Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Ömer Karataş
Ömer Karataş

Yan Yana Oturan İki Yabancı

Sabahın erken saatleri…

Kartepe’den İzmit’e doğru ilerleyen tramvay, işe ve okula yetişmeye çalışan insanlarla dolu. Koltuklarda yan yana oturanlar, ayakta yol alanlar… Herkesin bir yere yetişme telaşı var.

Ama dikkatimi çeken başka bir şey var:

Herkesin gözü telefonunda, kimsenin gözü birbirinde değil.

Bir genç başparmağıyla videoları peş peşe kaydırıyor. Karşısındaki yolcu, telefonunu hoparlöre almış, görüntülü konuşuyor. Bir başka telefonun sesi tramvayın gürültüsüne karışıyor. Yan yana oturan iki kişi, birbirlerine tek kelime etmeden durakları geçiyor.

Tramvay ilerliyor. İnsanlar iniyor, yenileri biniyor.

Ekranlar ise hiç susmuyor.

Aynı araca biniyor, aynı şehirde yaşıyor, aynı hayatın içinden geçiyoruz. Buna rağmen birbirimize ne kadar uzağız!

Yan yana oturuyoruz ama aramızda görünmez duvarlar var. O duvarların tuğlaları, her gün biraz daha ekranlardan örülüyor.

Benim derdim sessizlik değil. İnsan yorulabilir, konuşmak istemeyebilir, kendi hâlinde kalmayı tercih edebilir. Buna saygı duymak gerekir.

Benim itirazım, insanın çevresinde olup biten hayattan kopması.

Tramvayın penceresinden Kocaeli akıp giderken başımızı kaldırıp şehrimize bakmayı bile unutuyoruz. Belki her sabah aynı insanlarla yolculuk yapıyoruz ama birbirimizin yüzünü tanımıyoruz.

Peki, biz bu yolculukta nereye gidiyoruz?

Hayatın içinden mi geçiyoruz, yoksa hayatı kaçırarak mı yol alıyoruz?

Yıllarca gençlere “dijital yerli”, büyüklerimize “dijital göçmen” dedik.

Teknolojiyle büyüyen gençlerin dijital dünyayı daha iyi bildiğini düşündük.

Oysa bir teknolojiyi kullanabilmekle onun karşısında irademizi koruyabilmek aynı şey değil.

Telefonu kullanmayı öğrenmek kolay; ne zaman bırakacağımızı öğrenmek daha zor.

Bugün sosyal medyada bir video milyonlara ulaşabiliyor.

Bir paylaşım herkesi güldürüyor, bir başkası öfkelendiriyor.

İzliyor, beğeniyor, paylaşıyoruz.

Bazen neye güldüğümüzü, neden öfkelendiğimizi bile düşünmeden bir sonraki görüntüye geçiyoruz.

Başkalarının ne düşündüğünü öğrenmeye çalışırken kendi düşüncemize ne kadar zaman ayırıyoruz?

Cemil Meriç’in düşünce dünyası, sorgulamadan kabullenmenin karşısında kendi aklımızla düşünmenin önemini hatırlatır. Nurettin Topçu’nun İsyan Ahlakı da insanın iradesini koruması üzerine düşündürür. Bugün bu iki yaklaşımı dijital hayatımıza da taşımalıyız. Önümüze düşen her görüntüye kapılmak, her çağrıya cevap vermek zorunda değiliz.

Bazen insanın kendisine yapacağı en büyük iyilik, ekranı kapatıp düşüncelerini dinlemektir.

Üstelik mesele tramvayla sınırlı değil. Aynı evde yaşayan insanlar, aynı sofrada otururken birbirlerinden uzaklaşabiliyor.

Anne telefona, baba başka bir ekrana, çocuk oyununa dalıyor.

Herkes aynı odada ama herkes başka bir yerde.

Kocaeli Bağımlılıkla Mücadele ve Rehabilitasyon Derneği olarak gençlerle ve ailelerle yürüttüğümüz önleyici ve koruyucu çalışmalarda, dijital alışkanlıkların insan ilişkileri üzerindeki etkisini de görüyoruz. Bu mesele yalnızca gençlerin meselesi değil. Çocuklarına ekran süresi konusunda sınır koymaya çalışan yetişkinlerin de kendi alışkanlıklarına bakması gerekiyor.

Çocuğuna “Telefonu bırak!” diyen bir anne ya da baba, kendi elindeki telefonu ne zaman bırakıyor?

Ailece geçirilen zamanın ne kadarı gerçekten birbirimize ait?

Çocuklar yalnızca söylediklerimizi dinlemiyor, yaptıklarımızı da görüyor. Onlara ayırmamız gereken zamanı ekrana kaptırıyorsak sözlerimiz ne kadar etkili olabilir?

İnsan, alıştığı şeyin kendisinden neler götürdüğünü bazen çok geç fark ediyor.

Elbette teknoloji düşmanımız değil. Telefonla uzaktaki annemizin sesini duyuyor, torunumuzun yüzünü görüyor, işlerimizi kolaylaştırıyoruz. Bunlar hayatın kıymetli imkânları. Sorun, bu imkânların hayatın kendisinin önüne geçmesi.

Dünyanın öbür ucundaki insanları takip ederken yanımızda oturan insanı fark edemiyorsak, durup düşünmenin zamanı gelmiştir.

Yarın sabah tramvaya ya da otobüse bindiğimizde küçük bir değişiklik yapalım. Telefonumuzu hemen çıkarmayalım.

Pencereden şehrimizi seyredelim, birkaç sayfa kitap okuyalım.

Yanımızdaki insan konuşmak isterse onu dinleyelim.

Evde sofraya oturduğumuzda telefonları bir kenara bırakalım.

Birbirimize ayırdığımız zamanın gerçekten bize ait olmasına izin verelim.

Bunlar büyük fedakârlıklar değil.

Biraz dikkat, biraz irade, biraz da birbirimizi önemsemek yeterli.

Çünkü hayat, ekranda kaydırdığımız görüntülerden ibaret değil.

Hayat; göz göze geldiğimiz, birbirimizi dinlediğimiz, bir tebessümü paylaştığımız anlarda akıp gidiyor. Bazen yıllar sonra hatırlayacağımız bir an, telefonumuzda değil, yanı başımızdaki insanla kurduğumuz küçücük bir bağda saklı.

Yan yana oturan iki yabancı olmak zorunda değiliz.

Başımızı ekrandan kaldırıp birbirimize baktığımızda belki de uzun zamandır unuttuğumuz bir şeyi yeniden hatırlarız: Aynı hayatı paylaşıyoruz.

Kalın sağlıcakla…


Ömer KARATAŞ
Kocaeli Bağımlılıkla Mücadele ve Rehabilitasyon Derneği Yönetim Kurulu Başkanı

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER