ABD’nin Gölgesi Çekilirken Türkiye Yeni Güç Merkezi mi Oluyor?
Yıllarca Ortadoğu’nun kaderini Washington belirledi…
Hangi ülke silah alacak, hangi rejim ayakta kalacak, hangi savaş başlayacak, hangi kriz bitecek; düğmeye basan hep Amerika oldu. Körfez saraylarının güvenliği Pentagon’un dosyalarında yazıldı. Petrol karşılığında güvenlik pazarlığı yapıldı.
Ama artık o eski düzen çatırdıyor.
Çünkü dünya değişiyor.
Ve değişen dünyada yalnızca parası olan değil, üretim yapan ayakta kalıyor.
Bakınız…
Bir dönem Körfez ülkeleri için Amerikan silahı almak; sadece savunma değil, aynı zamanda siyasi sigorta anlamına gelirdi. Patriot sistemleri, F-15’ler, THAAD bataryaları, milyarlarca dolarlık paketler…
Fakat son yıllarda yaşanan çatışmalar çok acı bir gerçeği ortaya çıkardı:
Maliyeti birkaç bin doları bulan kamikaze İHA’lara karşı milyonlarca dolarlık Patriot füzeleri kullanmak sürdürülebilir değildir.
İşte sistem burada çöktü.
ABD’nin pahalı, ağır işleyen ve bürokrasiye boğulmuş savunma modeli; yeni nesil savaş konseptine cevap veremedi. Körfez ülkeleri ise İran eksenli tehditleri, vekâlet savaşlarını, düşük maliyetli drone saldırılarını ve enerji tesislerine yönelik sabotaj risklerini artık her gün hissediyor.
Daha da önemlisi…
Amerika artık eskisi kadar hızlı teslimat yapamıyor.
Sipariş var ama teslim yok.
Taahhüt var ama mühimmat yok.
Söz var ama stok yok.
İşte tam bu noktada Türkiye sahneye çıktı.
Birileri hâlâ Türkiye’yi yalnızca “İHA yapan ülke” zannediyor olabilir.
Oysa mesele Bayraktar’dan çok daha büyüktür.
Türkiye bugün; savunma sanayisinde yalnızca ürün satan değil, savaş doktrinini değiştiren ülkeler arasına girmiştir.
Çünkü Ankara’nın geliştirdiği sistemler sadece ucuz değil; hızlı, esnek, sahada test edilmiş ve modern tehditlere uygun sistemlerdir.
Körfez ülkeleri bunu görüyor.
Birleşik Arap Emirlikleri Türk SİHA’larına yöneliyor.
Suudi Arabistan ortak üretim anlaşmaları peşinde koşuyor.
Katar zaten yıllardır Türkiye ile stratejik ortaklık kuruyor.
Kuveyt ve Bahreyn kısa menzilli hava savunma sistemlerinde Ankara’ya dikkat kesilmiş durumda.
Çünkü Türkiye artık sadece silah satan bir ülke değil…
Türkiye, güven veren bir üretici haline geliyor.
Ve dikkat ediniz…
Asıl mesele satılan silah değil, oluşan yeni jeopolitik eksendir.
Türkiye, Katar, Pakistan, Suudi Arabistan ve zaman zaman Mısır arasında şekillenmeye başlayan yeni güvenlik hattı; bölgede ABD-İsrail merkezli tek kutuplu düzenin alternatifi olma potansiyeli taşıyor.
Bu ne demektir biliyor musunuz?
Bu; “Bize rağmen Ortadoğu’da hiçbir denklem kurulamaz” diyen küresel akla karşı yeni bir bölgesel iradenin yükselişi demektir.
Üstelik Türkiye bunu sadece askeri güçle yapmıyor.
KAAN geliyor…
Kızılelma geliyor…
Çelik Kubbe geliyor…
MİLGEM projeleri denizlerde büyüyor…
Elektronik harp sistemleri gelişiyor…
Yerli motor projeleri ilerliyor…
Yani Türkiye artık savunma sanayisinde montaj yapan değil, teknoloji geliştiren ülke konumuna geçiyor.
İşte Batı’nın asıl rahatsızlığı da burada başlıyor.
Çünkü yıllarca “muhtaç ülke” olarak gördükleri Türkiye, şimdi oyun kuran bir devlete dönüşüyor.
Elbette abartıya da kapılmamak gerekir.
Türkiye henüz ABD’nin tam anlamıyla yerini doldurmuş değildir.
Amerika’nın küresel lojistik ağı, üs sistemi, finansal gücü ve askeri kapasitesi hâlâ devasa boyuttadır.
Ancak şu gerçeği artık kimse inkâr edemez:
Ortadoğu’da güvenlik mimarisi değişiyor.
Ve bu yeni mimarinin merkezinde Türkiye giderek daha fazla yer alıyor.
Dün Amerikan koridorlarında bekletilen devletler, bugün Ankara’nın kapısını çalıyor.
Çünkü sahada sonuç veren güç; propagandayla değil, üretimle ortaya çıkar.
Türk savunma sanayisinin yükselişi yalnızca ekonomik bir başarı değildir.
Bu aynı zamanda siyasi bağımsızlığın, teknolojik özgüvenin ve milli iradenin yeniden ayağa kalkışıdır.
Artık mesele şudur:
Türkiye yalnızca bölgesel bir oyuncu mu olacak?
Yoksa 21. yüzyılın yeni güç haritasını çizen ülkelerden biri mi olacak?
İşte bütün kavga budur.

YORUMLAR