafede oynamak zorunda kalan bir Fenerbahçe vardı. Mesafe uzayınca aktif mücadele düştü, takım pas kanallarını kapatamadı ve nitekim Bryan Cristante’nin 39. dakikadaki golüyle ilk yarıyı geride kapattık.

Fakat ikinci yarıda bambaşka, harika bir Fener izledik. Takım ikinci yarıda hatları birbirine yaklaştırarak oyunu 40 metreye indirdi. Henüz devre başlar başlamaz, 48. dakikada sol bek Archie Brown’ın bindirmesiyle bulduğu harika gol Kadıköy’ü adeta yıktı.

40 metrede oynamaya başlayıp aktif mücadeleye ve prese geçince Roma’yı kendi sahasına boğduk. Özellikle orta sahada basmadık yer bırakmayan İsmail Yüksek ve sağ kanatta tehlikeli akınlar geliştiren Mason Greenwood takımın en iyilerindendi. Tribünleri dolduran binlerce taraftarın yarattığı o muazzam, sağır edici Kadıköy atmosferi de eklenince İtalyan ekibini tamamen kilitledik, net pozisyonlar bulduk ve galibiyeti kaçırdık ama önemli olan skordan çok daha fazlasıydı.

Fenerbahçe, sergilediği bu dirençli futbolla; FETÖ’ye, o zamanki UEFA’nın “sıfır tolerans” söylemlerine ve zamanında sarı-lacivertlilerin Şampiyonlar Ligi’ne gitmesini men eden o dönemin federasyon üyelerine yeşil sahada gerekli en gür cevabı verdi. İşte bu yüzden burayı açmak, bu maç yazısını ve taktik analizi önemsemek gerekir.

Şimdi önümüzde milli araya kadar oynayacağımız kritik bir lig süreci var; hafta başında 14 Eylül’de Gaziantep FK deplasmanına gidiyoruz. Bu süreçte yaraları sarmak şart, çünkü Şampiyonlar Ligi’ndeki ikinci rakibimiz İngiliz ekibi Aston Villa olacak ve 14 Ekim’de İngiltere’de, Villa Park‘ta çok zorlu bir deplasman sınavına çıkacağız.


AŞK OLSUN İSMAİL KARTAL HOCA

İsmail Hoca’nın Derdi, Maç Sonrası Şok Açıklama ve Bugünkü Hadiseler:
Peki, sahadaki bu büyük mücadelenin ardından idari ve teknik olarak ne oldu? İsmail hocanın derdi neydi, burayı tüm çıplaklığıyla ekleyelim ve maçtan sonraki şok açıklama ile bugünkü hadiseleri arka arkaya sıralayalım:

  • Hadise 1: Fenerbahçe Futbol Direktörü Oğuz Çetin, Can Bartu Tesisleri’nden ayrıldı.

İsmail Kartal’ın telefonlarının kapalı olduğu ve kendisine ulaşılamadığı belirtildi. İsmail Kartal’ın telefonu kapalı, bu doğru; ancak kendisiyle iletişim kurulabiliyor. Bir şekilde oğlu veya eşi vasıtasıyla çok iyi yakın aile dostları ve eski takım arkadaşları ile birkaç iletişimci kendisine ulaşabiliyor.

  • Hadise 2: Oğuz Çetin, İsmail Kartal ile yüz yüze görüşmek için yola çıktı.

Doğru, hoca tesislerdeki antrenmana katılmayınca Anadolu Kavağı’ndaki evine gitti.

  • Hadise 3: İsmail Kartal, Fenerbahçe’nin saat 12.00’deki antrenmanına katılmadı.

Çünkü İsmail Hoca çok kırgın, kızgın ve biraz da yıkık. Büyük bir hayal kırıklığına uğramış durumda. Bu haldeyken, birçok şey açıktayken antrenmana katılmak istememesi gayet doğal ve anlaşılırdır.

  • Hadise 4: Aziz Yıldırım ve İsmail Kartal görüşme gerçekleştirmişti.

Aziz Başkan maç bitimi zaten tebrik için spor koridorlarına inmişti. Kararı ekibi ve yakın çevresi ile iletişimde olan Oğuz Kardeşim de duymuş yahut hissetmişti diyelim. Lakin İsmail Hoca bu görüşmeyi beklemeden hızlı davranınca kontrol edilemeyen bir husus gün yüzünü çıktı.

  • Hadise 5: Görüşme sonucunda Fenerbahçe’de İsmail Kartal ile devam kararı alınmıştı.

Başkan kriz yönetimi üstadıdır, bilir ve gerekli konuşmaları yaptı. Ancak sıcağı sıcağına tarafların birbirini tam duyumsadığını, hissettiğini yahut hadiseleri çözümleyebildiğini sanmıyorum. Bazen yönetim üstadları kontrolleri dışı gerçekleşen hadiseleri zaman içinde yoluna koyarlar. Bunun için ağırlıklarını hissettirler ve şefkatli davranırlar. Bence olmazsa olmaz bir sonuç olmayacağı için tamam biz bu işi çözdük demek istemiştir. Zaten hafta sonu maç var. Ne diyebilir ki, süre kısa.


GELECEK PLANLARI VE ŞİMDİ NE OLACAK?

Yenilenme, Kenetlenme ve Şampiyonluk Yürüyüşü:
İsmail Kartal’ın bugünkü antrenmana katılamamış olması bir son değildir. Söylediğim gibi; Fenerbahçe bir Cumhuriyet derken bundan bahsediyoruz.

Birçok hadise yaşanır ancak demokrasilerde mutlaka bir çözüm bulunur. Bugün antrenmana katılamadıysa yarınkine katılır. Önemli olan sporculara bu hadiseleri izah edebilmek.

Bunun için dışarıdan bir koçluk bakışı artık Fenerbahçe için şart. İletişim koordinatörlüğü için de düşüncelerim var; muhakkak bir takım değişim ve yenilikler yapmak gerekiyor en azından uygulamada ama zaman gösterecek.

 Ben milli araya kadar konunun dondurulmasını bekliyorum. Fenerbahçe’ye teknik direktör çok olabilir, ancak köprü geçerken sonuçlar da çok istenilen gibi olmasa bile parlakken at değiştirilmez.

Takım Şampiyonlar Ligi’ne kalmış. Yabancı hiçbir takıma yenilmemiş. Ligde 2 istemediği sonucu almış; sakatlıklar, transferlerin form durumu derken işler rayına girebilir.

Bence Fenerbahçe yaralarını sarar, futbolcusunu, hocasını, çalışanını suçlamadan, kırmadan güçlenerek çıkar ve sonu şampiyonluk olur. Başta Başkan Aziz Yıldırım ve Teknik Direktör İsmail Kartal dünyanın en mutlu insanı olurlar; bu da benim geleceğe bir inancım olarak şurada saklı dursun.

Amma her halükârda Bu karışıklığın devam etmesini isteyen, doğruyu da yanlışı da Fenerbahçe üzerinden tartışmaya açarak bundan kendi görünürlüğünü veya çıkarını artırmaya çalışanlar elbette olacaktır.

Bu karışıklık devam etse de ne demişler: Kurt kışı geçirir ama yediği ayazı unutmazmış. Fenerbahçe de bir yere not eder. Yine Türkiye’nin ve dünyanın en büyük ve başarılı spor kulübü olarak tarih yazmaya devam eder. Eder de arkadan bu konuşanlar nerede olur kimbilir vesselam.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER