Bir dostum gönderdi. Bir kitap sayfası. Üstte küçük harflerle “Dijital Gürültüyü Susturmak” yazıyor. Altında kocaman bir soru:
“Ekranın mı kölesisin, hayatın mı efendisi?”
Altında 5 maddelik bir test. Okudum, kaldım. Çünkü 5 madde de benim evin içinde gördüğüm şey.
Bakın ne soruyor kitap:
1. Sabah gözünü açar açmaz, yataktan kalkmadan ilk işin bildirimlere bakmak mı?
2. Biriyle yüz yüze konuşurken, bildirim gelince sözünü kesip ekrana bakıyor musun?
3. İki dakikalık boşlukta bile, asansör beklerken, sırada beklerken hemen telefonu eline alıyor musun?
4. Sosyal medyada biraz gezindikten sonra kendini eksik, geride kalmış, huzursuz hissediyor musun?
5. Gece yatmadan son ana kadar telefonla oyalanıp, telefon başucunda, elinin altında mı uyuyorsun?
Puanlama da vicdana bırakılmış.
1 – Hiç bana göre değil.
5 – Tamamen beni anlatıyor.
Hadi samimi olalım. Ben kendi puanımı topladım, 15 çıktı. Yani ortadayım. Demek ki ben de o gürültünün içindeyim.
Geçen hafta Kocaeli’de bir iş adamı kulübünde konuşmaya çağırdılar. Konu malum, bağımlılık. Konuşma bitti, 40’lı yaşlarda bir abimiz geldi yanıma. “Başkanım” dedi, “Bu 5 maddenin 5’i de bende var. Fabrikayı yönetiyorum ama evde çocuğumun yüzüne bakamıyorum. Çünkü aklı hep telefonda” dedi.
Mesele bu. Bu artık çocukların meselesi değil. Patron da aynı kuyuda, işçi de, öğrenci de.
Sosyal medyada gezip de kendini kötü hissetmeyen var mı? Herkes tatilde, herkes arabasını yenilemiş, herkesin çocuğu çok başarılı. Sen ekrana bakıyorsun, sonra kendi hayatına bakıyorsun ve için daralıyor. O his normal değil, o his o uygulamanın sana bilerek verdiği his.
Gece başucumuzda uyuyan telefon yüzünden sabah yorgun kalkıyoruz. Sabah uyanır uyanmaz kötü bir haberle, başkasının kavgasıyla güne başlıyoruz. Sonra da diyoruz ki “Ben neden tahammülsüzüm?”
Çünkü gün, bizim günümüz olarak başlamıyor.
Bu test bir doktor raporu değil. Bir ayna. Puanın 5-10 arasıysa, iyi yönetiyorsun. 11-18 arasıysa, yorulma sebebin belki de telefon. 19-25 arasıysa, biraz frene basmak gerekiyor.
Ne yapılır? Ben ahkam kesecek değilim. Kendi evimde denediğim üç şeyi söyleyeyim.
Sabah alarmını telefondan kurmayı bıraktım. 50 liralık bir çalar saat aldım. Sabah ilk yarım saat telefona bakmıyorum. Çok zor ama gün başka başlıyor.
İkincisi, telefonu yatak odasından çıkardım. Şarj mutfakta. Başucunda olunca elin gidiyor, irade falan hikaye.
Üçüncüsü, o iki dakikalık boşluklarda telefonu çıkarmamaya çalışıyorum. Asansörde, bankada sırada beklerken. Sıkılmak kötü bir şey değilmiş. İnsan sıkılınca aklı toparlanıyormuş.
Baktınız tek başınıza olmuyor, kapı çalacak yer var.
İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı Sağlıklı Hayat Merkezleri var, ücretsiz psikolog görüşmesi yapıyor. Yeşilay Danışmanlık Merkezi YEDAM var, 115’i arıyorsunuz, randevu alıyorsunuz, ailenizle de gidebiliyorsunuz. Daha ağır bir tablo varsa AMATEM, ÇEMATEM var. ALO 191’i aradığınızda sanal kumar ve ekran bağımlılığı için de yönlendirme yapıyorlar.
Bizim derneğin kapısı da açık. Ben puanım yüksek çıktı, ne yapayım diyen buyursun gelsin. Çay içer, konuşuruz.
O kitap doğru soruyu sormuş. Soru şuydu: Bu alet bizim hizmetkarımız mı, biz mi onun hizmetkarıyız? Karar siz değerli okurlarımızın…
Ömer Karataş / Kocaeli Bağımlılıkla Mücadele ve Rehabilitasyon Derneği Yönetim Kurulu Başkanı

İnsanların her türlü bağımlılığını çok güzel özetlemişsiniz buna karşı eğitim veren soruna çözüm arayan kuruluşları bilgilendirmeniz çok güzel olmuş çağımızın insanları sosyal medyayı artık yaşamın bir parçası koşulsuz onsuz yapamayılorlar sevgili Ömer bey görüşleriniz bu konuda çok değerli umarım ybu konularda yapılacak eğitim seminer bilgilendirme umarım daha çok aydınlanma gerçekleşir
Allah razı olsun ismail hocamdan biz “2026 yeni sen yeni yolculuk” kitabını okuyoruz.Çok çok faydalı bir kitap her bölümü insana ayrı ayrı çok şey katıyor.Özellikle “hâyır demenin lüksü, esneklik kası ve diğerleri hepsi.Bu tavsiyeleri uygulamaya başladıktan sonra kendinizdeki değişime siz bile inanamayacaksınız.siddetle ve ısrarla tavsiye ediyorum
OkuduğunuZ kitabın ismini paylaşında herkes okusun