Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Tolga Sezer
Tolga Sezer

Her Şeyi Bildiğinizi Sanırsınız, O Sizi Çoktan Çözmüştür

Dijital çağın yeni nesil dolandırıcıları, klasik yöntemlerin çok ötesine geçmiş durumda. Uzmanların ‘bukalemun dolandırıcı’ olarak tanımladığı bu kişiler, artık sadece maddi kazanç peşinde koşmuyor; mağdurların psikolojisini, sosyal itibarını ve ruhsal bütünlüğünü hedef alan çok daha karmaşık ve sinsi bir yöntem kullanıyor. Peki, bu yeni nesil tehlike nasıl işliyor ve neden bu kadar etkili?

‘Bukalemun dolandırıcı’ benzetmesi, failin sergilediği yüksek adaptasyon ve manipülasyon kabiliyetinden geliyor. Bu kişiler, her kurbana özel bir kişilik ve hikaye kurgulama yetenekleriyle geleneksel dolandırıcılardan radikal bir şekilde ayrılıyor. Onlar için dolandırıcılık, kurbanın zihnini ele geçirdikleri bir satranç tahtası. Her mağdurun psikolojik profili (yalnızlık, para hırsı, adli korku veya itibar kaygısı) en ince detayına kadar analiz ediliyor. Fail, bu profilleme sayesinde A kişisi için yardımsever bir hayırsever, B kişisi için devletin gizli operasyonlarını yürüten vatansever bir istihbaratçı, C kişisi içinse yüksek yargıda tanıdıkları olan nüfuzlu bir bürokrat kimliğine bürünebiliyor.

Bu dolandırıcılık ağının en kritik halkasını, mağdurlara ait kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde ele geçirilmesi oluşturuyor. Fail, önce kurbanın ailesi, borçları, adli geçmişi ve zaafları gibi mahrem bilgileri topluyor. Ardından bu gerçek verileri kullanarak ‘her şeyi bilen, çok güçlü bir figür’ illüzyonu yaratıyor. Yasa dışı elde edilen fakat doğru olan bu bilgiler, failin ‘nüfuzlu’ olduğu yalanını besleyen en büyük veri haline geliyor. Mağdur, karşısındakinin henüz kimseyle paylaşmadığı dosya numaraları ve içerik gibi spesifik verileri bilmesi karşısında ‘Bunu bildiğine göre gerçekten devletin içindedir’ yanılgısına kapılıyor.

Failler, kendilerini ‘Ankara’da özel yetkili bir koordinatör’ gibi gerçekte var olmayan ancak yüksek otorite çağrıştıran unvanlar kullanarak denetlenemez bir statüye büründürüyor. Bu aşamada mağdur, kurumsal bir çözüm arayışından uzaklaştırılarak kişisel bir ‘kayırma’ peşine düşürülüyor. Stratejinin en sofistike aşaması ise tanışıklığın mağdurun hassasiyetleri üzerinden kurulması. Fail, kurbana göre renk değiştirerek ortak kutsal değerler ve vatanperverlik söylemleriyle mağdurun rasyonel sorgulama yetisini köreltiyor.

Maddi boyutta ise çok daha hesaplı bir yol izleniyor. Dolandırıcılar, ‘parayı bana gönder, süreci ben yöneteyim’ şeklindeki yönlendirmelerle kendilerini sözde aracı, danışman ya da çözüm sağlayıcı gibi konumlandırıyor. Ardından banka transferlerinde açıklama kısmına gerçekte yürütüldüğü iddia edilen aracılık, hizmet veya işlem ilişkisini açıkça yazdırıyorlar. Gönderilecek tutarın hangi banka üzerinden iletileceği, dekonta hangi işlemin yazılacağı, ödemenin neye karşılık yapılıyor gibi gösterileceği bizzat fail tarafından yönlendiriliyor. Mağdur, dekont üzerinde açıkça belirtilen işlem detaylarının transferi hukuken güvenli hale getirdiği sanrısına kapılırken, fail açısından bu yöntem transferin sorgulanmasını zorlaştıran psikolojik bir güven mekanizmasına dönüşüyor. Mağdur artık yalnızca para gönderen kişi değil; işlemin meşruluğuna kendi eliyle ikna edilmiş bir özne haline geliyor.

Uzmanlara göre, dışarıdan bu yalan kurguya tanık olan kişilerin mağduru uyarma ihtimali olmadığı sürece, bu faillerin kurguladıkları sahte kimlikleri ve inşa ettikleri manipülasyon ağlarını aylar hatta yıllara yayılacak şekilde sürdürebildikleri görülüyor. Bu sürdürülebilirliğin arkasında sadece teknik bir başarı değil, çoğu zaman derin bir patolojik zemin yatıyor. Bu kişilerin birçoğunun sosyopat veya psikopat spektrumunda yer aldığını belirten uzmanlar, kurbana karşı duydukları empati eksikliği ve üstün manipülasyon becerileriyle birleşen bu psikopatolojik yönleri nedeniyle, toplum ve bireyler için tahmin edilenin çok ötesinde, kronik bir tehlike teşkil ettikleri uyarısında bulunuyor. Bu nedenle mağdurların sadece maddi kayıpları değil, ruhsal bütünlükleri ve sosyal itibarları da hedef alınıyor. Uzmanlar, bu tür vakalarda mağdurların kendilerini bu sinsi psikolojik ağdan bir an önce kurtarmalarının, maddi kayıpların telafisinden çok daha büyük bir önem taşıdığını vurguluyor.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER