Dünya Kupası’nı İspanya kazandı.
Milyonlar ekran başındaydı. Kupayı kaldıran futbolcuları izlerken çoğu kişinin gözünden kaçmayan ama üzerinde yeterince durulmayan bir ayrıntı vardı.
Birçok futbolcunun elinde İspanya bayrağı yoktu.
Kimi Katalonya bayrağını taşıyordu, kimi Bask bayrağını, kimi de doğup büyüdüğü özerk bölgenin renklerini…
Daha da dikkat çekici olanı ise seremonide milli marşı söyleyen neredeyse kimsenin olmamasıydı.
Peki neden?
Çünkü bugünkü İspanya’yı sadece futbol sahasında değil, tarihin derinliklerinde okumak gerekir.
Bugünkü İspanya, tarih boyunca tek millet olarak doğmuş bir devlet değildir.
Roma İmparatorluğu’nun çöküşünün ardından Vizigot Krallığı kuruldu. Ancak 711 yılında Kuzey Afrika’dan gelen Müslüman orduların İber Yarımadası’na geçmesiyle bölgenin büyük kısmı İslam hâkimiyetine girdi. Endülüs medeniyeti yaklaşık sekiz asır boyunca Avrupa’nın en önemli bilim, kültür ve ticaret merkezlerinden biri oldu.
Bu süreçte kuzeydeki Hristiyan krallıkları ise kendi varlıklarını sürdürdü.
Kastilya…
Aragon…
Navarra…
León…
Galiçya…
Her biri farklı hanedanlar tarafından yönetiliyor, farklı hukuk sistemleri uyguluyor, kendi geleneklerini ve dillerini yaşatıyordu.
1469 yılında Kastilya Kraliçesi I. Isabella ile Aragon Kralı II. Fernando’nun evlenmesi, İspanya tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri oldu.
Bu evlilik tek bir devletin değil, iki büyük tacın siyasi ittifakıydı.
1492 yılında Granada Emirliği’nin düşmesiyle Reconquista tamamlandı ve Müslüman hâkimiyeti sona erdi. Aynı yıl Kristof Kolomb’un Amerika’ya ulaşmasıyla İspanya kısa sürede dünyanın en büyük sömürge imparatorluklarından biri hâline geldi.
Ancak dikkat edin…
İmparatorluk büyüdü…
Devlet güçlendi…
Fakat içerideki farklı kimlikler hiçbir zaman tamamen ortadan kalkmadı.
Katalanlar kendi dillerini konuşmaya devam etti.
Basklar kendi kültürlerini yaşattı.
Galiçyalılar kendi kimliklerini korudu.
Aradan yüzyıllar geçti.
1936’da patlak veren İspanya İç Savaşı’nın ardından General Francisco Franco iktidarı ele geçirdi.
1939-1975 yılları arasında süren Franco diktatörlüğü boyunca farklı kimlikler büyük baskı gördü.
Katalanca kamusal alanda yasaklandı.
Baskça yasaklandı.
Bölgesel semboller kaldırıldı.
Özerklikler ortadan kaldırıldı.
Ama tarih bize defalarca göstermiştir ki…
Kimlikler yasaklarla yok olmaz.
Franco’nun ölümünün ardından hazırlanan 1978 Anayasası, İspanya’nın kaderini değiştirdi.
Ülke, 17 özerk bölgeden oluşan yeni bir yönetime geçti.
Her bölge kendi parlamentosunu kurdu.
Eğitim, sağlık ve kültür alanlarında geniş yetkiler elde etti.
Katalanca, Baskça, Galiçyaca ve diğer bölgesel diller yeniden resmiyet kazandı.
Katalonya ile Bask Bölgesi kendi polis teşkilatlarını bile kurdu.
Yani İspanya’yı bugün ayakta tutan şey, farklılıkları inkâr etmek değil; onları anayasal düzen içinde yaşatmaktır.
İşte bugün İspanya Milli Takımı’nda gördüğünüz futbolcular da bu tarihsel mirasın çocuklarıdır.
Bir kısmı kendisini hem İspanyol hem Katalan…
Bir kısmı hem İspanyol hem Bask…
Bir kısmı ise önce yaşadığı bölgenin kimliğiyle tanımlıyor.
Bu nedenle kupayı kaldırırken yalnızca İspanya bayrağını değil, kendi bölgelerinin bayraklarını da taşıyorlar.
Peki milli marş neden söylenmiyor?
Çünkü İspanya’nın resmi milli marşı Marcha Real, dünyanın sözleri olmayan nadir milli marşlarından biridir. Farklı kimliklerin üzerinde uzlaşacağı ortak bir söz yazılamadığı için tarihî kraliyet marşı sözsüz şekilde kullanılmaya devam etmektedir.
Buradan çıkarılacak ders şudur:
Devlet olmak ile millet olmak aynı şey değildir.
Haritalar cetvelle çizilir.
Milletler ise ortak tarih, ortak hafıza, ortak ideal ve ortak aidiyetle inşa edilir.
İspanya bugün güçlü bir devlettir.
Ama hâlâ farklı kimlikleri aynı çatı altında tutmaya çalışan çok katmanlı bir toplumdur. Dünya Kupası kutlamalarında gördüğümüz bayraklar da bunun sessiz ama çok güçlü bir göstergesidir.

YORUMLAR