Biz Türkiye’de yaşayanlar, Avrupa’daki kardeşlerimize çoğu zaman “gurbetçi” deriz.
Peki hiç düşündük mü?
Onlar gerçekten sadece gurbetçi miydi?
Yoksa alın teriyle Avrupa’yı ayağa kaldıran, ama karşılığında horlanan, aşağılanan, dışlanan insanlar mıydı?
1983 yılında Alman gazeteci Günter Wallraff, gerçeği görmek istedi.
Masasına oturup ahkâm kesmedi.
Konforlu hayatından vazgeçti.
Siyah peruk taktı, lens kullandı ve “Ali Levent Sinirlioğlu” adında bir Türk işçisi oldu.
İki yıl boyunca Türk göçmenlerin arasında yaşadı.
İnşaatlarda çalıştı.
Madenlerde çalıştı.
Fabrikalarda çalıştı.
Ve ilk gününde ona verilen iş neydi biliyor musunuz?
Bir haftadır tıkalı olan tuvaletleri temizlemek!
Dizlerine kadar pisliğin içinde çalışırken yanından geçen iki Alman’ın sözleri hâlâ insanın yüzünü kızartıyor:
“Bizim boklarımızı bunlara temizletiyoruz.”
İnsan insana bunu söyler mi?
Medeniyet dedikleri bu mu?
İnsan hakları nutukları atanlar, sıra Türklere gelince neden sessiz kalıyordu?
1983 yazında Berlin’de oynanan Almanya-Türkiye maçında Ali kimliğiyle tribündeydi.
Saçlarına sigara izmaritleri atıldı.
Üzerine bira döküldü.
Neonazi grupların arasında kaldı.
Ve canını kurtarmak için ilk kez “Ben Türk değilim!” demek zorunda kaldı.
Düşünebiliyor musunuz?
Bir insan hayatta kalabilmek için kimliğini inkâr etmek zorunda kalıyor!
Peki bugün Avrupa’nın refahından bahsedenler, o refahın temelinde Türk işçilerinin nasırlı ellerinin olduğunu neden söylemiyor?
Almanya’nın fabrikalarında kimler çalıştı?
Maden ocaklarına kimler indi?
İnşaatlarda kimler ömür tüketti?
Kimler evlatlarından, analarından, memleketlerinden ayrı kaldı?
Kimler “misafir işçi” diye çağrıldı ama hiçbir zaman tam anlamıyla kabul edilmedi?
Günter Wallraff, “En Aşağıdakiler” adlı kitabında yaşadıklarını şöyle özetliyordu:
“Bir yabancının neler çektiğini, insanları aşağılamanın nerelere kadar gidebileceğini öğrendim. Ancak hâlâ göçmen bir işçinin bütün bunlarla nasıl baş edebildiğini öğrenebilmiş değilim.”
Asıl soru şudur:
Bütün bu aşağılanmalara rağmen alın terinden vazgeçmeyen, ailesi için çalışan, vatanını unutmayan o insanlar nasıl ayakta kaldı?
Belki de cevap Türk olmanın mayasında saklıdır.
Çünkü Türk; hor görülse de çalışır.
Dışlansa da üretir.
Yalnız bırakılsa da ailesi için mücadeleden vazgeçmez.
Bugün Avrupa’da yaşayan milyonlarca kardeşimize “gurbetçi” diyoruz.
Belki de artık başka bir isim kullanmanın vakti gelmiştir.
Çünkü onlar sadece gurbetçi değil;
Türk milletinin Avrupa’daki sessiz kahramanlarıdır.

YORUMLAR