Sabahın henüz doğmadığı, karanlığın yeryüzünü örttüğü o sessiz saatlerde milyonlarca insan alarm kuracak.
Kimisi uykusundan vazgeçecek.
Kimisi sıcacık yatağını terk edecek.
Kimisi gözlerini açmakta zorlanacak.
Ama sonunda kalkacak…
Neden?
Çünkü sahada ay-yıldızlı forma olacak.
Çünkü ekranda Türkiye olacak.
Çünkü kalbin bir köşesinde hâlâ bu millete ait bir sevda yaşayacak.
İşte tam da burada durup düşünmemiz gerekiyor.
Bir futbol maçı için sabahın beşinde ayağa kalkabilen bir millet, neden kendi geleceği için ayağa kalkmasın?
Neden ilim için kalkmasın?
Neden namaz için kalkmasın?
Neden Türk milletinin yeniden şahlanışı için kalkmasın?
Asıl mesele budur.
Çünkü insan sevmediği şey için fedakârlık yapmaz.
İnsan değer vermediği şey uğruna uykusundan vazgeçmez.
İnsan inanmadığı bir dava uğruna mücadele etmez.
Bugün gençlerimizi suçlamak kolay.
Telefon bağımlısı demek kolay.
Sosyal medya esiri demek kolay.
Fakat mesele gençlikte değil…
Mesele gençliğin önüne hangi idealin konulduğundadır.
Bir millet gençliğine hedef vermezse, gençlik eğlenceyi hedef edinir.
Bir millet gençliğine ülkü vermezse, gençlik günübirlik heveslerin peşine düşer.
Bir millet gençliğine tarihini öğretmezse, başkalarının yazdığı tarihin figüranı olur.
Bizim ecdadımız sabaha maç için değil, vatan için kalkıyordu.
Malazgirt sabahında Sultan Alparslan’ın beyaz kefeniyle çıktığı meydanı düşünün.
Çanakkale’de sabaha kavuşup kavuşamayacağını bilmeden siperde bekleyen Mehmetçiği düşünün.
Sakarya’da günlerce aç susuz mücadele eden kahramanları düşünün.
Onlar rahat yataklarını değil, toprağın bağrını seçtiler.
Onlar uykularını değil, ömürlerini verdiler.
Bugün bize düşen, onların emanet ettiği bu vatanı sadece sevmek değil, hak etmektir.
Ve bunun yolu da önce kendimizi fethetmekten geçer.
Çünkü insanın en büyük savaşı dışarıda değil, içindedir.
En büyük düşman bazen tembelliktir.
Bazen umursamazlıktır.
Bazen bağımlılıktır.
Bazen de “yarın yaparım” diyerek ömrü tüketmektir.
İşte seher vakti bunun için önemlidir.
Çünkü seher vakti insanın Rabbine en yakın olduğu vakittir.
Sessizliğin konuştuğu vakittir.
Gözyaşının gösterişten uzak aktığı vakittir.
Kulun secdede kendi acziyetini, Allah’ın büyüklüğünü hissettiği vakittir.
Belki de bu Dünya Kupası bize sadece futbol heyecanı getirmeyecek.
Belki de nice genç ilk kez sabah ezanını bu kadar yakından duyacak.
Belki de nice genç ilk kez cami avlusunda arkadaşlarıyla omuz omuza saf tutacak.
Belki de nice anne evladının sabah namazına kalktığını görünce gözyaşı dökecek.
Belki de nice baba, yıllardır özlediği manzarayı evinin içinde yaşayacak.
İşte asıl zafer budur.
Asıl kupa budur.
Asıl şampiyonluk budur.
Kupalar paslanır.
Madalya vitrinlerde unutulur.
Skorlar hafızalardan silinir.
Ama secdeye değen bir alın, Rabbine yönelen bir gönül ve milletine hizmet etmeye karar veren bir genç nesil, geride silinmeyecek izler bırakır.
Bugün Türk gençliğine sesleniyorum:
Ey Türk genci!
Sen sosyal medyada harcanacak kadar değersiz değilsin.
Sen bağımlılıkların kölesi olacak kadar güçsüz değilsin.
Sen bu milletin bin yıllık duasısın.
Sen Alparslan’ın umudu, Fatih’in hayali, Atatürk’ün emanetisin.
Ayağa kalk!
Yalnızca maça değil…
Kitaba kalk.
Bilgiye kalk.
Üretmeye kalk.
Namaza kalk.
Milletine hizmet etmeye kalk.
Çünkü bu vatanın senden beklentisi sadece bir maç sonucu değildir.
Bu millet senden karakter bekliyor.
Bu millet senden ahlak bekliyor.
Bu millet senden mücadele bekliyor.
Ve unutma…
Bir gün Dünya Kupası bitecek.
Stadyumların ışıkları sönecek.
Tribünlerin sesleri susacak.
Ama Allah için atılan bir adım, millet için dökülen bir ter ve vatan için verilen bir emek sonsuza kadar yaşamaya devam edecek.
O yüzden bugün alarmını sadece maça kurma.
Vicdanına da kur.
İradene de kur.
Geleceğine de kur.
Çünkü maça kalkabiliyorsan;
Hayata da kalkabilirsin.
Milletine de kalkabilirsin.
Rabbine de kalkabilirsin.
Ve bir milletin yeniden dirilişine öncülük edecek ilk adımı da atabilirsin.

YORUMLAR