Bir İmparatorluk Neden Sürekli Lider Tüketiyor?
Bir zamanlar “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” olarak anılan Birleşik Krallık, bugün adeta kendi siyasi krizlerinin içinde yön arıyor.
Son on yılda İngiltere’de yaşanan başbakan değişiklikleri, yalnızca isimlerin değişmesinden ibaret değildir. Bu tablo, devlet yönetimindeki yapısal kırılmaların, ekonomik daralmanın ve toplumdaki güven kaybının dışa vurumudur.
2016 Brexit referandumu, İngiltere’nin yalnızca Avrupa Birliği’nden ayrılmasına yol açmadı. Aynı zamanda ülkenin siyasi dengesini de temelinden sarstı.
David Cameron referandumun ardından koltuğunu bıraktı.
Theresa May, Brexit çıkmazı altında ezildi.
Boris Johnson, skandalların gölgesinde görevden ayrıldı.
Liz Truss, ekonomi politikaları nedeniyle tarihin en kısa süre görev yapan başbakanlarından biri oldu.
Rishi Sunak ise ağır seçim yenilgisiyle iktidarı kaybetti.
Eğer bugün İşçi Partisi içinde de yeni bir lider arayışı yaşanıyorsa, bunun sebebi tek bir siyasetçinin başarısızlığı değildir. Sorun çok daha derindedir.
Çünkü İngiltere artık yalnızca hükümet değiştirmiyor.
Yönetim modelini sorguluyor.
Ekonomi uzun süredir beklenen toparlanmayı sağlayamıyor.
Hayat pahalılığı vatandaşın belini büküyor.
Ulusal Sağlık Sistemi (NHS), personel eksikliği ve uzun bekleme süreleriyle tarihinin en zor dönemlerinden birini yaşıyor.
Göç politikaları toplumda ciddi tartışmalar doğuruyor.
İskoçya’daki bağımsızlık talepleri ise ülkenin birlik yapısını yeniden gündeme getiriyor.
Bütün bunlar yaşanırken dış politikada da eski ağırlığını hissettiremeyen bir Londra görüyoruz.
Eskiden dünya siyasetini şekillendiren İngiltere, bugün çoğu zaman gelişmeleri takip eden konumda bulunuyor.
En dikkat çekici noktalardan biri ise başbakanların doğrudan halk tarafından seçilmemesidir.
Parlamenter sistem gereği iktidar partisinin lideri başbakan olur.
Dolayısıyla parti içindeki değişim, ülkenin yönetimini de değiştirebilir.
Bu yöntem hukuken meşrudur.
Ancak sık sık yaşanan lider değişimleri, toplumdaki güven duygusunu zedeleyebilir.
Devlet yönetiminde süreklilik, ekonomik güvenin en önemli şartlarından biridir.
Yatırımcı istikrar ister.
Piyasalar öngörülebilirlik ister.
Müttefikler güvenilir ortak arar.
Sürekli değişen liderler ise tam tersine belirsizlik üretir.
Bugün İngiltere’nin önündeki en büyük sınav da budur.
Yeni gelecek isim kim olursa olsun, yalnızca koltuğu devralmış olmayacak.
Aynı zamanda derinleşen ekonomik sorunları, sosyal huzursuzluğu ve uluslararası itibar kaybını da omuzlayacak.
Devletler yalnızca güçlü ekonomileriyle değil, güçlü kurumlarıyla ayakta kalırlar.
Siyasi istikrar kaybolduğunda en köklü demokrasiler bile ciddi sarsıntılar yaşayabilir.
İngiltere bugün tam da böyle bir dönemin içinden geçiyor.
Sorulması gereken soru şudur:
Acaba Londra yeni bir lider mi arıyor, yoksa artık yeni bir yönetim anlayışına mı ihtiyaç duyuyor?

YORUMLAR