Muhsin Yazıcıoğlu…
Türk siyasetinin en dürüst, en ilkeli ve en cesur isimlerinden biriydi. Hayatı boyunca dik durdu, inandığı davadan taviz vermedi. Fakat onu kaybettiğimiz 25 Mart 2009’dan bu yana milletin zihnindeki tek soru değişmedi:
Gerçekten ne oldu?
Yıllardır “kaza” denildi. Ancak her geçen yıl ortaya çıkan yeni bilgi, yeni belge ve yeni iddia; bu dosyanın sıradan bir helikopter kazası olmadığını düşündüren şüpheleri daha da büyüttü.
Bugün yürütülen soruşturmada kamuoyuna yansıyan iddialar son derece ağırdır.
İddialara göre; kaza günü görev yapan bazı kişiler ile FETÖ yapılanması arasında dikkat çekici bağlantılar araştırılıyor. Enkaz yerinin tespitine ilişkin bilgiler, kritik cihazların kaybolması ve olayın ardından yaşanan ihmaller de soruşturmanın önemli başlıkları arasında yer alıyor.
Elbette hükmü verecek olan mahkemelerdir.
Ancak şu gerçeği de görmezden gelemeyiz:
Muhsin Yazıcıoğlu dosyası hiçbir zaman toplumun vicdanında kapanmadı.
15 Temmuz’dan sonra devletin içine yıllarca sinsice yerleşen FETÖ yapılanmasının nasıl hareket ettiği açıkça görüldü. Bu nedenle geçmişte yaşanan ve cevapsız kalan her kritik olayın yeniden, önyargısız ama kararlılıkla incelenmesi artık bir tercih değil, devletin millete karşı sorumluluğudur.
Burada mesele yalnızca bir siyasi lider değildir.
Mesele, hukukun üstünlüğüdür.
Mesele, devletin hafızasıdır.
Mesele, milletin adalete olan güvenidir.
Eğer gerçekten bir sabotaj, bir organizasyon ya da delillerin karartılmasına yönelik girişimler olmuşsa, bunun hesabı kim olursa olsun hukuk önünde sorulmalıdır.
Çünkü adalet; isimlere, makamlara ya da unvanlara göre değişmez.
Muhsin Yazıcıoğlu’nun ardından geçen yıllar, acıyı azaltmadı.
Tam aksine, cevap bekleyen sorular çoğaldı.
Millet artık dedikodu değil, hakikati istiyor.
İddia değil, kesinleşmiş gerçeği görmek istiyor.
Ve en önemlisi…
Türkiye, Muhsin Yazıcıoğlu dosyasının hiçbir gölge kalmadan aydınlatılmasını istiyor.
Çünkü bazı davalar sadece bir ailenin değil, bir milletin vicdanıdır.

YORUMLAR