Bugün birçoğumuzun düğünlerde, şenliklerde, eğlencelerde neşeyle söylediği bir türkü vardır:
“Manda yuva yapmış söğüt dalına, yavrusunu sinek kapmış, gördün mü?”
Çoğu insan için bu sözler anlamsızdır. Hatta bazıları alay eder. “Manda söğüt dalına nasıl yuva yapar?” der. Kimileri de türküyü sadece bir ezgiden ibaret sanır.
Oysa Anadolu’nun irfanı, kitaplara sığmayacak kadar derindir.
Bu türkü sadece bir türkü değildir.
Bu türkü bir isyandır.
Bu türkü bir protestodur.
Bu türkü zalime karşı mazlumun sazla verdiği cevaptır.
Rivayet edilir ki Osmanlı döneminde Kastamonu yöresinde yaşayan bir ağa vardı. Gücünü kullanıyor, köylünün malına çeşitli bahanelerle el uzatıyor, vergi adı altında insanların emeğine çöküyordu. Köylü rahatsızdı ama ses çıkaramıyordu. Çünkü güç ağadaydı.
Tarih boyunca olduğu gibi o dönemde de halkın dili ozanlardı.
Köylünün söyleyemediğini onlar söylüyor, milletin içine attığını onlar sazın teline vuruyordu.
Camilerde, meydanlarda, köy odalarında söyledikleri türkülerle ağanın zulmünü dile getiriyorlardı.
Ağa bu durumdan rahatsız oldu.
Fakat milletin ağzını kapatamazdı.
Çünkü söz ağızdan çıktı mı artık sahibine değil, millete ait olur.
Bunun üzerine başka bir yol seçti.
Ozanlara karşı imamları kullanmaya başladı.
İmamlar hutbelerde ağayı övüyor, onun ne kadar hayırsever ve iyi biri olduğunu anlatıyordu.
Bir tarafta hakikati söyleyen ozanlar…
Diğer tarafta güce yaslananlar…
Aradan zaman geçti.
Bölgeye devlet erkânından önemli kişiler gelecekti.
Ağa büyük bir şölen hazırlattı.
Kazanlar kaynadı.
Kebaplar pişti.
Meyveler dizildi.
Sofralar kuruldu.
Elbette ağanın yanında duranlar da başköşedeydi.
İmamlar da…
Ancak sıra ozanlara gelince önlerine et değil, yalnızca etin suyu konuldu.
Kastamonu yöresinde “tırıt” ya da “tride” denilen ekmek doğranmış et suyu…
Ağanın mesajı açıktı:
“Bana karşı gelirseniz et yiyemezsiniz.”
“Güç benim elimde.”
“Ben istersem sizi aç bırakırım.”
Fakat ağanın hesaba katmadığı bir şey vardı.
O da Anadolu ozanının zekâsıydı.
Şölen devam ederken sazlar ortaya çıktı.
Sıra türkülere geldi.
Ve ozanlar sazın tellerine dokunarak şu sözleri söylediler:
“Manda yuva yapmış söğüt dalına,
Yavrusunu sinek kapmış, gördün mü?”
İşte türkünün sırrı burada başlar.
Manda, bölgede önemli bir geçim kaynağıdır.
Tüyleri seyrektir.
Bu yüzden sıcaktan korunmak için söğüt ağacının gölgesine sığınır.
Türküdeki söğüt ağacı ağayı temsil eder.
Onun gölgesine sığınanlar ise menfaat için yanında duranlardır.
Yani imamlar…
Mandanın yavrusunu sinek kapması ise aslında sineğin ısırmasıdır.
Canının yanmasıdır.
Burada ozanlar şunu söylemektedir:
“Siz ağanın gölgesine sığındınız.”
“Kendinizi kurtardınız.”
“Ama biz dışarıda kaldık.”
“Biz bedel ödüyoruz.”
Türkünün devamındaki:
“Tridine bandım…”
sözleri de doğrudan şölen gününe gönderme yapar.
Çünkü önlerine sadece tride konulmuştur.
Et değil.
Etin suyu…
“Bedava mı sandın?”
sözleri ise çok daha ağırdır.
Bu sözle ozanlar:
“Biz doğruları söylemenin bedelini ödüyoruz.”
“Hakkı savunmanın bir maliyeti var.”
demektedir.
Görüldüğü gibi ilk bakışta anlamsız görünen bu türkü aslında başlı başına bir siyasi eleştiridir.
Bir toplumsal mesajdır.
Bir direniş manifestosudur.
İşte Anadolu insanı budur.
Belki saraylarda eğitim almamıştır.
Belki büyük medreselerde okumamıştır.
Ama irfan sahibidir.
Hakikati bir cümleyle anlatmayı bilir.
Asırlar önce yaşanmış bir olayı öyle bir türküye dönüştürmüştür ki bugün bile aynı mesajı vermektedir.
Çünkü devirler değişir.
İsimler değişir.
Makamlar değişir.
Ama güce yaslanıp hakikatten uzaklaşanlar hiç değişmez.
Dün ağanın gölgesine sığınanlar vardı.
Bugün başka güç odaklarının gölgesine sığınanlar var.
Dün doğruları söyledikleri için önlerine sadece tride konulanlar vardı.
Bugün de bedel ödeyenler var.
Anadolu’nun türküleri sadece eğlence değildir.
Onlar milletin hafızasıdır.
Onlar tarihin satır aralarına düşülmüş notlardır.
Onlar bazen bir kitap kadar bilgi verir.
Bazen de bir akademisyenin saatlerce anlatamayacağını iki satırda anlatır.
Bu yüzden türkülere kulak verirken sadece melodiye değil, sözlere de dikkat etmek gerekir.
Çünkü bazen bir milletin asırlık hikâyesi iki mısraya sığar:
“Manda yuva yapmış söğüt dalına,
Yavrusunu sinek kapmış, gördün mü?”

YORUMLAR