Her yaz aynı acıyı yaşıyoruz…
Gökyüzünü kaplayan dumanlar…
Günlerce süren alevler…
Kül olan ormanlar… Yanan sadece ağaçlar olmuyor; kuşlar, canlılar, umutlar ve geleceğimiz de yanıyor.
Yangın başladığında herkes uçakları konuşuyor, helikopterleri tartışıyor, kaç araç var diye hesap yapıyor.
Oysa gözden kaçırılan çok önemli bir gerçek var:
Bir ormanı önce insan kurtarır.
Alevlerin içine tereddüt etmeden giren ormancılar… Günlerce uyumadan mücadele eden işçiler… Mühendisler… İtfaiye ekipleri… Jandarma…
AFAD…
Sağlık görevlileri… Gönüllüler…
Onlar Yeşil Vatan’ın görünmeyen kahramanlarıdır.
Bu mücadele yalnızca teknolojiyle kazanılmaz.
Elbette güçlü hava filosu gerekir. Modern ekipman gerekir. Gelişmiş teknoloji gerekir. Ancak bütün bunları anlamlı kılan, onları kullanan eğitimli ve fedakâr insanlardır.
Bilgi olmadan olmaz…
Tecrübe olmadan olmaz…
Disiplin olmadan olmaz…
Fedakârlık olmadan hiç olmaz.
İklim değişikliğiyle birlikte artık çok daha uzun ve yıkıcı yangın sezonları yaşıyoruz. Demek ki sadece araç sayısını artırmak yetmez. Orman çalışanlarının çalışma şartları iyileştirilmeli, eğitimleri sürekli güncellenmeli, güvenlikleri ve özlük hakları güçlendirilmelidir.
Çünkü güçlü devlet, güçlü insanla ayakta durur.
Bu mücadelenin bir başka önemli gücü ise gönüllülerdir. Ancak gönüllülük sadece iyi niyet değildir.
Eğitim ister…
Organizasyon ister… Disiplin ister… Sorumluluk ister…
Kim hangi görevi yapacağını bilmeli, herkes bilgi ve yeteneğine göre sistem içinde yer almalıdır. Özellikle orman köylerinde yaşayan vatandaşlarımız bölgeyi en iyi bilen insanlardır. Doğru eğitimle desteklendiklerinde profesyonel ekipler gelinceye kadar hayati görevler üstlenebilirler.
Ve burada ayrı bir parantez açmak istiyorum.
Her büyük afette olduğu gibi orman yangınlarında da sahaya ilk koşanlardan biri yine Ülkü Ocakları olmuştur.
Kimse çağırmadan…
Kimse alkış beklemeden…
Kimse kamera aramadan…
Genç ülkücüler yangın bölgelerine koşmuş; söndürme çalışmalarına destek vermiş, görev yapan ekiplere su ve yiyecek ulaştırmış, devletinin ve milletinin yanında olmuştur.
İşte bu yüzden yıllardır aynı sözü söylüyorum:
Ülkü Ocakları bu vatanın 57. Alayıdır.
Bu söz gelişigüzel söylenmiş bir söz değildir.
57 . Alay nasıl Çanakkale’de vatan uğruna gözünü kırpmadan canını ortaya koyduysa, bugün de Ülkü Ocakları’nın yetiştirdiği gençler; depremde, selde, yangında ve milletin ihtiyaç duyduğu her anda hiçbir karşılık beklemeden sahaya inmektedir.
Bu bir siyaset meselesi değildir.
Bu, vatan sevgisinin adıdır.
Bu, millet olmanın gereğidir.
Ancak bugün yalnızca yangınlarla değil, akıllardaki sorularla da mücadele ediyoruz.
Sadece Türkiye mi yanıyor?
Hayır…
İspanya yanıyor…
Fransa yanıyor…
Yunanistan yanıyor…
Amerika’nın farklı eyaletleri yanıyor…
Dünyanın birçok bölgesinde aynı anda büyük orman yangınları yaşanıyor.
Elbette bilim insanları; aşırı sıcaklıkları, kuraklığı, iklim değişikliğini ve insan ihmallerini bu felaketlerin başlıca nedenleri arasında gösteriyor.
Fakat insan yine de bazı soruları sormadan edemiyor.
Gerçekten bütün bunlar sadece tesadüf mü?
Yoksa küresel güç dengelerinin, iklim politikalarının ve 2030 hedefleri etrafında şekillenen yeni dünya düzeninin içinde henüz göremediğimiz başka hesaplar mı var?
Aynı saatlerde, aynı gün içerisinde onlarca, hatta yüzlerce farklı noktada başlayan yangınlar ister istemez kamuoyunda soru işaretleri oluşturuyor.
Bu soruların cevabını peşin hükümle vermek doğru değildir.
Ama bu soruları hiç sormamak da doğru değildir.
Çünkü bugün tarım sadece tarım değildir.
Su sadece su değildir.
Orman sadece ağaç değildir.
Gıda güvenliği, su kaynakları, tarım alanları ve ormanlar artık ülkelerin millî güvenlik meselesidir.
Bu nedenle meydana gelen her büyük yangın yalnızca çevresel bir felaket olarak değil, aynı zamanda stratejik bir güvenlik konusu olarak da değerlendirilmelidir.
Gerçekler delillerle ortaya çıkar.
Devletin ilgili kurumları, güvenlik birimleri ve bilim insanları her ihtimali titizlikle araştırmalıdır.
Çünkü güçlü devlet sadece yangını söndürmez…
Yangının neden çıktığını da ortaya çıkarır.
Unutmayalım…
Bir orman önce insanın vicdanında yanar.
Sonra toprağa düşer.
Yine insanın emeğiyle yeşerir.
Yeşil Vatan’ın gerçek gücü; sahip olduğu uçaklar, helikopterler ya da makineler değildir.
Gerçek güç; vatanını seven insanıdır.
Ormanı koruyan da insandır…
Teknolojiyi geliştiren de insandır…
Geleceği yeşertecek olan da yine insandır.
Ve inanıyorum ki…
Bu millet, devletiyle omuz omuza verdiği sürece ne Yeşil Vatan’ını teslim eder ne de geleceğini.

YORUMLAR