Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Gökalp Şentürk
Gökalp Şentürk

Aşure’nin Bereketinden Kerbela’nın Matemine! Ritüelleri Kim Çaldı?

Muharrem ayı geldiğinde aynı ümmetin iki farklı coğrafyasında iki farklı manzara ortaya çıkıyor.

Türkiye’de kazanlar kaynıyor, aşureler dağıtılıyor…

İran’da ise Kerbela çadırları kuruluyor, ağıtlar yükseliyor.

İlk bakışta bunlar asırlardır süregelen dinî gelenekler gibi görünüyor. Fakat perdeyi biraz araladığınızda çok daha büyük bir gerçekle karşılaşıyorsunuz.

Artık ne aşure sadece aşuredir…

Ne de matem sadece matem…

Çünkü çağımız, kutsalı bile tüketim malzemesine dönüştürmeyi başarmıştır.

Bir zamanlar aşure; paylaşmanın, komşuluğun, bereketin ve kardeşliğin simgesiydi.

Kapılar çalınırdı.

“Komşum da tatsın.” denirdi.

Bugün ise şirket logolarının basıldığı özel kavanozlarda gönderilen reklam kampanyalarına dönüştü.

Eskiden Allah rızası için dağıtılan aşure…

Bugün sosyal medya beğenisi için servis ediliyor.

Nar taneleri cımbızla diziliyor…

Altın varaklarla süsleniyor…

Fotoğraf çekiliyor…

Filtre uygulanıyor…

Ve milyonların önüne servis ediliyor.

Aşure artık mideyi değil, algoritmayı doyuruyor.

Ne acıdır ki bereket gösterişe teslim edildi.

İran’da ise başka bir kırılma yaşanıyor.

Kerbela mateminin ruhu da değiştiriliyor.

Bir zamanlar gözyaşının, teslimiyetin ve adalet arayışının sembolü olan yas geceleri; bugün yüksek sesli müziklerin, ışık gösterilerinin ve sosyal buluşmaların merkezine dönüşmeye başladı.

Gençler için birçok yas çadırı artık sadece matem yeri değil…

Gece dışarı çıkmanın…

Arkadaş edinmenin…

Flört etmenin…

Nefes almanın bahanesi hâline geliyor.

Bunun arkasında sadece yozlaşma yok.

Baskının ürettiği sessiz bir isyan da var.

Çünkü insanlar şu soruyu sormaya başladı:

Bin dört yüz yıl önce Kerbela’da yaşanan zulme ağlayanlar, bugün kendi sokaklarında yaşanan adaletsizlikleri neden görmezden geliyor?

İşte esas kırılma burada başlıyor.

Bugün Türkiye’de de İran’da da ritüeller aynı hastalığa yakalanmıştır.

İbadetin merkezinden Allah çekilmiş…

Yerine insanın kendi egosu oturmuştur.

Eskiden insanlar ritüelin içinde kaybolurdu.

Bugün ritüel, insanın kendisini sergilediği bir sahneye dönüştü.

Bir zamanlar “Biz” vardı.

Bugün ise yalnızca “Ben” var.

Aynı telefon ekranı…

Aynı sosyal medya…

Aynı algoritmalar…

Mezhepler farklı olsa bile dijital dünyanın dili herkesi aynı noktada buluşturuyor.

İstanbul’da aşure fotoğrafı paylaşan genç ile Tahran’da Kerbela çadırında poz veren genç aslında aynı çağın ürünüdür.

İkisinin de görünmeyen mabedi ekran olmuştur.

Fakat burada asıl üzerinde durulması gereken başka bir mesele vardır.

Bugünün Yezid’i kimdir?

Bana göre Yezid yalnızca tarihte yaşamış bir isim değildir.

Yezid, başkasına ait olana el koyan zihniyetin adıdır.

Dün hilafeti gasp ediyordu…

Bugün ise zamanı gasp ediyor.

Gençliğin geleceğini…

Düşünme hakkını…

Sorgulama cesaretini…

Üretme kabiliyetini…

Kalıplaşmış anlayışların içine hapsetmeye çalışan her yapı, aslında çağın Yezidliğini yapmaktadır.

Çünkü meşruiyetini kaybetmiş hiçbir düzen sonsuza kadar yaşayamaz.

İnsanları ikna edemeyenler…

Onları susturmaya çalışır.

Sevdirerek yönetemeyenler…

Korkutarak yönetmeye kalkar.

İşte çöküş de tam burada başlar.

Muharrem bize yalnızca Kerbela’yı hatırlatmaz.

Muharrem bize zulme karşı dimdik durmayı öğretir.

Aşure ise yalnızca bir tatlı değildir.

O, paylaşmanın bereketidir.

Kerbela yalnızca gözyaşı değildir.

O, adalet uğruna ödenen bedeldir.

Eğer aşure gösterişe…

Matem ise gösteriye dönüşmüşse…

Kendimize şu soruyu sormanın vakti gelmiştir:

Biz gerçekten Hz. Hüseyin’i mi anıyoruz, yoksa sadece kendimizi mi gösteriyoruz?

İşte bütün mesele budur.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER