İsrail ile Yunanistan arasında imzalanan yaklaşık 3 milyar avroluk “Aşil Kalkanı” savunma anlaşması, sıradan bir silah satışından ibaret değildir.
David’s Sling…
SPYDER…
BARAK MX…
Radarlar…
Komuta-kontrol sistemleri…
Çok katmanlı hava ve füze savunma mimarisi…
Bunların tamamı Yunanistan’ın savunma kapasitesini ciddi biçimde güçlendirecek.
Peki soru şu:
Yunanistan neden şimdi bu kadar hızlı silahlandırılıyor?
Daha önemlisi:
Bu savunma sistemi kime karşı?
Yunanistan elbette bunun bir savunma projesi olduğunu söyleyecek.
İsrail de bölgesel tehditlerden söz edecek.
Fakat devlet aklı, söylenenle yetinmez.
Haritaya bakar.
Silahın nereye konuşlandırıldığına bakar.
Kim üretiyor, kim satın alıyor, hangi ülkeler destekliyor, hangi ittifakların içerisinde bulunuyor; bunların tamamını birlikte değerlendirir.
Ve karşımıza çıkan tablo şudur:
Türkiye ile Yunanistan arasındaki Ege ve Doğu Akdeniz rekabetinin tam ortasında yeni bir askerî kapasite oluşturuluyor.
Bunu görmezden gelemeyiz.
İSRAİL’İN PARASI YOK MU?
Bu konuda da açık konuşalım.
“İsrail’in böyle bir savunma sanayisi yok” demek doğru değildir.
Tam tersine İsrail dünyanın önemli savunma sanayisi merkezlerinden biridir.
İsrail Savunma Bakanlığı, ülkenin savunma ihracatının 2025 yılında 19,2 milyar dolarla rekor kırdığını açıklıyor.
Dolayısıyla mesele “İsrail’in bu sistemi üretecek gücü var mı?” meselesi değildir.
Vardır.
Hem de ciddi biçimde vardır.
Asıl soru şudur:
İsrail neden bu kapasitesini Yunanistan’ın savunma mimarisine taşıyor?
İşte bunun üzerinde durmamız gerekiyor.
Çünkü devletler milyarlarca avroluk silah anlaşmalarını hayır işi için yapmazlar.
Her silah anlaşmasının arkasında stratejik hesap vardır.
AŞİL KALKANI SADECE BİR KALKAN MI?
Yunanistan’ın savunma yatırımları zaten uzun süredir büyüyor.
F-16 modernizasyonları…
F-35 planları…
Fransız savaş gemileri…
İsrail savunma sistemleri…
Yeni hava savunma altyapısı…
Ve şimdi Aşil Kalkanı.
Bunların her birini ayrı ayrı değerlendirdiğinizde “savunma” diyebilirsiniz.
Ama bütününü bir arada değerlendirdiğinizde ortaya başka bir gerçek çıkıyor:
Yunanistan’ın askerî kapasitesi yeniden yapılandırılıyor.
Ve bu yapılandırmada İsrail giderek daha önemli bir ortak haline geliyor.
İşte Türkiye burada dikkatli olmak zorunda.
Çünkü mesele Yunanistan’ın silahlanması değildir.
Mesele, Yunanistan’ın hangi stratejik anlayış doğrultusunda silahlandırıldığıdır.
TÜRKİYE’Yİ ÇEVRELEME HESABI MI?
Şimdi gelelim asıl meseleye.
Türkiye’nin karşısında sadece Yunanistan yok.
Doğu Akdeniz’de enerji hesapları var.
Kıbrıs var.
Libya var.
Deniz yetki alanları var.
Mavi Vatan var.
Karadeniz var.
Suriye ve Irak var.
Ve bütün bunların üzerinde Türkiye’nin giderek büyüyen savunma sanayisi ve bölgesel askerî kapasitesi var.
Türkiye artık 20-30 yıl önceki Türkiye değil.
İHA’sıyla, SİHA’sıyla, savaş gemileriyle, füzeleriyle, hava savunma sistemleriyle, deniz gücüyle kendi kararını kendi verebilen bir ülke haline geliyor.
İşte bazı başkentleri rahatsız eden gerçek budur.
Türkiye’nin kendi göbeğini kendi kesmesi.
YUNAN HALKI TÜRKİYE İLE SAVAŞMAK İSTİYOR MU?
Ben buna da açık cevap vereyim:
Hayır.
Yunan halkıyla Türk halkının birbirine düşman edilmesi, iki ülkenin de çıkarına değildir.
Ege’nin iki yakasında yaşayan insanların ortak çıkarları var.
Ticaret var.
Turizm var.
Enerji var.
Denizler var.
Ekonomi var.
Barış var.
Türkiye’nin Yunanistan halkına bakışı da bu olmalıdır.
Fakat devletler başka şeydir.
Hükümetler başka şeydir.
Silah lobileri başka şeydir.
Stratejik hesaplar başka şeydir.
Türkiye’nin söylemesi gereken şudur:
Biz sizin halkınızla kavga etmiyoruz.
Ama Türkiye’nin haklarını da kimseye pazarlık konusu yaptırmayız.
EGE’DE HUKUKU KİMSE UNUTMASIN
Burada bir başka önemli konu var.
Ege adalarının statüsü konusunda Türkiye ile Yunanistan’ın hukuki tezleri birbirinden farklı.
Türkiye, özellikle Doğu Ege adalarının silahsızlandırılmış statüsünün uluslararası antlaşmalarla güvence altına alındığını savunuyor.
Yunanistan ise Türkiye’nin bu yaklaşımını kabul etmiyor ve kendi güvenlik hakkını öne sürüyor.
Dolayısıyla burada yapılması gereken hamaset değil.
Antlaşmaları açıp önümüze koymaktır.
Lozan’ı…
1947 Paris Barış Antlaşması’nı…
İlgili bütün hükümleri…
Ve yapılan askerî faaliyetleri…
Tek tek incelemek gerekir.
Türkiye’nin hakkı varsa sonuna kadar savunulmalıdır.
Ama bunu bağırarak değil, hukukla, diplomasiyle ve caydırıcı güçle yapmak gerekir.
TÜRKİYE SAVAŞ İSTEMİYOR. AMA SAVAŞTAN KORKMUYOR.
Aradaki fark budur.
Türkiye’nin Yunanistan’a saldırmak gibi bir ihtiyacı yok.
Türkiye’nin toprak işgal etmek gibi bir hedefi yok.
Türkiye’nin başka halkların topraklarında gözü yok.
Ama Türkiye’nin kendi denizlerinde, kendi hava sahasında, kendi enerji alanlarında başkasından izin istemek gibi bir mecburiyeti de yok.
Mavi Vatan bundan ibarettir.
Türkiye’nin denizlerdeki hak ve menfaatlerini korumasıdır.
Kıbrıs Türklerinin güvenliğini sağlamaktır.
Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi denklem dışına itmeye çalışan hesaplara izin vermemektir.
İSRAİL NEYİN PEŞİNDE?
İsrail’in Yunanistan’la savunma ilişkilerini geliştirmesi elbette kendi stratejik çıkarları açısından okunmalıdır.
Devletler duygularıyla değil, çıkarlarıyla hareket eder.
İsrail Yunanistan’la ilişkilerini derinleştiriyorsa bunun bir hesabı vardır.
Yunanistan İsrail’den gelişmiş savunma teknolojileri alıyorsa bunun bir hesabı vardır.
ABD, Fransa ve Avrupa ülkeleri Yunanistan’la savunma ilişkilerini geliştiriyorsa bunun da bir hesabı vardır.
Türkiye’nin yapacağı şey ise bellidir:
Bütün hesapları masaya koymak.
Kim ne yapıyor?
Nereye yatırım yapıyor?
Hangi silahı nereye konuşlandırıyor?
Hangi ittifak hangi kapasiteyi oluşturuyor?
Bunların tamamını takip etmek.
Çünkü artık savaşlar yalnızca cephede kazanılmıyor.
Savaş başlamadan önce kazanılıyor veya kaybediliyor.
TÜRKİYE’NİN CEVABI BELLİ: GÜÇ!
Türkiye’nin cevabı savaş çığırtkanlığı değildir.
Türkiye’nin cevabı tehdit değildir.
Türkiye’nin cevabı macera hiç değildir.
Türkiye’nin cevabı güçtür.
Savunma sanayisini büyütmek.
Deniz gücünü artırmak.
Hava savunmasını güçlendirmek.
Enerji bağımsızlığını geliştirmek.
Kıbrıs’taki varlığını güçlendirmek.
Libya ile ilişkilerini sürdürmek.
Doğu Akdeniz’deki haklarını korumak.
Mavi Vatan’dan geri adım atmamak.
Ve bütün bunları yaparken diplomasi masasını da terk etmemek.
İşte devlet aklı budur.
BİZ YUNAN HALKIYLA SAVAŞ İSTEMİYORUZ
Bunu özellikle söylüyorum.
Türkiye’nin Yunan halkıyla kavgası yoktur.
Türkiye Yunanistan’ın refahını istemezlik etmiyor.
Tam tersine Türkiye’nin çıkarı, Ege’nin iki yakasında barış ve refahın hâkim olmasıdır.
Ama bunun bir şartı var:
Karşılıklı saygı.
Türkiye’nin egemenlik haklarına saygı.
Uluslararası hukuka saygı.
Türkiye’nin deniz yetki alanlarına saygı.
Kıbrıs Türklerinin haklarına saygı.
Ve Türkiye’yi çevreleme hesaplarından vazgeçmek.
Türkiye’nin söyleyeceği budur.
AŞİL KALKANI KURULDU DİYE TÜRKİYE’NİN YÜRÜYÜŞÜ DURMAZ
İsrail Yunanistan’a savunma sistemi satabilir.
Yunanistan milyarlarca avroluk silahlanma programları açıklayabilir.
ABD savaş uçakları verebilir.
Fransa savaş gemileri satabilir.
Avrupa yeni savunma projeleri geliştirebilir.
Bunların hiçbiri Türkiye’nin tarihini değiştirmez.
Coğrafyasını değiştirmez.
Haklarını ortadan kaldırmaz.
Türkiye artık başkalarının çizdiği haritalara bakarak yürüyen bir ülke değildir.
Kendi haritasını kendi çıkarları doğrultusunda okuyabilen bir ülkedir.
Ve bugün Türkiye’nin önündeki asıl mesele şudur:
Savaşa girmeden güçlü olmak.
Savaş istemeden caydırıcı olmak.
Barış isterken haklarından vazgeçmemek.
Çünkü gerçek güç budur.
Ve unutmayalım:
Türkiye savaş arayan bir ülke değildir.
Ama Türkiye’nin sabrını, barış iradesini ve diplomasi anlayışını zafiyet zannedenler, tarih boyunca olduğu gibi bugün de büyük bir yanılgının içine düşerler.
Türkiye kendi denizinde, kendi vatanında, kendi geleceğinde başkasının iznini beklemez.

YORUMLAR