Bir Gecelik Şantaj mı, Diplomatik Baskı mı? Tarihi Değiştiren O Gece
Tarih bazen savaşlarla değil, kimsenin görmediği odalarda alınan kararlarla değişir. Kıbrıs meselesinin en dikkat çekici dönemeçlerinden biri de işte böyle bir gecede yaşandı. Resmî kayıtlarda yalnızca “anlaşma imzalandı” yazar. Ancak yıllar sonra ortaya çıkan iddialar ve hatıratlar, o imzanın perde arkasında çok daha farklı gelişmeler yaşandığını öne sürmektedir.
Birinci bölümde, Londra Konferansı’nın ilk gününde Başpiskopos Makarios’un masayı terk ederek, “Ben buraya imzaya değil, görüşmeye geldim.” sözleriyle konferansı çıkmaza soktuğunu anlatmıştık.
Peki, yalnızca bir gece sonra ne oldu da aynı Makarios hiçbir itiraz göstermeden anlaşmayı imzaladı?
İşte bugün o gecenin izini süreceğiz.
—
Londra’da Bir Başbakan Ölümden Döndü
17 Şubat 1959 sadece konferans salonunda değil, gökyüzünde de tarihin akışını değiştiren bir gündü.
Başbakan Adnan Menderes ve Türk heyetini taşıyan uçak, yoğun sis nedeniyle Londra yakınlarında düştü.
Uçak parçalandı.
14 kişi hayatını kaybetti.
Adnan Menderes ise ağır yaralı olarak enkazdan çıkarıldı.
Dünya basını günlerce bu kazayı konuştu.
İngiliz kamuoyunda Türk heyetine yönelik güçlü bir sempati oluştu.
Hatta Menderes’in hastane odasında anlaşmayı imzalaması, diplomasi tarihine geçen sembolik bir görüntü hâline geldi.
Ancak asıl kriz hastanede değil, Londra’daki otellerden birinde yaşanıyordu.
Çünkü Makarios hâlâ imza atmıyordu.
—
Yunanistan’ın Son Uyarısı
Makarios’un direnişi yalnızca Türkiye’yi değil, Atina’yı da zor durumda bırakmıştı.
Yunanistan Başbakanı Konstantin Karamanlis, Rum liderle yaptığı görüşmede oldukça sert bir mesaj verdiği aktarılır.
Özetle…
“Eğer bu anlaşmayı reddedersen, Yunanistan bu sürecin dışında kalır.”
Bu, Makarios açısından ciddi bir baskıydı.
Çünkü Enosis hayali zaten büyük ölçüde rafa kaldırılmıştı.
Anlaşmanın tamamen çökmesi durumunda Rum tarafı uluslararası alanda yalnız kalabilirdi.
Fakat anlatılanlara göre, Makarios’u karar değiştirmeye iten tek unsur bu değildi.
—
MI6’in Gölgesi
İngiliz istihbaratının Kıbrıs üzerindeki faaliyetleri bugün artık tartışma konusu değildir.
İngiltere, adayı yalnızca bir sömürge olarak değil, Doğu Akdeniz’deki en önemli askerî ve istihbarî merkezi olarak görüyordu.
Bu nedenle Rum liderliği de, Türk tarafı da uzun yıllar yakından izlendi.
İngiliz istihbaratının bazı operasyonları, yıllar sonra yayımlanan kitaplarda ve araştırmalarda yer aldı.
Bu çalışmalar arasında, Stephen Dorril’in MI6 üzerine yazdığı eser ile eski istihbarat görevlisi Peter Wright’ın anıları da sıkça anılır.
Bu kaynaklarda, Makarios’un sürgün yıllarında çeşitli yöntemlerle takip edildiği ve hakkında kişisel nitelikte bilgiler toplandığı yönünde iddialar bulunmaktadır.
Ancak bu iddiaların tamamı resmî makamlarca doğrulanmış değildir.
Bunu özellikle vurgulamak gerekir.
—
Rauf Denktaş’ın Gündeme Taşıdığı İddia
Konuyu Türkiye’de yeniden gündeme taşıyan isim ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş oldu.
2006 yılında katıldığı bir programda, Londra Konferansı’nın perde arkasına ilişkin dikkat çekici bir anlatım yaptı.
Denktaş’ın aktardığına göre, Makarios anlaşmayı imzalamayı reddedince iki İngiliz istihbarat görevlisi gece saatlerinde kendisini ziyaret etti.
Denktaş, bu kişilerin daha sonra yayımladıkları hatıratlarda, Makarios’a sürgün dönemine ait özel fotoğrafların ellerinde bulunduğunu ve bunların basına servis edilebileceğini söylediklerinin anlatıldığını ifade etti.
Bu anlatı, kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.
Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekir.
Bu olay, çeşitli hatıratlar ve anlatımlar üzerinden gündeme gelmiş bir iddiadır; bağımsız tarihçiler arasında kesin olarak doğrulanmış bir olgu olduğu konusunda görüş birliği bulunmamaktadır.
Buna rağmen, Kıbrıs tarihinin en çok tartışılan iddialarından biri olmayı sürdürmektedir.
—
Ertesi Sabah Değişen Tavır
Tarihî gerçek ise tartışmasızdır.
Makarios, ilk gün anlaşmayı reddetti.
Ertesi sabah ise hiçbir itiraz ileri sürmeden imzayı attı.
Bu ani değişimin nedeni konusunda farklı yorumlar vardır.
Kimilerine göre Yunanistan’ın siyasî baskısı belirleyici oldu.
Kimilerine göre İngiltere devreye girdi.
Kimilerine göre ise her iki unsur birlikte etkiliydi.
Kesin olarak bildiğimiz tek şey şudur:
O imza atıldı.
Ve 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yolu açıldı.
—
İngiltere Gerçekte Ne Kazandı?
Anlaşmanın en büyük kazananı kimdi?
Bu soruya verilen cevap çoğu zaman gözden kaçırılır.
İngiltere, adanın tamamını elinde tutamadı.
Ama belki de asıl istediğini aldı.
Ağrotur ve Dikelya üsleri İngiliz egemenliğinde kaldı.
Bugün hâlâ bu üsler Birleşik Krallık’ın egemen toprağıdır.
Aradan onlarca yıl geçti.
Hükûmetler değişti.
Kıbrıs ikiye bölündü.
Soğuk Savaş bitti.
Fakat İngiliz üsleri yerinde duruyor.
Demek ki Londra’nın uzun vadeli stratejisi başarıya ulaştı.
—
İmza Atıldı Ama Sorun Çözülmedi
1960’ta kurulan ortaklık devleti, kâğıt üzerinde güçlü görünüyordu.
Türkler kurucu ortaktı.
Cumhurbaşkanı yardımcısının veto hakkı vardı.
Garantörlük sistemi güvence sağlıyordu.
Fakat tarafların zihinlerinde aynı devlet tasavvuru yoktu.
Türk tarafı ortaklık devletini kalıcı çözüm olarak görüyordu.
Rum milliyetçi çevrelerinin önemli bir bölümü ise bunu Enosis’e giden yolda geçici bir durak olarak değerlendiriyordu.
İşte bu farklı bakış açısı, ilerleyen yıllarda çok daha büyük kırılmaların habercisiydi.
Üçüncü ve son bölümde; Makarios’un 13 maddelik anayasa değişikliği girişimini, Akritas Planı’nı, Kanlı Noel’i, 1974 Barış Harekâtı’nı ve “Şantajla kurulduğu iddia edilen bir devlet neden uzun ömürlü olamadı?” sorusunu tarihî belgeler ve stratejik değerlendirmeler ışığında ele alacağız.

YORUMLAR