Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Gökalp Şentürk
Gökalp Şentürk

NATO Sonrası Yeni Denklem: Türkiye Kuşatılıyor mu?

Lahey’de gerçekleştirilen NATO Zirvesi, yalnızca ittifakın geleceğini değil, küresel güç mücadelesinin yeni rotasını da gözler önüne serdi. Zirve sonrasında yapılan açıklamalar, savunma harcamaları, enerji güvenliği ve Orta Doğu politikaları birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’nin önümüzdeki dönemde çok daha kritik bir jeopolitik baskıyla karşı karşıya kalacağı açıkça görülmektedir.

Bugün Türkiye, doğusunda İran, güneyinde Suriye ve Irak, batısında ise Ege ve Doğu Akdeniz ekseninde aynı anda birçok cephede stratejik hesapların merkezinde bulunmaktadır. Bu tablo tesadüf değildir.

Son günlerde bazı Batılı medya kuruluşları ve düşünce kuruluşları tarafından Türkiye’nin İsrail-İran geriliminde savaşa girmeye hazırlandığı yönünde oluşturulmaya çalışılan algı operasyonları dikkat çekmektedir. Oysa Türkiye’nin devlet geleneği, maceracı dış politikadan değil; caydırıcılık, denge ve diplomatik çözüm anlayışından beslenmektedir.

Türkiye’nin savaşa sürüklenmesini isteyenlerin asıl hedefi, Ankara’yı bölgesel yalnızlığa itmek ve uluslararası kamuoyunda “istikrarsızlaştırıcı aktör” olarak göstermektir. Böylece hem ekonomik baskılar artırılacak hem de diplomatik manevra alanı daraltılacaktır.

Diğer taraftan NATO içerisinde müttefik olarak görünen bazı ülkelerin, özellikle Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’deki maksimalist taleplerine verdiği açık destek, ittifak ruhuyla bağdaşmamaktadır. Enerji kaynaklarının paylaşımı meselesi artık yalnızca ekonomik değil; doğrudan jeopolitik hâkimiyet mücadelesine dönüşmüştür.

Doğu Akdeniz’de faaliyet gösteren uluslararası enerji şirketlerinin varlığı, bölgedeki askeri hareketliliğin tesadüf olmadığını göstermektedir. Enerji koridorlarını kontrol eden güç, geleceğin siyasi ve ekonomik dengelerini de belirleyecektir.

Türkiye ise aynı anda hem Karadeniz’de Rusya ile hassas dengeyi korumaya çalışmakta hem güney sınırlarında terör örgütleriyle mücadele etmekte hem de Doğu Akdeniz’deki haklarından taviz vermemektedir. Böylesine çok yönlü bir mücadeleyi yürüten başka bir NATO ülkesi neredeyse yoktur.

İşte tam da bu nedenle Türkiye üzerinde psikolojik baskı, dezenformasyon ve diplomatik kuşatma girişimleri artmaktadır.

Ancak unutulmaması gereken önemli bir gerçek vardır.

Türkiye’nin dış politikası günübirlik gelişmelere göre şekillenmez. Binlerce yıllık devlet aklı, krizleri yönetme kabiliyeti ve güçlü savunma altyapısı, ülkemizi bölgesel hesapların pasif unsuru olmaktan çıkarmaktadır.

Önümüzdeki süreçte en büyük mücadele yalnızca sahada değil, algı savaşlarında yaşanacaktır. Türkiye’nin milli çıkarlarını hedef alan söylemlere karşı güçlü diplomasi, etkin kamuoyu yönetimi ve caydırıcı savunma kapasitesi her zamankinden daha fazla önem kazanacaktır.

Jeopolitik satrançta artık taşlar yeniden diziliyor. Bu oyunda ayakta kalacak olanlar, yalnızca güçlü ordulara sahip olanlar değil; aynı zamanda stratejik aklı, milli birlik ruhunu ve uzun vadeli vizyonunu koruyabilen devletler olacaktır.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER