Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Gökalp Şentürk
Gökalp Şentürk

Büyük Taarruz: Yunan Hesapları Nasıl Çöktü? 29 Ekim’e Giden Yol – 7

Yunan yönetimi İstanbul’a yönelik hesaplar yaparken, Anadolu’da yaklaşan büyük fırtınanın farkında mıydı?

Türk ordusu uzun süredir hazırlanıyordu. Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşları, askerî harekâtın başarısı için gizliliği, zamanlamayı ve kuvvetlerin doğru kullanılmasını esas alıyordu. Büyük Taarruz’un en önemli özelliklerinden biri, düşmanın beklemediği bir anda ve belirleyici sonuç doğuracak biçimde başlatılmasıydı.

“29 EKİM’E GİDEN YOL” dizimizin önceki yazılarında Yunanistan’ın İstanbul hayalini, Sevr’in farklı biçimde sürdürülmek istenmesini ve Trakya’daki askerî gerilimi ele aldık. Şimdi tarihin akışını değiştiren o büyük harekâta geliyoruz.

26 Ağustos 1922 sabahı Türk ordusu Büyük Taarruz’u başlattı. Harekât, yalnızca bir cephe saldırısı değildi. Uzun süredir hazırlanan stratejik planın uygulanmaya konulmasıydı.

Türk ordusunun amacı, düşmanı belirli mevzilerden geri püskürtmekle sınırlı değildi. Asıl hedef, Yunan ordusunun savaşma gücünü kırmak ve Anadolu’daki işgali sona erdirecek kesin sonucu elde etmekti.

30 Ağustos’ta Dumlupınar’da kazanılan Başkomutanlık Meydan Muharebesi, bu hedefin gerçekleşmesinde belirleyici oldu. Yunan ordusu ağır bir yenilgiye uğradı ve geri çekilme başladı.

Türk ordusu hızla ilerledi. Anadolu’da aylardır süren savaşın sonunu getirecek gelişmeler yaşanıyordu. 9 Eylül 1922’de İzmir kurtarıldı.

1919’da İzmir’e çıkarak Anadolu’da kolay bir zafer kazanacağını düşünen Yunanistan, üç yılı aşkın süren mücadelenin ardından geri çekilmek zorunda kalmıştı.

Bu gelişmelerin anlamı yalnızca askerî değildi. Yunanistan’ın İstanbul’a yönelik hedefleri de Anadolu’daki ordusunun yenilgisiyle ağır bir darbe aldı. İstanbul’a uzanan siyasi hesapların arkasındaki askerî dayanak zayıflamıştı.

İlk yazımızda Megali İdea’nın hedeflerini ve İstanbul hayalini ele almıştık. İkinci yazıda diplomatik dayatmaları, üçüncü yazıda ise Trakya’daki gerilimi incelemiştik. Şimdi bu gelişmelerin tamamı, Büyük Taarruz’un ortaya çıkardığı sonuçla birlikte anlam kazanıyor.

Mustafa Kemal Paşa, yalnızca bir savaşın komutanı değildi. Askerî hazırlığı, siyasi hedefi ve milletin bağımsızlık iradesini aynı çizgide buluşturan liderdi.

Büyük Taarruz, düşmanın yalnızca mevzilerini değil, Anadolu’da kalıcı olabileceğine dair umutlarını da yıktı. Ancak İzmir’in kurtuluşu, diplomatik mücadelenin bütünüyle sona erdiği anlamına gelmiyordu. Türk ordusunun önünde şimdi Boğazlar ve İstanbul meselesi vardı.

Çanakkale çevresindeki gelişmeler, İngiliz kuvvetleriyle yeni bir gerilim doğuracak; bu gerilim İngiliz siyasetini de etkileyecekti.

Büyük Taarruz’un verdiği ders açıktır: Zafer, yalnızca cesaretle değil; hazırlık, disiplin, doğru strateji ve milletin ortak iradesiyle kazanılır.

Bugün bu zaferi anmak, yalnızca geçmişi övmek değildir. Türk milletinin bağımsızlığını hangi fedakârlıklarla kazandığını anlamak ve bu bağımsızlığı her şartta koruyacak bilinci canlı tutmaktır.

Bir sonraki yazıda, İzmir’in kurtuluşundan sonra Çanakkale’de yaşanan krizi ve işgal kuvvetlerinin İstanbul’dan çekilmesine uzanan süreci ele alacağız.


Gökalp ŞENTÜRK

Strateji Uzmanı Gazeteci Yazar

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER