Bazı ölümler vardır, dosya kapanır.
Bazı ölümler vardır, üzerinden yıllar geçse de sorular kapanmaz.
Kaşif Kozinoğlu’nun ölümü de Türkiye’nin hafızasında hâlâ cevabını arayan sorularla birlikte duruyor.
Kozinoğlu sıradan bir devlet görevlisi değildi.
Özel Kuvvetler’de görev yaptı. Yıllarca istihbarat sahasında çalıştı. Afganistan’dan Orta Asya’ya, Suriye’den Bosna’ya kadar Türkiye’nin en kritik bölgelerinde görev aldı. MİT’in Asya yapılanmasında önemli sorumluluklar üstlendi.
Sonra tutuklandı.
Silivri Cezaevi’ne gönderildi.
İlk duruşmasına çıkmasına günler kala hayatını kaybetti.
Ölümü kalp rahatsızlığına bağlandı.
Aradan yıllar geçti.
Şimdi dosyanın yeniden gündeme gelmesiyle birlikte o eski soru yeniden karşımızda:
Gerçekte ne oldu?
Bu sorunun cevabı ne söylentilerde ne de siyasi hesaplaşmalarda aranmalıdır.
Cevap, hukuk içinde yürütülecek ciddi ve tarafsız bir soruşturmadadır.
ASIL DİKKAT ÇEKEN NOKTA
Kurtlar Vadisi Pusu dizisinde Kaşif Kozinoğlu’nu çağrıştıran Kazım Kaşifoğlu karakterinin öldürülmesi ve karakterin ölüm şekliyle gerçek hayattaki Kozinoğlu’nun ölümü arasındaki benzerlik yıllardır tartışılıyor.
Üstelik zamanlama da dikkat çekici.
Peki bu sadece bir senaryo tesadüfü mü?
Olabilir.
Ama istihbarat dünyasının konuşulduğu bir dosyada böylesine dikkat çekici bir benzerliği sorgulamak da kimseyi rahatsız etmemelidir.
Senaryo ne zaman yazıldı?
Hangi bilgilerden yararlanıldı?
Yapım ekibinin o dönemde kimlerle temasları vardı?
Gerçek olayla senaryo arasındaki benzerlik nereden kaynaklandı?
Bunlar sorulması gereken sorulardır.
Fakat burada hukuk sınırını da net çizmek gerekir:
İddialar, ancak hukuken geçerli ve denetlenebilir deliller çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Ne kimse peşinen suçlanmalı ne de kamuoyunda ciddi soru işaretleri doğuran hususlar yalnızca “tesadüf” denilerek geçiştirilmelidir.
Hukukun yolu bellidir:
İddia araştırılır, delil değerlendirilir, sorumluluk varsa hukuk önünde ortaya konulur.
MESELE SADECE KOZİNOĞLU DEĞİL
Asıl mesele, Türkiye’nin yakın tarihinde devletin kritik noktalarında görev yapmış insanların etrafındaki karanlık dosyaların ne kadarının gerçekten aydınlatıldığıdır.
FETÖ’nün devlet içerisindeki yapılanmasının nasıl bir tehdit oluşturduğu artık tartışma konusu değildir.
15 Temmuz gecesi bunun bedelini milletçe ödedik.
Fakat bugün hâlâ cevap bekleyen sorular var:
15 Temmuz’a giden yol nasıl döşendi?
Kimler kimlerle irtibat kurdu?
Kimler hangi bilgileri nereden aldı?
Devletin kritik kurumlarında kimler yükseltildi?
Kimler tasfiye edildi?
Kimler yıllarca gerçek kimliklerini ve bağlantılarını gizleyebildi?
Bu soruların tamamı ortaya konulmadan Türkiye’nin yakın tarihini bütün yönleriyle anlamamız mümkün değildir.
Kaşif Kozinoğlu dosyası da bu büyük resimden bağımsız düşünülemez.
EL YAZILARI VE DEVLET HAFIZASI
Kozinoğlu’nun geride bıraktığı el yazısıyla kaleme alınmış notlar da bu nedenle önem taşıyor.
Bir istihbaratçının tuttuğu notta yer alan tek bir isim, tek bir tarih veya tek bir bağlantı, yıllar sonra başka bir dosyanın kapısını açabilir.
Bu nedenle Kozinoğlu’nun geride bıraktığı kayıtların ve dosyanın bütün unsurlarının titizlikle incelenmesi gerekir.
Çünkü burada söz konusu olan yalnızca bir kişinin ölümü değildir.
Devlet hafızasının bir parçasıdır.
ARTIK “KAPAT DOSYAYI” DÖNEMİ BİTMELİ
Türkiye darbeler gördü.
Karanlık cinayetler gördü.
Kumpaslar gördü.
Devletin içine sızan yapılanmalar gördü.
Ve sonunda 15 Temmuz gibi bir ihanet girişimiyle karşı karşıya kaldı.
Her defasında benzer bir tabloyla karşılaştık:
Önce konuşuldu.
Sonra susturuldu.
Ardından unutuldu.
Yıllar sonra yeniden gündeme geldi.
Artık bu döngüyü kırmak zorundayız.
Kozinoğlu’nun ölümü doğal nedenlerle gerçekleşmişse, kamuoyunda kalan şüpheleri giderecek şekilde bütün yönleriyle açıklığa kavuşturulmalıdır.
Eğer soruşturmayı gerektiren başka bir durum varsa, o da hukuk çerçevesinde ortaya çıkarılmalıdır.
Çünkü hiç kimse makamından, şöhretinden veya geçmişinden dolayı dokunulmaz değildir.
Ama aynı şekilde hiç kimse de kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu ilan edilemez.
Hukuk bunu gerektirir. Devlet ciddiyeti bunu gerektirir.
ŞİMDİ SORULAR DAHA DA ÖNEMLİ
Kaşif Kozinoğlu neden öldü?
Neler biliyordu?
Geride bıraktığı notlarda ne vardı?
Ölümünden önce yaşananlar neydi?
Kurtlar Vadisi’ndeki benzerlik gerçekten bir tesadüf müydü?
Ve bütün bunların ötesinde:
Türkiye’nin yakın tarihindeki hangi dosyalar hâlâ aydınlatılmayı bekliyor?
Bu soruların cevabı artık ertelenmemelidir.
Ne intikam duygusuyla…
Ne siyasi hesapla…
Ne de komplo teorileriyle.
Hukukla, akılla ve devlet ciddiyetiyle.
Çünkü devletin görevi geçmişi örtmek değil, gerçeği ortaya çıkarmaktır.
Türk milletinin de hakkı budur.
Yıllar geçebilir.
İnsanlar unutabilir.
Dosyalar raflara kaldırılabilir.
Ama devletin hafızası unutmamalıdır.
Çünkü bazı dosyalar kapanmış gibi görünür.
Fakat gerçek, zamanı geldiğinde yeniden kapıyı çalar.

YORUMLAR