Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Gökalp Şentürk
Gökalp Şentürk

Dünya Yeniden Kuruluyor, Türkiye Sadece Seyredemez!

Bazı gelişmeler vardır…

Gazete sayfalarında birkaç satır yer alır, televizyonlarda birkaç dakika konuşulur ve sonra gündem değişir.

Oysa devlet aklı, manşete değil haritaya bakar.

Bugün Ortadoğu’da yaşananlara yalnızca İsrail–İran gerilimi, Suriye meselesi veya Gazze savaşı diye bakarsak büyük resmi göremeyiz.

Çünkü mesele çok daha büyük.

Dünya düzeni değişiyor.

Amerikan hegemonyası sorgulanıyor.

Çin yükseliyor.

Rusya kendi alanını korumaya çalışıyor.

İran kuşatmayı kırmaya uğraşıyor.

Körfez ülkeleri artık tek bir güvenlik şemsiyesine mahkûm olmak istemiyor.

İsrail bölgesel nüfuz alanını genişletmeye çalışıyor.

Avrupa enerji güvenliği arıyor.

Ve Türkiye…

Tam bu büyük hesaplaşmanın merkezinde duruyor.

İşte bugün Türkiye’nin önündeki asıl mesele budur.

MEKKE’DEN VERİLEN MESAJI DOĞRU OKUMAK GEREKİYOR

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan ekseninde gelişen güvenlik işbirliğini küçümsemek büyük bir hata olur.

Bu anlaşmayı hemen “yeni bir NATO kuruluyor” diye yorumlamak da doğru değildir.

Fakat “hiçbir anlamı yok” demek daha büyük bir yanlıştır.

Çünkü devletler durup dururken güvenlik mekanizmaları kurmaz.

Hele Ortadoğu gibi her taşın altından başka bir hesabın çıktığı bir coğrafyada…

Güvenlik anlaşmaları, geleceğe yönelik sigortalardır.

Körfez ülkeleri artık şunu görüyor:

Amerika güçlü olabilir.

Ama Amerika’nın her yerde aynı anda bulunması mümkün değildir.

Afganistan’dan çekilme bunun en açık örneklerinden biridir.

Dolayısıyla bölge ülkeleri yeni seçenekler arıyor.

İşte Türkiye burada devreye giriyor.

Pakistan burada devreye giriyor.

Suudi Arabistan burada devreye giriyor.

Ve dikkat edin:

Bu üç ülkenin elinde birbirini tamamlayan çok önemli güç unsurları var.

**Türkiye’nin askerî ve savunma sanayisi gücü…

Pakistan’ın stratejik ve nükleer caydırıcılığı…

Suudi Arabistan’ın ekonomik ve enerji gücü…**

Bunları yan yana koyduğunuzda ortaya hafife alınamayacak bir tablo çıkar.

Bu bir savaş ilanı değildir.

Ama “Artık güvenliğimizi yalnızca başkasının insafına bırakmayacağız” mesajıdır.

TÜRKİYE’NİN KADERİ BAŞKALARININ İZNİNE BIRAKILAMAZ

Yıllardır aynı cümleyi duyuyoruz:

“Amerika izin vermez.”

“İsrail istemez.”

“Avrupa karşı çıkar.”

“Rusya tepki gösterir.”

Peki soruyorum:

Türkiye ne zamana kadar başkalarının ne isteyip istemediğine bakarak hareket edecek?

Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikası başka başkentlerin onayına göre belirlenemez.

Bizim kimsenin düşmanı olmamıza gerek yok.

Ama kimsenin de piyonu olmayacağız.

Türkiye’nin politikası açık olmalıdır:

Dostluk başka, bağımlılık başka!

Amerika ile konuşuruz.

Rusya ile konuşuruz.

Çin ile ticaret yaparız.

İran ile sınır komşuluğumuzun gereğini yaparız.

Arap dünyasıyla ilişkilerimizi geliştiririz.

Türk Dünyası ile bağlarımızı güçlendiririz.

Ama bütün bunları yaparken bir tek şeyi unutmayız:

Türkiye’nin menfaati!

ASIL SAVAŞ ENERJİ VE KORİDORLAR ÜZERİNDEN YÜRÜYOR

Bugün Ortadoğu’da yalnızca silahlar konuşmuyor.

Petrol konuşuyor.

Doğalgaz konuşuyor.

Limanlar konuşuyor.

Deniz yolları konuşuyor.

Enerji koridorları konuşuyor.

Ticaret yolları konuşuyor.

İşte İsrail’in Suriye’ye yönelik politikalarını da, Doğu Akdeniz’deki hesapları da bu çerçevede okumak gerekiyor.

Suriye yalnızca Suriye değildir.

Suriye;

Türkiye’nin güney sınırıdır.

Akdeniz’e açılan kapıdır.

Enerji koridorlarının kesişme noktasıdır.

Terör örgütlerinin istismar edebileceği bir alandır.

Bu nedenle Suriye’de oluşacak her yeni denklem Türkiye’nin millî güvenliğini doğrudan ilgilendirir.

Türkiye burada seyirci kalamaz.

Kalırsa bedelini yarın öder.

İSRAİL MESELESİNE DUYGULARLA DEĞİL, DEVLET AKLIYLA BAKALIM

Türkiye ile İsrail arasında sıcak çatışma ihtimali bugün için kesin bir sonuç olarak ortaya konulamaz.

Bunu söylemek gerekir.

Ancak aynı şekilde, “Böyle bir ihtimal asla doğmaz” demek de devlet aklı değildir.

Çünkü Suriye’deki gelişmeler…

Doğu Akdeniz…

Enerji hatları…

Bölgesel nüfuz…

Filistin meselesi…

Ve İsrail’in güvenlik doktrini…

Türkiye ile İsrail’i karşı karşıya getirebilecek başlıklardır.

Burada Türkiye’nin yapması gereken savaş istemek değildir.

Savaşı önleyecek kadar güçlü olmaktır.

Çünkü caydırıcılığın olmadığı yerde diplomasi, karşı tarafın iyi niyetine terk edilir.

Türkiye’nin ise artık böyle bir lüksü yoktur.

TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK SİLAHI: CAYDIRICILIK

Bugün savunma sanayisinde atılan adımlar bu nedenle hayati önemdedir.

İHA’lar…

SİHA’lar…

Milli savaş uçakları…

Deniz platformları…

Elektronik harp…

Hava savunma sistemleri…

Uzun menzilli füzeler…

Milli radar ve sensör teknolojileri…

Bunlar yalnızca silah değildir.

Bunlar Türkiye’nin bağımsız karar verme kapasitesidir.

Dün başkasından uçak bekleyen Türkiye ile bugün kendi savaş uçağını geliştiren Türkiye aynı Türkiye değildir.

Dün başkasının verdiği teknolojiye mahkûm olan Türkiye ile bugün kendi savunma teknolojisini ihraç eden Türkiye arasında dağlar kadar fark vardır.

İşte bu yüzden savunma sanayisi bir ekonomik sektör değil, millî egemenlik meselesidir.

ÇİN YÜKSELİYOR, AMERİKA DİRENCİNİ KORUYOR

Dünyadaki büyük mücadeleyi anlamak için Çin’e bakmak yeterlidir.

Çin yalnızca ekonomik olarak büyümüyor.

Enerji kaynaklarına ulaşıyor.

Limanlara yatırım yapıyor.

Ticaret yollarını kontrol etmeye çalışıyor.

Asya, Afrika ve Ortadoğu’daki ekonomik etkisini artırıyor.

Amerika ise küresel liderliğini korumaya çalışıyor.

Rusya ise kendi jeopolitik alanını kaybetmemek için mücadele ediyor.

Avrupa ise enerji güvenliği konusunda yeni yollar arıyor.

Bütün bu mücadelelerin kesiştiği yerlerden biri de bizim coğrafyamız.

Türkiye’nin bulunduğu yer, dünyanın en değerli jeopolitik kavşaklarından biridir.

Bunun farkında olmayan bir Türkiye, kendi tarihini de coğrafyasını da okuyamamış demektir.

FAKAT BİR TEHLİKE VAR!

Şimdi gelelim meselenin en can alıcı noktasına.

Türkiye’nin dışarıdaki düşmanlarını konuşuyoruz.

İsrail’i konuşuyoruz.

Amerika’yı konuşuyoruz.

Enerji koridorlarını konuşuyoruz.

Terör örgütlerini konuşuyoruz.

Ama Türkiye’nin içerideki dayanıklılığını yeterince konuşmuyoruz.

Oysa tarih bize çok önemli bir gerçek öğretmiştir:

Bir devlet dışarıdan kolay kolay yıkılmaz.

Önce içeriden zayıflatılır.

Toplumsal birlik bozulur.

Ekonomi çökertilir.

Devlete güven sarsılır.

İnsanlar birbirine düşürülür.

Kimlikler üzerinden kavga çıkarılır.

Sonra dışarıdaki güçler sahaya iner.

Türkiye bunu geçmişte defalarca yaşadı.

İÇERİDEN GOL YEMEYELİM!

Bugün Türkiye’nin en büyük güvenlik meselelerinden biri budur.

Ekonomik olarak vatandaş eziliyorsa…

Orta sınıf giderek küçülüyorsa…

Gençler geleceğini başka ülkelerde arıyorsa…

Adalete güven tartışılıyorsa…

Devlet kurumları yıpranıyorsa…

Toplum birbirine düşürülüyorsa…

İşte orada millî güvenlik sorunu vardır.

Bunu görmezden gelemeyiz.

Çünkü sınırdaki kaleyi sağlamlaştırırken içerideki kapıyı açık bırakamayız.

Devletin içinde paralel güç odakları oluşmasına izin veremeyiz.

Devletin üzerinde herhangi bir cemaat, tarikat, örgüt, şirket veya çıkar grubunun vesayet kurmasına müsaade edemeyiz.

Burada mesele insanların inancı değildir.

Mesele devletin otoritesidir.

İsteyen inancını yaşar.

İsteyen ibadetini yapar.

İsteyen dinî düşüncesini savunur.

Ama hiç kimse devletin yerine geçemez.

Devlet tek devlettir.

FETÖ TECRÜBESİ UNUTULMAMALI

Türkiye 15 Temmuz’u yaşadı.

Devletin kurumlarına sızmanın ne kadar büyük bir tehdit olduğunu gördü.

Bu nedenle bundan sonra devletin temel prensibi çok açık olmalıdır:

Sadakat kişilere değil, devlete olacaktır.

Devletin memuru devlete bağlı olacaktır.

Asker devlete bağlı olacaktır.

Polis devlete bağlı olacaktır.

Bürokrat devlete bağlı olacaktır.

Ve hiçbir yapı “Benim adamım” diyerek devlet içerisinde ayrı bir güç alanı oluşturamayacaktır.

Çünkü devlet, şahısların veya grupların değil, Türk milletinin devletidir.

TERÖRSÜZ TÜRKİYE’NİN EN ÖNEMLİ TARAFI DA BUDUR

Terörsüz Türkiye yalnızca silahların susması değildir.

Terörsüz Türkiye;

devletin otoritesinin güçlenmesidir.

Hukukun üstünlüğüdür.

Ekonomik kalkınmadır.

Gençlerin geleceğe güvenmesidir.

Toplumsal huzurdur.

Sınırların güvenliğidir.

Ve Türk milletinin enerjisini birbirine karşı değil, geleceğe yöneltmesidir.

Türkiye’nin artık içeride birbirini yiyen, dışarıda ise başkalarının hesabını bozan bir ülke olması gerekir.

TÜRKİYE’NİN ÖNÜNDE TARİHİ BİR FIRSAT VAR

Bugün Türk Dünyası ile Türkiye arasındaki bağlar güçleniyor.

Pakistan’la ilişkiler stratejik boyut kazanıyor.

Körfez ülkeleri Türkiye’yi daha fazla dikkate alıyor.

Savunma sanayimiz büyüyor.

Enerji yollarında Türkiye’nin önemi artıyor.

Kafkasya’da dengeler değişiyor.

Suriye yeniden şekilleniyor.

Doğu Akdeniz’deki hesaplar yeniden yapılıyor.

Bütün bunların ortasında Türkiye’ye tarihi bir fırsat çıkıyor.

Ama fırsat kadar tehdit de var.

İşte bu nedenle romantik sloganlardan çok devlet aklına ihtiyacımız var.

Ne Amerika düşmanlığı…

Ne Rusya hayranlığı…

Ne Çin’e teslimiyet…

Ne Avrupa’ya bağımlılık…

Ne de herhangi bir ülkeye koşulsuz bağlılık…

Türkiye’nin yolu bellidir:

Kendi millî çıkarını merkeze alan bağımsız bir dış politika.

TÜRKİYE’NİN YENİ YÜZYILI GÜÇLÜ TÜRKİYE’DEN GEÇER

Bugün mesele Türkiye’nin savaşa girip girmeyeceği değildir.

Asıl mesele şudur:

Türkiye savaş çıkmadan önce ne kadar güçlü olacak?

Ekonomimiz ne kadar güçlü?

Ordumuz ne kadar güçlü?

Savunma sanayimiz ne kadar bağımsız?

Enerjide ne kadar dışa bağımlıyız?

Teknolojide ne kadar ilerideyiz?

Devlet kurumlarımız ne kadar sağlam?

Toplumumuz ne kadar birlik içerisinde?

İşte gerçek milliyetçilik budur.

Sadece bayrak sallamak değil…

Bayrağın dalgalanmasını sağlayacak devleti inşa etmektir.

Sadece “vatan” demek değil…

Vatanı ekonomik, askerî, teknolojik ve siyasi olarak savunabilecek gücü oluşturmaktır.

Sadece geçmişimizle övünmek değil…

Geleceğin Türk devletini kuracak iradeyi ortaya koymaktır.

Dünya yeniden kuruluyor.

Haritalar yeniden okunuyor.

İttifaklar yeniden şekilleniyor.

Güç merkezleri yer değiştiriyor.

Ve Türkiye artık bu değişimin kenarında duran bir ülke değildir.

Türkiye masanın üzerindeki konulardan biridir.

Öyleyse bizim görevimiz belli:

Ne korkacağız…

Ne teslim olacağız…

Ne de maceraya atılacağız.

Güçleneceğiz.

Ekonomimizi güçlendireceğiz.

Ordumuzu güçlendireceğiz.

Devletimizi güçlendireceğiz.

Milletimizi birleştireceğiz.

Türk Dünyası ile bağlarımızı güçlendireceğiz.

Ve kim ne hesap yaparsa yapsın, Türkiye’nin geleceğini başkalarının planlarına bırakmayacağız.

Çünkü bu coğrafyada bin yıldır varız.

Ve Allah’ın izniyle…

Bin yıl daha burada olacağız.

Mesele budur.

Gerisi ayrıntıdır.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER