Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Gökalp Şentürk
Gökalp Şentürk

Atatürk’ün 41 Günde Tarihe Gömdüğü Devlet!

Belki de bugüne kadar hiç duymadığınız, duyduysanız bile ayrıntılarını bilmediğiniz bir konuyu bugün sizlerle paylaşmak istiyorum.

İzmir’de, Türk ordusu Büyük Taarruz’a hazırlanırken, işgal altındaki topraklarda yeni bir devlet kurulmak isteniyordu. Adı İyonya Devleti olacaktı. Üstelik bu girişim, İzmir ve çevresindeki Yunan işgalini kalıcı hâle getirme hesabının bir parçasıydı.

Peki, bu devlet neden kurulmak istendi? Kimler bu projenin arkasındaydı? En önemlisi, Anadolu’nun kaderi üzerine hesap yapanlar, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde yürütülen Millî Mücadele’nin gücünü neden hesaba katamadılar?

Bugün bu soruların peşine düşüyoruz.

Üstelik bu yazı, tek başına bir tarih anlatısı olarak kalmayacak. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’na giden yolu, Cumhuriyet’in hangi mücadelelerden, hangi siyasi hesapların boşa çıkarılmasından ve hangi büyük fedakârlıklardan geçerek açıldığını ele alacağımız bir yazı dizisiyle anlatmak istiyorum.

Çünkü Cumhuriyet, yalnızca 29 Ekim 1923’te ilan edilen bir yönetim biçimi değildir. Cumhuriyet’e giden yol; işgale karşı direnişin, bağımsızlık iradesinin, cephede kazanılan zaferlerin ve millet egemenliğini esas alan bir devlet anlayışının tarihidir.

Bu nedenle önümüzdeki günlerde, 29 Ekim’e kadar uzanan yazılarımızda tarihin farklı dönemeçlerini ele alacağız. Amacımız yalnızca geçmişte yaşananları hatırlatmak değil; o günlerin tecrübelerini bugünün Türkiye’si için yeniden düşünmek olacak.

İlk durağımız, 1922 yazında İzmir’de kurulması planlanan İyonya Devleti…

29 EKİM’E GİDEN YOL: İZMİR’DE KIRK BİR GÜNLÜK HESAP

1922 yazı…

Anadolu’da Millî Mücadele’nin kaderini belirleyecek büyük hesaplaşmaya doğru gidilirken, Yunan kuvvetleri işgal ettikleri toprakları ellerinde tutabilmek için yeni bir plan hazırlıyordu. Cephede savunmaya çekilmenin hesaplarını yapan Yunan yönetimi, İzmir merkezli bir devlet kurarak işgali kalıcı hâle getirmek istiyordu.

Bu devletin adı İyonya Devleti olacaktı.

Yunanistan’ın İzmir’deki Fevkalade Komiseri Stergiadis’in öncülüğünde kurulması planlanan bu yapı, Yunanistan’ın himayesinde özerk bir yönetim olacaktı. İzmir ve çevresini kapsaması düşünülen devlet için ayrı bir ordu ve anayasa hazırlanması gündemdeydi. Farklı toplulukların yönetime katılacağı ileri sürülüyor, böylece işgal altındaki topraklarda yeni bir siyasi düzen oluşturulmaya çalışılıyordu.

Asıl amaç açıktı: Türk milletinin vatanını savunmak için verdiği mücadeleyi siyasi manevralarla etkisiz hâle getirmek, işgal edilen toprakları yeni bir yönetim modeli üzerinden elde tutmak!

30 Temmuz 1922’de İzmir’de İyonya Devleti’nin kuruluşu ilan edildi. Hükümet Konağı önünde düzenlenen törende konuşmalar yapıldı. İşgal yönetimiyle iş birliği yapan bazı yerel yöneticiler de bu girişime destek verdi. Yunan yönetiminin vaatleri ve siyasi hesapları eşliğinde yeni bir devletin temellerinin atıldığı duyuruldu.

Ancak beklenen heyecan ortaya çıkmadı. Çünkü bir milletin iradesi yok sayılarak, işgal kuvvetlerinin gölgesinde kurulan hiçbir siyasi yapı, yalnızca ilan edilmekle meşruiyet kazanamazdı.

İyonya projesinin arkasında yalnızca Yunanistan’ın değil, dönemin uluslararası güç dengelerinin de etkisi vardı. İngiltere Başbakanı David Lloyd George’un Yunanistan’a verdiği siyasi destek, bu tür girişimlere cesaret veren unsurlardan biriydi. Ne var ki diplomatik destek, Anadolu’da yükselen bağımsızlık iradesinin önüne geçemeyecekti.

Başlangıçta farklı toplulukların yönetimde yer alacağı ileri sürülse de Türklerin bu yapıdaki konumu ve vaatlerin ne ölçüde uygulanacağı tartışmalıydı. Bir tarafta çok topluluklu yönetim görüntüsü veriliyor, diğer tarafta Türk milletinin kendi vatanındaki egemenlik hakkı görmezden geliniyordu.

İyonya Devleti, işgalin adını değiştirme girişimiydi. İşgalin üzerine yeni bir tabela asmakla vatan toprağının sahibini değiştirebileceklerini düşünüyorlardı.

Fakat Ankara’da başka bir hesap yapılıyordu.

Mustafa Kemal Paşa ve Millî Mücadele kadrosu, Anadolu’nun geleceğinin yabancı başkentlerde alınan kararlarla değil, Türk milletinin iradesiyle belirleneceğini biliyordu. Türk ordusu hazırlanıyor, Büyük Taarruz için son hazırlıklar tamamlanıyordu.

İzmir’de devlet ilanları yapılırken Ankara’da bağımsızlık mücadelesi kararlılıkla sürdürülüyordu.

Ve tarih, beklenen cevabı verdi!

26 Ağustos 1922’de Büyük Taarruz başladı.

Türk ordusu, 30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nde Yunan ordusuna ağır bir darbe indirdi. Artık Anadolu’da işgal üzerine kurulan siyasi hayallerin de sonu yaklaşıyordu.

Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğindeki Türk ordusu, yalnızca düşman kuvvetlerini İzmir’e doğru geri çekilmeye zorlamıyor; Anadolu’nun geleceği üzerinde söz sahibi olmak isteyen bütün hesapları da boşa çıkarıyordu.

İyonya Devleti’nin ilanından kırk bir gün sonra, 9 Eylül 1922’de Türk ordusu İzmir’e girdi.

Stergiadis ve işgal yönetiminin temsilcileri bölgeden ayrılırken, büyük umutlarla duyurulan İyonya projesi de tarihe karıştı. Daha kuruluş aşamasını tamamlayamadan çöken bu girişim, bir milletin bağımsızlık iradesi karşısında dışarıdan tasarlanan siyasi yapıların ne kadar kırılgan olabileceğini gösterdi.

İyonya Devleti’nin ömrü kırk bir gün sürdü.

30 Temmuz’da ilan edilen proje, 9 Eylül’de Türk ordusunun İzmir’e girmesiyle sona erdi. Bir tarafta işgali kalıcı hâle getirmek isteyenler, diğer tarafta vatanını kurtarmaya kararlı bir millet vardı. Tarih, bu iki irade arasındaki mücadeleyi kayda geçirdi.

9 Eylül 1922’de İzmir’de yeniden dalgalanan Türk bayrağı, yalnızca bir şehrin kurtuluşunu değil, Türk milletinin bağımsızlık iradesinin zaferini simgeliyordu.

Bugün bu tarihi hatırlarken meseleyi yalnızca geçmişin bir hatırası olarak görmemeliyiz. Çünkü tarih, milletlere yalnızca nereden geldiklerini değil, hangi değerleri korumak zorunda olduklarını da öğretir.

Vatanın bütünlüğü, devletin bağımsızlığı ve milletin birliği; dün olduğu gibi bugün de vazgeçilmezdir. Türkiye’nin gücü, tarihinden aldığı dersleri geleceğe taşımasında, millî iradesini korumasında ve devlet aklını kararlılıkla yaşatmasındadır.

Unutmayalım: Vatan, üzerinde plan yapılan bir toprak parçası değil; uğruna mücadele edilen, bedel ödenen ve gelecek nesillere emanet edilen mukaddes bir mirastır.

İzmir’in kurtuluşu bize bir kez daha gösterdi ki bağımsızlık, başkalarının iznine bırakılmayacak kadar değerlidir. Bu emaneti korumak, yalnızca geçmişin kahramanlarına duyduğumuz minnetle değil, bugün taşıdığımız sorumlulukla mümkündür.

Dün İyonya planını boşa çıkaran irade, Türk milletinin bağımsız yaşama kararlılığıydı. Bugün de ihtiyacımız olan; aynı tarih bilinci, aynı millî birlik ve aynı kararlılıktır.

29 Ekim’e giden yolu anlamak, Cumhuriyet’i hangi şartlarda kurduğumuzu anlamaktır. Önümüzdeki yazılarda bu tarihî yürüyüşün diğer dönemeçlerini de ele alacağız. Çünkü geçmişini bilmeyen, bugün karşı karşıya olduğu meseleleri doğru okuyamaz.

Buradan açık bir çağrı yapmak istiyorum: Cumhuriyet’in tarihini okuyun, okutun ve çocuklarınıza anlatın! Atatürk’ün hangi şartlarda mücadele verdiğini, bu vatanın hangi bedeller ödenerek kurtarıldığını öğrenin. Tarihimizi kulaktan dolma bilgilerle değil, belgelerle ve güvenilir kaynaklarla tanıyın. Cumhuriyet’i yalnızca bayramlarda anılan bir hatıraya dönüştürmeyin.

29 Ekim’e kadar bu köşede, Cumhuriyet’e giden yolun dönüm noktalarını tek tek ele alacağız. Her yazıda tarihin başka bir perdesini aralayacak, unutulanları hatırlatacak, bilinenleri yeniden sorgulayacağız.

Çünkü mesele yalnızca geçmişi anlatmak değil; bu ülkenin nasıl kurulduğunu bilmek, bağımsızlığın değerini kavramak ve Cumhuriyet’in geleceğine karşı sorumluluk almaktır.

Unutmayalım: Tarih unutulursa başkalarının anlatısına, gerçekler araştırılmazsa bilgi kirliliğine, Cumhuriyet’in kazanımları sahiplenilmezse vurdumduymazlığa teslim oluruz.

29 Ekim’e kadar bu tarihî yolculukta buluşalım. Okuyun, sorgulayın, araştırın ve çevrenizle paylaşın. Cumhuriyet’in hangi mücadelelerin eseri olduğunu birlikte hatırlayalım.

Çünkü Cumhuriyet, yalnızca geçmişten kalan bir miras değil; akılla, bilgiyle, hukukla ve sorumluluk bilinciyle gelecek kuşaklara taşımamız gereken ortak değerimizdir.

Cumhuriyet’in kuruluş hikâyesini bilmeden, onun değerini bütünüyle anlayamayız!


Gökalp ŞENTÜRK

Strateji Uzmanı Gazeteci Yazar

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER