Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Gökalp Şentürk
Gökalp Şentürk

Şöhretin Bedeli: Provokasyon, Yalan Ve Gerçekten Kaçış

Bazıları gazetecilik yapmaz; bağırır. Bazıları haber üretmez; kavga üretir. Bazıları gerçeğin peşinden gitmez; kendi kitlesinin duymak istediği yalanların peşinden koşar.

Bugün Türkiye’nin en ciddi meselelerinden biri yalnızca siyasetteki kutuplaşma değildir.

Daha derin bir problemle karşı karşıyayız:

Gerçeğin değersizleştirilmesi.

Bir iddia ortaya atılıyor.

Belge geliyor, “inanmıyorum” deniliyor.

Görüntü ortaya çıkıyor, “kurgu” deniliyor.

Resmî açıklama yapılıyor, “ben buna da inanmıyorum” deniliyor.

Sonra aynı insanlar kendi söyledikleri hiçbir şeyin hesabını vermeden başka bir gündeme geçiyor.

İşte asıl tehlike burada başlıyor.

Çünkü yalanın en büyük gücü, tekrar edilmesi değil; yanlış olduğu ortaya çıktığında bile sahibinin özür dilememesidir.

Arif Kocabıyık meselesi bunun son örneklerinden biri olarak kamuoyunun önünde duruyor.

Hakkında yurt dışına çıkış yasağı bulunduğu belirtilen Kocabıyık’ın, Bulgaristan’a geçmeye çalışırken bir tırın dorsesinde yakalandığına ilişkin görüntüler kamuoyuna yansıdı. Ardından kendisinin de olaya ilişkin açıklamaları gündeme geldi.

Burada mesele yalnızca bir kişinin nerede yakalandığı değildir.

Mesele, yıllarca başkalarına söylediğiniz sözlerin bir gün dönüp sizi bulmasıdır.

Çünkü insan bazen başkasına yönelttiği ithamlarla kendi karakterinin sınavına girer.

Hele hele insanlara “vatan”, “cesaret”, “korkaklık”, “ülkeyi terk etmek” üzerinden ağır sözler söylüyorsanız, kendi hayatınızda attığınız her adım daha fazla sorgulanır.

İnsan, en çok da başkalarına dağıttığı hükümlerden sınanır.

Fakat burada başka bir sorun daha var.

Bu olay üzerinden dahi “kurgu”, “tiyatro”, “devletin oyunu” gibi iddialar ortaya atılabiliyor.

Görüntü var.

Yakalanma var.

Açıklamalar var.

Ama hâlâ “Ben buna inanmıyorum” deniliyor.

İşte burada artık siyasi görüşten söz etmiyoruz.

Bir zihniyet probleminden söz ediyoruz.

Çünkü gerçek, bizim tarafımızdan söylenince gerçek; karşı taraf tarafından söylenince yalan değildir.

Gerçek, gerçektir.

Belge, belgedir.

Görüntü, görüntüdür.

Yanlış yaptıysanız da çıkıp “Yanılmışım” diyebilmek bir erdemdir.

Ne yazık ki Türkiye’de bu erdem giderek kayboluyor.

GAZETECİLİK BAĞIRMAK DEĞİLDİR

Gazetecilik başka bir şeydir.

Gazetecilik; olayın peşinden gitmektir.

Belgeye ulaşmaktır.

Tanık dinlemektir.

Sahaya inmektir.

Dosya hazırlamaktır.

Haberi doğrulamaktır.

Ve en önemlisi:

Habere kendi öfkenizi bulaştırmamaktır.

Gazetecilik okulunu, gazete koridorlarını, haber merkezlerini, matbaa kokusunu, gece nöbetlerini, saha muhabirliğini bilenler bunun ne demek olduğunu çok iyi bilir.

Bir haberin başlığı vardır.

Spotu vardır.

Mizanpajı vardır.

Fotoğrafı vardır.

Kaynağı vardır.

Doğrulaması vardır.

Ve bütün bunların üzerinde bir meslek ahlakı vardır.

Deprem bölgesinde enkazın başına gidip çaresiz insanlara “Devlet hâlâ yardım etmedi mi?” diye mikrofon uzatmakla gazetecilik yapılmaz.

Sel felaketinde yakınını kaybetmiş bir vatandaşa, acısının en sıcak yerinden soru sorarak reyting devşirmek gazetecilik değildir.

İki insanı sokağın ortasında karşı karşıya getirip birbirlerine bağırtmak, kışkırtmak, aşağılamak ve sonra bunu “sokak röportajı” diye pazarlamak da gazetecilik değildir.

Bunun adı başka bir şeydir:

Provokasyon üzerinden içerik üretmek.

Elbette dijital medya çağında herkes içerik üretebilir.

Buna kimsenin itirazı yok.

Ancak “içerik üreticisi olmak” ile “gazeteci olmak” aynı şey değildir.

Birinin milyonlarca izlenmesi, onun gazeteci olduğu anlamına gelmez.

Bir insanın yüz binlerce takipçisinin olması, söylediği her sözün doğru olduğu anlamına hiç gelmez.

Takipçi sayısı ilim değildir. İzlenme sayısı belge değildir. Alkış da hakikat değildir.

ERDOĞAN NEFRETİ ÜZERİNDEN KURULAN ŞÖHRET

Türkiye’de yıllardır bir kesim siyasal muhalefetini yalnızca Erdoğan karşıtlığı üzerinden kuruyor.

Elbette bir insan Erdoğan’ı eleştirebilir.

Hükümeti eleştirebilir.

İktidarın yanlışlarını gösterebilir.

Bunda demokrasinin gereği vardır.

Ama başka bir şey daha var:

Eleştirmek ile nefret üzerinden kariyer inşa etmek aynı şey değildir.

Sanatçıysan sanatınla konuş.

Oyuncuysan sahnedeki başarınla konuş.

Gazeteciysen haberinle konuş.

Yazarsan kaleminle konuş.

Araştırırsan belgenle konuş.

Ama üretmek yerine sürekli bağırıyor, hakaret ediyor, provoke ediyor ve yalnızca siyasi öfke üzerinden görünür olmaya çalışıyorsan burada ciddi bir problem vardır.

Çünkü şöhret çok tehlikeli bir şeydir.

İnsan bir anda kendisini olduğundan büyük görmeye başlayabilir.

“Beni herkes seviyor.”

“Ben konuşursam Türkiye ayağa kalkar.”

“Ben bir şey söylersem milyonlar arkamdan gelir.”

İşte insanın kendisini kaybettiği yer tam burasıdır.

Siyaset de böyle isimleri sever.

Çünkü kolay kullanılabilirler.

Bir dönem alkışlanırlar.

Bir dönem kürsülere taşınırlar.

Bir dönem aday yapılırlar.

Bir dönem kitaplarının önsözleri ünlü siyasetçilere yazdırılır.

Sonra?

Kullanım süresi bittiğinde herkes sessizleşir.

Bugün yaşanan tablo biraz da bunu gösteriyor.

Dün sahiplenenlerin bugün sessiz kalması tesadüf değildir.

Çünkü siyaset dünyasında da medya dünyasında da şöhretin en acı tarafı şudur:

Seni alkışlayan kalabalık, düşerken seni tutmak zorunda değildir.

EN BÜYÜK SORUN: KİMSE ÖZÜR DİLEMİYOR

Türkiye’de yıllardır çeşitli konularda iddialar ortaya atıldı.

“128 milyar dolar kayboldu” denildi.

TOGG için “seçim yatırımı” denildi.

İstanbul Havalimanı için “israf” denildi.

Şehir hastaneleri üzerinden sayısız iddia ortaya atıldı.

Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve Kuzey Marmara Otoyolu üzerinden kıyamet senaryoları yazıldı.

Savunma sanayi projeleri küçümsendi.

KAAN için, MİLGEM için, TCG Anadolu için olmadık iddialar ortaya atıldı.

Bugün bunların önemli bir kısmı hayatın içerisinde.

İnsanlar o yolları kullanıyor.

O hastanelerde tedavi görüyor.

O havalimanından uçuyor.

TOGG yollarda.

Savunma sanayii ürünleri gökyüzünde, denizde ve karada görev yapıyor.

Peki bütün bunları yıllarca eleştirenler ne yaptı?

Çıkıp:

“Ben yanılmışım.”

dedi mi?

Çoğu demedi.

Asıl mesele budur.

Bir insan yanılabilir.

Gazeteci yanılabilir.

Siyasetçi yanılabilir.

Yazar yanılabilir.

Ama yanıldığını kabul etmek insanı küçültmez.

Tam tersine büyütür.

Fakat sürekli yanlış çıkan bir insan, her seferinde yeni bir gerekçe üretip eski iddiasını unutturuyorsa artık mesele hata olmaktan çıkar.

Bu, hakikatle kavga etmeye dönüşür.

TÜRKİYE’NİN YENİ GÜCÜ YERLİ VE MİLLÎ TEKNOLOJİ

Bütün bu tartışmaların arasında başka bir Türkiye daha yükseliyor.

Gökbey’in Emniyet Genel Müdürlüğü envanterine girmesi yalnızca bir helikopter teslimatı değildir.

Bu, Türkiye’nin yıllardır verdiği mücadelenin sonuçlarından biridir.

Çünkü mesele yalnızca helikopter sahibi olmak değildir.

Asıl mesele, o helikopterin üzerindeki sistemleri istediğiniz gibi geliştirebilmenizdir.

Yabancı bir platformda, üreticinin izin vermediği bir sistemi istediğiniz gibi entegre edemezsiniz.

Yedek parçadan yazılıma kadar bağımlılıklarınız olabilir.

Ama kendi platformunuzu geliştiriyorsanız;

kendi mühendisiniz karar verir, kendi teknolojiniz konuşur, kendi güvenlik ihtiyaçlarınız belirleyici olur.

İşte yerlilik ve millilik tam olarak budur.

Gökbey’in Emniyet envanterine girmesi bu nedenle önemlidir.

Burada emeği geçen mühendisten teknisyene, yöneticiden işçiye kadar herkesin hakkını teslim etmek gerekir.

Çünkü savunma sanayii yalnızca ekranda görünen birkaç ismin başarısı değildir.

Arka planda binlerce insanın emeği vardır.

Ve Türkiye artık sadece tüketen değil, üreten ve ihraç eden bir ülke olma yolunda ilerlemektedir.

TRABZON’DA 50 YILLIK RÜYA

Trabzon’da raylı sistem için temel atılması da aynı açıdan değerlendirilmelidir.

Karadeniz’in coğrafyası kolay değildir.

Dağ denize paralel yükselir.

Şehirler dar bir hatta sıkışır.

Turizm arttıkça trafik artar.

Ticaret büyüdükçe ulaşım ihtiyacı büyür.

Trabzon gibi bölgesel merkez niteliğindeki bir şehirde raylı sistem artık lüks değil, ihtiyaçtır.

Üstelik bu mesele dün ortaya çıkmadı.

Yaklaşık yarım asırlık bir beklentiden söz ediyoruz.

Bugün bunun için somut adım atılıyorsa, buna siyasi kavganın üzerinden değil, şehircilik ve kamu hizmeti açısından bakmak gerekir.

Aynı şekilde Bursa-İstanbul hızlı tren projesi, ulaşım yatırımları, yeni yollar ve altyapı çalışmaları da günübirlik siyasi tartışmaların ötesinde değerlendirilmelidir.

İktidarı destekleyen de eleştiren de önce şu soruyu sormalıdır:

Bu yatırım milletin hayatını kolaylaştırıyor mu?

Evetse desteklersin.

Eksikse eleştirirsin.

Yanlışsa karşı çıkarsın.

Ama sırf siyasi aidiyet nedeniyle doğruya yanlış, yanlışa doğru demek Türkiye’ye yapılabilecek en büyük kötülüktür.

TÜRKİYE’NİN YERİ SADECE BATI DEĞİL

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uluslararası temaslarına da aynı pencereden bakmak gerekiyor.

NATO’da Batılı liderlerle görüşmek başka bir şeydir.

Körfez ülkeleriyle ilişkiler kurmak başka bir şeydir.

Mekke’de bölgesel iş birliği aramak başka bir şeydir.

Şanghay İşbirliği Örgütü toplantısında Rusya ve diğer ülkelerle masaya oturmak başka bir şeydir.

Bunların hiçbirisi birbirinin alternatifi olmak zorunda değildir.

Türkiye’nin dış politikası tek kapılı bir koridor olmak zorunda değildir.

Türkiye hem Batı ile konuşabilmeli hem Doğu ile masaya oturabilmelidir.

Ankara’nın gücü de biraz buradan geliyor.

Türkiye’nin NATO üyeliği vardır.

Azerbaycan’la stratejik ilişkisi vardır.

Türk dünyasıyla bağları vardır.

Körfez’le ekonomik ilişkileri vardır.

Rusya’yla konuşmaktadır.

Asya’yla ticaret yapmaktadır.

Ve bütün bu ilişkiler içerisinde kendi çıkarını korumaya çalışmaktadır.

Buna dış politikada “denge” denir.

Bunu anlamadan yalnızca bir fotoğrafa bakıp hüküm vermek, Türkiye’nin dış politikasını okumak değil, fotoğraf yorumlamaktır.

DİNİN SOSYAL MEDYAYA TESLİM EDİLMESİ

Bir başka tehlikeli alan ise din üzerinden sosyal medya şöhreti devşirilmesidir.

Takke takmak, sakal bırakmak, güzel konuşmak, yüksek takipçi sayısına ulaşmak insanı âlim yapmaz.

Bir insanın başka bir Müslümana “sen Müslüman değilsin” demesi çok ağır bir iddiadır.

Cenneti dağıtmak, cehenneme göndermek, bir gün haram dediğine ertesi gün helal demek; dini bilgi değil, sorumsuzluktur.

İslam’ın bilgisi vardır.

İlmi vardır.

Usulü vardır.

Geleneksel birikimi vardır.

Ehliyeti vardır.

Her sosyal medya fenomeninin kendisini dinin hakemi ilan etmesi kabul edilemez.

Çünkü din, reyting yarışmasının malzemesi değildir.

İman, takipçi sayısıyla ölçülmez.

İlim, beğeni butonuyla belirlenmez.

Hele hele tekfir, bir sosyal medya tartışmasının silahı hiç değildir.

Bu nedenle toplumun burada daha dikkatli olması gerekiyor.

Kim konuşuyor?

Nereden konuşuyor?

Hangi bilgiye dayanıyor?

Kaynağı ne?

Yetkinliği ne?

Bunları sormak zorundayız.

GERÇEK BİR TANEDİR

Bugün Türkiye’nin en büyük ihtiyacı yeni bir kavga değil.

Yeni bir hakaret değil.

Yeni bir provokasyon hiç değil.

Türkiye’nin ihtiyacı hakikate dönmektir.

İnsanlar kendi mahallesinin yalanına değil, gerçeğe inanmayı öğrenmelidir.

İktidar yanlısıysan yanlış gördüğünde söyle.

Muhalifsen doğru gördüğünde teslim et.

Gazeteciysen belgeyi esas al.

Sanatçıysan sanatınla konuş.

Din adamıysan ilminle konuş.

Siyasetçiysen milletin önüne projenle çık.

Sosyal medya kullanıyorsan da insanları birbirine düşürerek değil, doğru bilgi vererek takipçi kazan.

Çünkü bugün bir kişiyi kandırabilirsiniz.

Bin kişiyi kandırabilirsiniz.

Hatta milyonları bile bir süre kandırabilirsiniz.

Ama gerçek ortaya çıktığında geriye tek bir şey kalır:

Söylediğiniz sözlerin hesabı.

Ve unutmayalım:

Gerçek bir tanedir.

Ne iktidarın gerçeğidir, ne muhalefetin.

Ne sağın gerçeğidir, ne solun.

Ne sosyal medyanın gerçeğidir, ne televizyonun.

Gerçek, gerçektir.

O yüzden bugün herkesin kendisine sorması gereken soru çok basit:

“Ben dün ne söyledim ve bugün onun arkasında durabiliyor muyum?”

Duramıyorsam yapılacak en doğru şey yeni bir yalan üretmek değil;

“Yanılmışım.”

diyebilmektir.

Çünkü insanı küçülten hata yapmak değildir.

Hatasında ısrar etmektir.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER