Bazı ölümler vardır; hayat biter ama sorular bitmez.
Arif Ahmet Denizolgun’un ölümü de bugün tam olarak böyle bir dosyanın merkezinde duruyor.
Eski Ulaştırma Bakanı Denizolgun’un ölümüne ilişkin soruşturma, üzerinden zaman geçmesine rağmen aydınlanmak yerine yeni sorular üretiyor. Son gelişme ise dosyanın seyrini değiştirebilecek nitelikte:
Olay günü Denizolgun’u gördüğü belirtilen doktor Nurettin Demirkol, “yalan tanıklık” suçlaması kapsamında gözaltına alındı.
Elbette gözaltı suçluluk anlamına gelmez. Bunun hukuki karşılığını yargı belirleyecektir. Ancak Demirkol’un daha önce savcılıkta verdiği ifadede yer alan bazı ayrıntılar, soruşturmanın neden derinleştirilmesi gerektiğini açıkça gösteriyor.
İFADEDEKİ ÇELİŞKİLER
Demirkol, Denizolgun’u birkaç kez muayene ettiğini ancak özel doktoru olmadığını söylüyor. Olay gecesi çiftliğe gittiğini, Denizolgun’u gördüğünde ölü katılığının başladığını, vücudunda darp veya çizik görmediğini ve yüzünde kan bulunmadığını anlatıyor.
Ardından daha kritik bir açıklama geliyor:
Olay günü mideden gelen koyu renkli sıvıyı kan olarak değerlendirmiş olabileceğini söylüyor.
Daha da önemlisi, kendisine verilen evrakı olduğu gibi imzaladığını ve “Tutanaklara yanlış geçmiş olabilir” dediğini belirtiyor.
İşte soruşturmanın üzerinde durması gereken noktalardan biri tam burası.
Bir ölüm vakasında olay yerindeki ilk tespitler, tutanaklar ve tanık ifadeleri birbirini doğrulamak zorundadır. Aralarında fark varsa bunun nedeni ortaya konulmalıdır.
Yanlış anlaşılma mı?
Hafıza yanılması mı?
Usul hatası mı?
Yoksa daha ciddi bir mesele mi?
Bunu ancak deliller söyleyebilir.
O GECE ÇİFTLİKTE NE OLDU?
Dosyanın en önemli sorusu hâlâ aynı:
O gece çiftlikte tam olarak ne yaşandı?
Kim, saat kaçta kimi aradı?
Doktor olay yerine ne zaman ulaştı?
Polis ekipleri ne zaman geldi?
Savcı ne zaman olay yerine intikal etti?
Denizolgun ilk görüldüğünde hangi pozisyondaydı?
Olay yerinde kimler bulunuyordu?
Hangi tutanak ne zaman düzenlendi?
Ve ilk anlatımlarla sonraki ifadeler arasındaki farklılıkların sebebi neydi?
Bu soruların cevabı, dosyanın kronolojisini oluşturacaktır.
Burada yapılması gereken yorum değil, dakika dakika bir olay çizelgesi çıkarmaktır.
Telefon kayıtları, kamera görüntüleri, olay yeri incelemeleri, adli tıp bulguları ve tanıkların bütün ifadeleri aynı tabloda karşılaştırılmalıdır.
Çünkü bir ölüm soruşturmasında hafızaya değil, mümkün olduğunca objektif delile dayanılır.
CEMAAT TARTIŞMASINDAN ÖNCE HUKUK
Denizolgun’un ölümüyle bağlantılı olarak farklı dini yapılar ve isimler hakkında çeşitli iddialar da gündeme geliyor.
Fakat burada hassas bir çizgi korunmalı.
Bir kişinin herhangi bir yapı içerisinde bulunması onu suçlu yapmaz. Aynı şekilde siyasi, ekonomik veya dini nüfuzu olan kişilerin soruşturma dışında tutulması da kabul edilemez.
Ölçü basit:
İddia varsa araştırılır, delil varsa değerlendirilir, suç varsa mahkeme karar verir.
Ne linç ne de dokunulmazlık…
206 KİLO ALTIN İDDİASI VE BÜYÜYEN DOSYA
Kamuoyuna yansıyan haberlerde Alihan Kuriş hakkında yürütülen soruşturma kapsamında çok yüksek miktarda altın bulunduğuna ilişkin iddialar da yer alıyor.
Bu iddiaların Denizolgun’un ölümüyle nasıl ve ne ölçüde bağlantılı olduğu ise ayrıca ortaya konulması gereken bir mesele.
Burada da aynı ilke geçerli:
Haber iddiası, mahkeme kararı değildir.
Ancak iddia ağırsa, soruşturmanın da o ölçüde ciddi olması gerekir.
Devletin görevi kanaat üretmek değil, gerçeği deliller üzerinden ortaya çıkarmaktır.
GERÇEK, SİS PERDESİNİN ARDINDA KALMAMALI
Bugün elimizde kesinleşmiş bir hüküm yok.
Ama cevaplanmayı bekleyen ciddi sorular var.
Bir tanığın ifadesindeki değişiklikler, olay yerindeki ilk tespitler, ölümün nasıl gerçekleştiğine ilişkin bulgular ve olay gecesinin kronolojisi bütün yönleriyle aydınlatılmalı.
Çünkü mesele yalnızca Denizolgun’un nasıl öldüğü değildir.
Mesele, devletin bir vatandaşının ölümünün ardındaki gerçeği ne kadar eksiksiz ortaya çıkarabildiğidir.
Bu yüzden dosyada ne peşin hükme ne de suskunluğa yer olmalı.
Belge konuşmalı.
Delil konuşmalı.
Adli tıp konuşmalı.
Olay yeri konuşmalı.
Tanık ifadeleri birbirleriyle karşılaştırılmalı.
Ve sonunda sis perdesi, yorumlarla değil hakikatle dağıtılmalı.
Çünkü kim olursa olsun, hangi makamdan veya hangi yapıdan gelirse gelsin:
Hiç kimse hukukun üzerinde değildir.
Denizolgun dosyasında kamuoyunun beklediği şey de aslında çok açık:
Ne komplo teorisi ne karartma… Sadece gerçek.

YORUMLAR