Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Gökalp Şentürk
Gökalp Şentürk

Londra-Moskova Gerilimi: Türkiye’yi Ateşe Atacakların Dikkatine!

Dünya yine tehlikeli günlerden geçiyor.

Bir tarafta Rusya…

Diğer tarafta İngiltere ve onun arkasındaki Batı…

Ortada ise Ukrayna.

Fakat bana sorarsanız mesele artık sadece Ukrayna değil.

Mesele, giderek büyüyen bir Rusya-Batı hesaplaşmasıdır.

Ve bu hesaplaşmanın nereye kadar gideceğini kimse bilmiyor.

Rusya’nın İngiltere’ye yönelik “haritadan sileriz” anlamına gelen tehditleri işte bu nedenle ciddiye alınmalıdır.

Elbette hemen “Üçüncü Dünya Savaşı çıkıyor” demek doğru değildir.

Ama şunu da kimse inkâr edemez:

Dünya, büyük güçlerin birbirine hiç olmadığı kadar yaklaştığı tehlikeli bir döneme girmiştir.

Burada asıl sormamız gereken soru ise şudur:

Bu savaş büyürse Türkiye ne olacak?

İşte benim asıl derdim budur.

İNGİLTERE UKRAYNA’YI SEVDİĞİ İÇİN Mİ DESTEKLİYOR?

Kimse kusura bakmasın.

Ben devletlerin dış politikasını “sevgi” üzerinden okumam.

İngiltere Ukrayna’yı çok sevdiği için milyarlarca dolar ve sterlin harcamıyor.

Londra’nın bir hesabı var.

O hesap da Rusya’yı mümkün olduğu kadar çevrelemek, zayıflatmak ve Avrupa’daki hareket alanını daraltmak.

Bunun geçmişi de yeni değil.

İngiltere yüzyıllardır Avrupa’da tek bir gücün fazla büyümesine karşı çıktı.

Dün Fransa…

Sonra Almanya…

Daha sonra Sovyetler Birliği…

Bugün Rusya…

İngiliz devlet aklı değişmedi.

Sadece karşısındaki güç değişti.

Bugün Ukrayna üzerinden Rusya’yı sıkıştırıyorlar.

Rusya’nın çevresindeki NATO hattı genişliyor.

Baltıklar, Finlandiya, Norveç, Karadeniz, Ukrayna ve Kafkasya…

Haritayı açıp baktığınız zaman tablo zaten ortada.

Rusya giderek daha fazla çevreleniyor.

Peki Rusya buna sessiz mi kalacak?

Elbette kalmayacak.

Zaten kalmıyor.

RUSYA’NIN İNGİLTERE’YE MESAJI

Rusya’nın “İngiltere’yi haritadan sileriz” şeklindeki açıklamalarını ben doğrudan bir savaş ilanı olarak okumuyorum.

Bu daha çok psikolojik savaş ve caydırıcılık mesajıdır.

Moskova’nın Londra’ya söylediği aslında çok açık:

“Sen benim topraklarıma kadar uzanan silahlar gönderiyorsan, ben de senin güvenliğini tartışmaya açarım.”

İngiltere’nin Ukrayna’ya verdiği uzun menzilli silahlar meselenin rengini değiştirdi.

Çünkü artık Ukrayna sadece kendi topraklarını savunmakla kalmıyor.

Rusya’nın derinliklerindeki hedefler de vurulabiliyor.

Petrol rafinerileri…

Enerji tesisleri…

Lojistik merkezleri…

Askerî hedefler…

Bunun Rusya tarafından nasıl algılandığını anlamak için Rus olmaya gerek yok.

Siz Moskova’nın içine kadar uzanan bir saldırı kapasitesi oluşturursanız, Moskova’nın da buna karşılık vermesini beklersiniz.

Sonra ne oluyor?

Bir saldırı…

Bir misilleme…

Daha fazla silah…

Daha fazla saldırı…

Daha fazla misilleme…

Ve savaş büyüyor.

ASLINDA EN TEHLİKELİ ŞEY SAVAŞ DEĞİL, SAVAŞIN KONTROLDEN ÇIKMASI

Burada çok önemli bir ayrıntı var.

İngiltere ile Rusya’nın doğrudan savaşa gireceğini düşünmüyorum.

Çünkü iki taraf da bunun ne anlama geldiğini biliyor.

İngiltere NATO üyesi.

Rusya nükleer güç.

Dolayısıyla İngiltere’ye doğrudan yapılacak bir saldırı, NATO-Rusya çatışmasının kapısını açabilir.

Bunun sonrasını düşünmek bile istemiyorum.

Ama savaş artık sadece tankla, topla, tüfekle yapılmıyor.

Siber saldırılar var.

Sabotajlar var.

İstihbarat operasyonları var.

Enerji savaşları var.

Denizaltı kabloları var.

Ekonomik savaş var.

Dezenformasyon var.

Vekil güçler var.

İşte buna gri bölge savaşı diyorlar.

Ve bence bugün dünyanın karşı karşıya olduğu en büyük tehlike budur.

Çünkü gri bölgede yapılan bir saldırı, bir gün kontrolden çıkabilir.

Bir İngiliz askeri ölür…

Bir Rus askeri ölür…

Bir savaş gemisi vurulur…

Bir kritik altyapı sabote edilir…

Ve bir bakarsınız ki kimsenin istemediği savaş başlamış.

PEKİ TÜRKİYE?

Gelelim bizim meselemize.

Çünkü Londra’nın ne yaptığı kadar, Moskova’nın ne yaptığı kadar önemli olan bir başka şey var:

Türkiye’nin ne yapacağı!

Biz Karadeniz’in kıyısındayız.

Rusya ile komşuyuz.

Ukrayna ile komşuyuz.

Kafkasya yanı başımızda.

İran yanı başımızda.

Ortadoğu yanı başımızda.

Balkanlar yanı başımızda.

Yani bu coğrafyada çıkan hiçbir yangın bize uzak değildir.

Şimdi bir de kuzeydeki Ukrayna savaşını, güneydeki İran ve Ortadoğu gerilimleriyle birlikte düşünün.

Ne görüyorsunuz?

Türkiye’nin kuzeyinde bir savaş, güneyinde başka bir savaş ihtimali!

İşte benim korktuğum nokta burasıdır.

Çünkü savaş cepheleri birbirine yaklaşırsa Türkiye’nin etrafındaki güvenlik kuşağı paramparça olabilir.

BUNDAN KİM FAYDALANIR?

Bu soruyu sormaktan neden çekiniyoruz?

Birileri kızacak diye mi?

Hayır kardeşim!

Gazetecinin görevi zaten soru sormaktır.

Türkiye’nin çevresinde savaşlar büyürken “Bundan kim fayda sağlar?” diye soracağız.

Ortadoğu’da İran’ı meşgul eden bir savaş…

Kuzeyde Rusya’yı Batı ile karşı karşıya getiren bir savaş…

Avrupa’nın Rusya’ya odaklanması…

Türkiye’nin çevresinde sürekli büyüyen istikrarsızlık…

Bütün bunların bölgesel dengeleri değiştireceğini görmek için kahin olmaya gerek yok.

İsrail’in bölgesel hesaplarını da bu denklem içerisinde değerlendirmek zorundayız.

Bu, “her şeyin arkasında İsrail var” demek değildir.

Ama İsrail’in bölgede kendi güvenlik ve güç hesaplarını yaptığını görmezden gelmek de saflık olur.

Devletler kendi çıkarlarını düşünür.

Biz de düşünmek zorundayız.

TÜRKİYE KİMSENİN PİYONU DEĞİLDİR!

Burada çok net konuşalım.

Türkiye ne Londra’nın piyonu olmalıdır…

Ne Moskova’nın…

Ne Washington’ın…

Ne Brüksel’in…

Ne de Tel Aviv’in…

Türkiye’nin pusulası Ankara olmalıdır.

Biz başkasının hesabına göre dış politika yapamayız.

Türkiye gerektiğinde NATO ile birlikte hareket eder.

Gerektiğinde Rusya ile konuşur.

Gerektiğinde Ukrayna ile masaya oturur.

Gerektiğinde İran’la görüşür.

Çünkü devlet dediğiniz şey kavga etmek için değil, milletinin çıkarını korumak için vardır.

TÜRKİYE SAVAŞIN DEĞİL, MASANIN MERKEZİ OLMALI

Ben Türkiye’nin savaşın içine çekilmesini değil, savaşın bitirilmesinde ağırlığını koymasını istiyorum.

Çünkü bizim elimizde çok önemli bir koz var:

Diplomasi.

Türkiye daha önce Rusya ile Ukrayna arasında görüşmelerin yapılmasına öncülük etti.

Tahıl koridorunda rol aldı.

Karadeniz’de dengeyi korumaya çalıştı.

Bunlar küçümsenecek işler değildir.

Türkiye bu rolünü daha da güçlendirmelidir.

Çünkü bugün ihtiyaç duyduğumuz şey daha fazla silah değil, daha fazla akıldır.

Daha fazla tehdit değil, daha fazla diplomasi gerekir.

AMA BİR ŞEYİ DE UNUTMAYALIM!

Diplomasi yapacağız diye savunmamızı ihmal etmeyeceğiz.

Barış isteyeceğiz diye güçsüz olmayacağız.

Tam tersine…

Güçlü olacağız ki barışı biz savunalım.

Güçlü ordu…

Güçlü savunma sanayii…

Güçlü ekonomi…

Güçlü diplomasi…

Güçlü istihbarat…

Bunların hepsi bir bütün.

Bugün Türkiye’nin savunma sanayiinde attığı adımların kıymeti burada ortaya çıkıyor.

Çünkü artık Türkiye sadece kendisini koruyan değil, çevresindeki dengeleri etkileyebilen bir ülke olmak zorundadır.

BAŞKALARININ SAVAŞINDA TÜRK EVLADI ÖLMESİN!

Benim derdim budur.

Londra ile Moskova kavga edecekse kendi hesaplarını görsünler.

Washington ile Moskova hesaplaşacaksa kendi hesaplarını görsünler.

Avrupa Rusya’yla mücadele edecekse kendi hesabını yapsın.

Ama kimse Türkiye’yi kendi savaşının içine çekmeye kalkmasın.

Türk evlatları başkalarının enerji koridorları, petrol hesapları, jeopolitik projeleri veya emperyal planları uğruna ölüme gönderilecek çocuklar değildir.

Bizim Mehmetçiğimizin canı değerlidir.

Bu milletin her evladı değerlidir.

Savaş gerekiyorsa elbette savaşılır.

Ama savaşın zamanını da, yerini de, sebebini de Türkiye Cumhuriyeti Devleti belirler.

ANKARA’NIN MASASI KURULMALI

Bugün Türkiye’nin yapması gereken budur.

Londra ile Moskova arasında köprü kurabilecek…

Kiev ile Moskova’yı aynı masaya getirebilecek…

Karadeniz’de dengeyi koruyabilecek…

Kafkasya’yı okuyabilecek…

Ortadoğu’daki gelişmeleri yakından takip edebilecek…

Ve bütün bunları yaparken kendi milli menfaatinden bir milim bile taviz vermeyecek bir Türkiye…

İşte benim görmek istediğim Türkiye budur.

Başkasının masasında sandalye bekleyen değil…

Kendi masasını kuran Türkiye!

 ASIL SORU!

Bugün Londra ile Moskova birbirini tehdit ediyor.

Yarın ne olacağını kimse bilmiyor.

Ama biz bugünden düşünmek zorundayız.

Çünkü Türkiye’nin etrafındaki ateş büyüyor.

Kuzeyde savaş…

Güneyde kriz…

Doğuda hassas dengeler…

Batıda NATO-Rusya gerilimi…

Böylesine kritik bir coğrafyada Türkiye’nin hata yapma lüksü yoktur.

Bizim çocuklarımızın geleceği başkalarının hesaplarına teslim edilemez.

Bizim vatanımız başkalarının savaş planlarının parçası yapılamaz.

Bizim devletimiz başkalarının emirleriyle hareket edemez.

Türk milleti kendi kaderini kendi belirler.

Türkiye kendi kararını kendi verir.

Gerektiğinde masaya oturur.

Gerektiğinde yumruğunu masaya vurur.

Gerektiğinde savaşır.

Ama hiçbir zaman başkasının piyonu olmaz!

Çünkü Türkiye’nin büyüklüğü sadece sahip olduğu topraklardan ibaret değildir.

Bu milletin binlerce yıllık devlet geleneği vardır.

Bu milletin bir ordusu vardır.

Bu milletin bir iradesi vardır.

Ve en önemlisi…

Bu milletin bağımsız yaşama ülküsü vardır.

O yüzden Londra da Moskova da Washington da Brüksel de şunu iyi bilsin:

Türkiye’nin çevresinde hesap yapabilirsiniz.

Ama Türkiye’ye rağmen Türkiye’nin geleceğini belirleyemezsiniz!

Çünkü o gelecek, Türk milletinin iradesiyle yazılacaktır.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER