Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Gökalp Şentürk
Gökalp Şentürk

Güvenin Ticareti – III

İsimler Değişiyor… Sistem Aynı Kalıyor!

Üç gündür aynı dosyaya farklı pencerelerden baktık.

İlk gün güvenin nasıl ekonomik değere dönüştürüldüğünü konuştuk.

Dün ise güvenin nasıl üretildiğini, algının nasıl inşa edildiğini değerlendirdik.

Bugün artık dosyanın en kritik noktasındayız.

Çünkü konuşmamız gereken Haluk Levent değil…

Fatih Eke değil…

Nigella değil…

HLK Coin de değil…

Konuşmamız gereken sistemdir.

Çünkü tarih bize çok acı bir gerçeği defalarca öğretti.

İsimler değişiyor… Ama yöntem hiç değişmiyor.

1920’li yıllarda İtalya’dan Amerika’ya göç eden Charles Ponzi, insanlara kısa sürede yüksek kazanç vaat etti.

İlk yatırımcılara gerçekten para ödedi.

Bunu görenler sisteme daha çok insan getirdi.

Yeni gelenlerin parasıyla eski yatırımcılar ödendi.

Bir süre sonra sistem çöktü.

Bugün dünyada onun adıyla anılan Ponzi Sistemi, sadece finans tarihinin değil, insan psikolojisinin de en önemli derslerinden biri olarak okutuluyor.

Çünkü Ponzi’nin sattığı şey para değildi.

Umuttu.

Aradan yüz yıl geçti.

Teknoloji değişti.

Para dijitalleşti.

Artık blok zincirleri konuşuyoruz.

Kripto varlıkları tartışıyoruz.

Yapay zekâyı konuşuyoruz.

Ama insan psikolojisi hâlâ aynı.

Kolay kazanma arzusu…

Bir fırsatı kaçırma korkusu…

“Herkes kazanıyor, ben de girmeliyim.” düşüncesi…

İşte bütün büyük finansal çöküşlerin ortak noktası budur.

Türkiye de bu tabloları defalarca yaşadı.

Titan saadet zinciri…

Çiftlik Bank…

Thodex…

Ve bugün tartışılan başka dosyalar…

Her olayın kendine özgü yönleri elbette vardır.

Hukuki süreçleri de birbirinden farklıdır.

Ancak toplumsal psikoloji değişmez.

Önce umut oluşturulur.

Ardından güven sağlanır.

Sonra insanlar sisteme dâhil olur.

Ve sonunda aynı cümle duyulur:

“Ben güvenmiştim…”

İşte tam bu noktada çok önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.

Network marketing ile piramit sistem aynı şey değildir.

Gerçek doğrudan satış modelinde gelir ürün satışından elde edilir.

Piramit yapıda ise esas gelir yeni insanlardan gelir.

Bu ayrımı bilmeyen binlerce insan, yıllardır aynı hatayı yapıyor.

Kripto para piyasasında da benzer bir psikoloji oluşabiliyor.

Bir proje gerçekten teknoloji üretiyor olabilir.

Bir diğeri ise sadece büyük vaatler üzerinden ilgi toplamaya çalışabilir.

İşte bu yüzden yatırım kararı; reklama, şöhrete ya da söylentiye göre değil, bilgiye göre verilmelidir.

Bu yazı dizisini hazırlarken beni en çok düşündüren şey şu oldu:

Artık sadece ürün pazarlanmıyor.

Artık sadece yatırım pazarlanmıyor.

Duygular pazarlanıyor.

Yardım duygusu…

Millî duygular…

Başarı duygusu…

Kazanma arzusu…

Aidiyet hissi…

İnsanların en güçlü yönleri, bazen onların en zayıf noktalarına dönüştürülebiliyor.

İşte bu nedenle dijital çağın en büyük sermayesi teknoloji değil…

İnsanın güvenidir.

Bugün burada herhangi bir kişi hakkında hüküm vermiyorum.

Bunu yapmak ne benim görevimdir ne de gazeteciliğin gereğidir.

Mahkemeler delillere bakar ve kararını verir.

Ben ise toplumun önüne şu soruyu koyuyorum:

Neden aynı yöntemler farklı isimlerle sürekli karşımıza çıkıyor?

Neden her olaydan sonra şaşırıyoruz ama ders çıkarmıyoruz?

Neden sorgulamayı, güvenmenin önüne koyamıyoruz?

Belki de artık eğitim sistemimizde finansal okuryazarlık kadar, algı okuryazarlığı da öğretilmelidir.

Çünkü dijital çağın en büyük tehdidi bilgisizlik değil…

Bilginin algıyla yönlendirilmesidir.

Artık bir fotoğraf milyonlarca liralık reklama bedel olabiliyor.

Bir ödül töreni güven üretebiliyor.

Bir sosyal medya paylaşımı yatırım kararını etkileyebiliyor.

İnsanlık yeni bir çağın içinde.

Ve bu çağda savaşlar bile önce zihinlerde kazanılıyor.

Bu üç günlük yazı dizisini tek bir cümleyle özetlemem gerekirse şunu söylerim:

Bir milleti sömürmenin en kolay yolu, cebindeki parayı almak değildir. Önce güvenini almaktır. Güvenini teslim eden, çoğu zaman servetini de teslim eder.

Bu nedenle…

İsme değil sisteme bakın.

Reklama değil gerçeğe bakın.

Kalabalığa değil belgeye bakın.

Ve unutmayın…

Şöhret güvenilirlik belgesi değildir.

Çünkü kişiler gelir geçer…

Ama sorgulamayan toplumlar, aynı acıları tekrar tekrar yaşamaya mahkûm olur.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER