
Sosyal medya, TikTok, Instagram…
Artık kuyular değişti, Yusuf.
Hz. Yusuf’un (a.s.) kuyusu derindi ama dibi belliydi.
Onu kuyuya atan kardeşleriydi; kuyudan çıkaran ise bir kervan oldu.
Bugünün kuyularıysa bazen bir ekranın içinde başlıyor. İnsan, ne zaman ve nasıl derinleştiğini fark etmeden kendini o kuyunun içinde bulabiliyor.
Çocuklarımız bir ekrana dalıyor. Sesi çıkmıyor. Çünkü düştüğü yerin ışığı yanıyor, interneti çekiyor ama kendisi, sevdiklerinin ulaşamadığı bir dünyanın içinde kayboluyor.
Annesi yan odada endişeyle bekliyor.
Oğlu aynı evin içinde, başka bir dünyada yaşıyor.
Bizler buna bağımlılık diyoruz.
Oysa insanın bir şeyin esiri hâline gelmesi, ekranlardan çok çok öncelerde de vardı.
Kuyu değişti, insanın imtihanı değişmedi.
Para, şöhret, unvan…
İnsanın değerini belirleyen şeyler gerçekten bunlar mı?
Hz. İbrahim’in (a.s.) putlarla mücadelesi, insanı inandıkları ve hayatında öncelik verdikleri üzerine düşünmeye çağırır. Bugün bizim de kendimize sormamız gereken sorular var.
Kiminin gündeminde mavi tik, kiminin gözünde kupondaki oran, kiminin bütün hesabı koltuk ve makam…
Beğenilmek, kazanmak, yükselmek… İnsan bunları hayatının merkezine koyduğunda, uğruna nelerden vazgeçtiğini fark edemeyebiliyor.
Tahtadan putlar tarihte kaldı.
Fakat insanın kendi arzularını her şeyin önüne koyma imtihanı bitmedi.
Özgür olduğumuzu düşünürken bizi yöneten alışkanlıkların farkında mıyız?
Haz, hız, hırs…
Peki, gençlerimizi bugün ne sürüklüyor?
Kimi anlık hazların, kimi sürekli daha fazlasını yaşama isteğinin, kimi de kolay yoldan kazanma hayalinin peşinde…
Sanal bahis, kumar, bir gecede zengin olma vaadi…
Başlangıçta eğlence gibi görünen bir alışkanlık, zamanla parayı, güveni ve aile bağlarını tüketebiliyor. Kaybettiğini geri alma isteği, insanı yeni kayıplara sürüklüyor. Kişi kazanmaya odaklandıkça kaybının büyüdüğünü göremeyebiliyor.
Bazen insan, kaybettiklerini geri almaya çalışırken elinde kalanları da kaybediyor.
Hz. Yunus’un (a.s.) kıssası, en zor anlarda bile umudun ve Rabbine yönelişin önemini hatırlatır. Bağımlılıkla mücadelede de insanın çaresizliğe teslim olmaması, yardım istemesi ve doğru desteğe ulaşması büyük önem taşır.
Çünkü bir insanın çıkış yolu araması, yeniden başlayabilmesinin ilk adımıdır.
Beğeni, etkileşim, görünür olma arzusu…
Herkes görünmek, konuşulmak, bir gecede meşhur olmak istiyor.
Beğeni gelmeyince üzülüyoruz.
İzlenme sayısı düşünce kendimizi sorguluyoruz.
Başkalarının hayatına bakarken kendi hayatımızdan uzaklaşabiliyoruz.
Peki, görünür olmakla değerli olmak aynı şey mi?
Hz. Nuh’un (a.s.) kıssası, sabrı ve sorumlulukta sebat etmeyi hatırlatır.
Bugün bizim sorumluluğumuz da gençlerimize yalnızca tehlikeleri anlatmak değil, hayatın içinde tutunabilecekleri sağlam bağlar kurmalarına yardımcı olmaktır.
Gemiyi inşa etmek yerine dalgaların üzerinde nasıl göründüğümüzle ilgileniyoruz.
Oysa bazen bir anne babanın çocuğuna ayırdığı zaman, bir öğretmenin fark ettiği değişim ya da bir dostun içtenlikle sorduğu soru, büyük bir sorunun büyümeden fark edilmesini sağlayabilir.
Çıkar, menfaat, rant…
İnsanın sınavı bazen sahip olmak istediklerinde, bazen de vazgeçemediklerinde saklıdır.
Hz. Âdem’in (a.s.) kıssası, insanın yanılabileceğini ve hatasıyla yüzleşerek Rabbine yönelebileceğini hatırlatır.
Bugünün kolay kazanç vaatleri, bitmeyen tüketim arzusu ve başkasının hakkını gözetmeden elde edilen menfaatler de insanın kendi vicdanına sorması gereken soruları beraberinde getiriyor.
İstiyorsun. Elde ediyorsun. Yetmiyor. Bir kez daha istiyorsun.
Sanal kumarda kaybedileni geri alma arzusu da bu döngüyü besliyor.
İnsan, durması gereken yerde duramadıkça kayıplarını büyütebiliyor.
Üstelik bugün neye bakacağımızı, neyi isteyeceğimizi ve neyin peşinden koşacağımızı etkileyen algoritmalar da hayatımızın bir parçası.
Her istediğimizin peşinden gitmek zorunda değiliz.
Bazen en büyük kazanım, nerede duracağını bilmektir.
Artık kuyular değişti, Yusuf.
Kuyu değişti, insanın sınavı bitmedi.
Tehlikeler değişti, yardıma duyulan ihtiyaç değişmedi.
Ama umudumuz hâlâ var.
Hz. Yusuf’un (a.s.) hayatı, yaşanan zorlukların insanın bütün geleceğini belirlemek zorunda olmadığını hatırlatır. İnsan zor zamanlardan geçebilir, hata yapabilir, yolunu kaybedebilir.
Bunların hiç biri yeniden başlayamayacağı anlamına gelmez.
Elbette her insanın hikâyesi farklıdır.
Bağımlılıkla mücadele de yalnızca iradeye bırakılabilecek bir mesele değildir.
Ailenin desteğine, doğru rehberliğe, gerektiğinde profesyonel yardıma ve sürdürülebilir çalışmalara ihtiyaç vardır.
Biz de Kocaeli Bağımlılıkla Mücadele ve Rehabilitasyon Derneği olarak önleyici ve koruyucu çalışmalarımızı bu anlayışla sürdürüyoruz. Bu sene Mola Zamanı isimli projemiz kapsamında; Tiyatro ve psiko-eğitim çalışmalarıyla farkındalık oluşturmaya, sorunlar derinleşmeden gençlere ve ailelere ulaşmaya gayret ediyoruz.
Çünkü mesele yalnızca düşeni uyarmak değil, düşmesine yol açabilecek tehlikeleri önceden fark etmek ve düştüğünde yeniden ayağa kalkabilmesi için yanında durmaktır.
Bazen bir insanın ihtiyacı uzun nasihatler değil, kendisini yargılamadan dinleyen bir kulak, güvenebileceği bir insan ve doğru zamanda uzatılan bir eldir.
Kaybolmadın, Yusuf…
Yeter ki yeniden başlamak için uzatılan eli sımsıkı tut ve ona sarıl.
Ömer KARATAŞ
Kocaeli Bağımlılıkla Mücadele ve Rehabilitasyon Derneği Yönetim Kurulu Başkanı

YORUMLAR