Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Gökalp Şentürk
Gökalp Şentürk

Cübbeye Aldanmayın! Zalimin Fetvası, Mazlumun Ah’ı!

Bazı insanlar vardır…

Cübbesi vardır, sarığı vardır, makamı vardır, kürsüsü vardır.

Ağzından dinî sözler dökülür.

İnsanlar da zanneder ki karşılarında Allah korkusu taşıyan bir din adamı vardır.

Oysa bazen cübbenin altında vicdan değil, iktidar hırsı saklanır.

Bazen sarığın altında ilim değil, zulmün hesabı vardır.

Bazen minberden yükselen söz, mazlumu korumak yerine zalim için kalkan olur.

İşte Ahmed Badr al-Din Hassoun dosyası, bize tam da bunu gösteriyor.

Suriye’de Beşşar Esed rejiminin başmüftülüğünü yapan bu isim, yıllarca rejimin en önemli dinî figürlerinden biri olarak sahneye çıktı.

Ama bugün o kürsüler yok.

O makam yok.

O dokunulmazlık yok.

Ve artık mahkeme salonu var!

24 Ağustos 2026’da Şam’daki Dördüncü Ceza Mahkemesi tarafından ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Üstelik mal varlıklarına da el konulmasına karar verildi.

Mahkeme; şiddeti ve mezhep çatışmasını kışkırtma, cinayetleri meşrulaştırma, makamını kötüye kullanma ve eski rejimin ağır suçlarıyla bağlantılı eylemler nedeniyle hüküm kurdu.

İşte tarihin adaleti bazen böyle tecelli eder.

Dün kürsüde hükmeden, bugün sanık sandalyesinde oturur.

Dün halka tepeden bakan, bugün hâkimin karşısında hesap verir.

Dün kendisini dokunulmaz zanneden, bugün devletin demir kapılarıyla karşılaşır.

Çünkü devlet makamı geçicidir.

İktidar geçicidir.

Saltanat geçicidir.

Ama milletin hafızası kalıcıdır!

CÜBBE, ZULMÜ AKLAMAZ!

Burada çok açık konuşalım.

Bizim Türk-İslam medeniyetimizde din adamının görevi zalimin önünde eğilmek değildir.

Din, devletin zulmüne kılıf yapmak için kullanılmaz.

Fetva, masumun kanını helal göstermek için verilmez.

Minber, iktidarın propaganda kürsüsü değildir.

Cübbe, sahibine dokunulmazlık sağlamaz!

Hele hele masumların ölümünü meşrulaştırmak için kullanılan bir cübbe, artık dinin değil, siyasetin ve zulmün üniformasına dönüşür.

İşte tehlike budur.

Zalim sadece silahla zulmetmez.

Bazen kalemle zulmeder.

Bazen emirle zulmeder.

Bazen propaganda ile zulmeder.

Bazen de dinî söylemi kullanarak zulmün üzerine meşruiyet perdesi çeker.

Suriye’de yaşananlar bunun acı örneklerinden biridir.

Ve bugün verilen mahkeme kararı bize şunu hatırlatıyor:

Zulme ortak olan herkes, gün gelir kendi kurduğu düzenin mahkemesinde hesap verir.

ESAD GİTTİ, DOSYALAR KALDI!

Esed rejimi yıllarca kendisini güçlü zannetti.

Hapishaneler vardı.

İşkenceler vardı.

Bombalar vardı.

Varil bombaları vardı.

Korku vardı.

Ve bütün bunların üzerinde yükselen bir propaganda düzeni vardı.

Fakat hiçbir zalim düzenin en büyük yanılgısını değiştiremedi:

Milletlerin hafızasını silemezsiniz!

Suriye halkının yaşadığı acıları silemezsiniz.

Öldürülen çocukları silemezsiniz.

Yıkılan şehirleri silemezsiniz.

Kaybolan insanları silemezsiniz.

Ve yapılan zulümlere alkış tutanları da tarihten silemezsiniz.

Bugün mahkeme salonları açılıyor.

Dün dokunulmaz olan isimler birer birer hesap vermeye başlıyor.

Çünkü tarih bazen yavaş yürür.

Ama unutmaz!

BİZİM SÖZÜMÜZ NETTİR!

Biz Türk milliyetçileri olarak şunu çok iyi biliriz:

Devlet güçlü olacaktır ama devletin gücü adaletle sınırlı olacaktır.

Millet yaşayacaktır.

Mazlum korunacaktır.

Zalim karşısında susulmayacaktır.

Din siyasetin oyuncağı yapılmayacaktır.

Ve hiçbir makam sahibine, “Ben güçlüyüm, bana kimse dokunamaz.” deme hakkı verilmeyecektir.

Çünkü Türk töresinde de İslam’ın özünde de adalet vardır.

Zalimin karşısında eğilmek yoktur.

Haksızlığın yanında durmak yoktur.

Mazlumun feryadını duymazdan gelmek yoktur.

Hak varsa onun yanında durulur.

Kim yaparsa yapsın…

Kimden gelirse gelsin…

Hangi makamın arkasına saklanırsa saklansın…

Zulüm, zulümdür!

BUGÜN O CÜBBE YOK, HESAP VAR!

Ahmed Hassoun’un hikâyesi sadece Suriye’nin hikâyesi değildir.

Bu hikâye, gücü eline geçiren herkes için bir uyarıdır.

Devletin makamına güvenip halka zulmedenlere…

Dinî makamına güvenip zalimi savunanlara…

Cübbesine güvenip kendisini dokunulmaz sananlara…

Ve “Bana kimse hesap soramaz.” diye düşünenlere…

Sözümüz nettir:

Hesap günü vardır!

Belki bugün değil.

Belki yarın değil.

Ama mutlaka gelir.

Çünkü zalimin sarayı yıkılır.

Zalim gider.

Taht devrilir.

Makamlardan geriye yalnızca isimler kalır.

Ve tarih o isimlerin karşısına tek bir soru koyar:

“Sen milletin yanında mıydın, zalimin yanında mı?”

İşte mesele budur.

Cübbeye bakmayacağız.

Sarığa bakmayacağız.

Makamına bakmayacağız.

Söylediği güzel sözlere bakmayacağız.

Yaptığı işe bakacağız!

Çünkü insanı kıymetli yapan kıyafeti değil, ahlakıdır.

Makamı değil, vicdanıdır.

Sözü değil, fiilidir.

Ve bir insan masumların acısı karşısında zalimin yanında durmuşsa, üzerine dünyanın en güzel cübbesini de giyse…

O cübbe onun suçunu örtemez!

Bugün Şam’da verilen kararın asıl anlamı budur.

Zulüm unutulmaz.

Mazlumun ahı yerde kalmaz.

Ve hiçbir zalim, sonsuza kadar iktidarda kalmaz!

Cübbenize değil, vicdanınıza bakın!

Makama değil, adalete bakın!

Güce değil, hakka bakın!

Çünkü gün gelir…

Cübbeler çıkarılır, unvanlar sökülür, makamlar terk edilir ve insan yalnızca yaptıklarıyla baş başa kalır.

İşte o gün…

Ne sarık kurtarır.

Ne cübbe kurtarır.

Ne makam kurtarır.

Sadece hakikat kalır.

Ve tarih, zalim ile mazlumu aynı kefeye koymaz.

Zalim, zalim olarak yazılır.

Mazlum, mazlum olarak hatırlanır.

Bizim tarafımız bellidir:

Mazlumun tarafı.

Adaletin tarafı.

Hakkın tarafı.

Ve zulmün karşısında dimdik duranların tarafı!

YORUMLAR

Bir adet yorum var

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER