Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Gökalp Şentürk
Gökalp Şentürk

İsrail Türkiye’ye Savaş Açarsa Ne Olur?

Türkiye’de günlerdir aynı soru soruluyor:

İsrail, Türkiye’ye saldırır mı?

Daha açık soralım:

İsrail ile Türkiye arasında savaş çıkar mı?

Bu soruyu küçümsemeyelim.

Çünkü bugün Suriye’de yaşananlar, İsrail’in açıklamaları, Ankara’dan gelen sert mesajlar ve Washington’dan yükselen “itidal” çağrıları, bölgede taşların yeniden yerinden oynadığını gösteriyor.

Ama ben bu meseleyi sadece Netanyahu’nun birkaç cümlesine bakarak değerlendirmem.

Çünkü Netanyahu gider, başka biri gelir.

Trump gider, başka biri gelir.

Hükümetler değişir.

Ama devletlerin stratejik hedefleri kolay kolay değişmez.

İşte bizim asıl bakmamız gereken yer burasıdır.

TÜRKİYE ARTIK ESKİ TÜRKİYE DEĞİL

Bunu hâlâ anlamayanlar var.

Türkiye artık 1990’ların Türkiye’si değildir.

2000’lerin başındaki Türkiye hiç değildir.

Bugün Türkiye’nin kendi savunma sanayii var.

Kendi İHA’ları var.

Kendi SİHA’ları var.

Kendi füzeleri var.

Kendi elektronik harp sistemleri var.

Kendi savaş gemilerini yapıyor.

Kendi savaş uçağını geliştiriyor.

Ve en önemlisi…

Türkiye artık kendi sınırlarının güvenliğini başkalarının insafına bırakmıyor.

Bunun anlamını anlamayanlar, Suriye’de olup biteni de anlayamaz.

Irak’ta olup biteni de anlayamaz.

Doğu Akdeniz’i de anlayamaz.

İsrail’in Türkiye’ye yönelik kaygısını da anlayamaz.

Çünkü mesele yalnızca İsrail değildir.

Mesele güçlü bir Türkiye’nin ortaya çıkmasıdır.

İSRAİL NEDEN SURİYE’YE BAKIYOR?

Suriye’ye bakın.

Suriye, Türkiye’nin güney sınırıdır.

Ama aynı zamanda İsrail’in kuzeyidir.

İran’ın bölgesel bağlantısıdır.

Irak’a açılan kapıdır.

Akdeniz’e ulaşan koridordur.

Dolayısıyla Suriye’de kim güçlü olacaksa, Ortadoğu’nun geleceğinde onun sözü daha fazla geçecektir.

Türkiye bunu görüyor.

İsrail bunu görüyor.

Amerika bunu görüyor.

Rusya bunu görüyor.

İran bunu görüyor.

Herkes görüyor.

Bir tek bizim içerideki bazı akıllılar hâlâ “Bize ne Suriye’den?” diyebiliyor.

Bize ne mi?

Suriye yanıyor, Türkiye’nin güney sınırı yanıyor!

Suriye’de kurulacak bir terör yapılanması Türkiye’yi doğrudan ilgilendirir.

Suriye’de kurulacak yeni bir güvenlik mimarisi Türkiye’yi doğrudan ilgilendirir.

Suriye’de İsrail’in nüfuzunun artması Türkiye’yi doğrudan ilgilendirir.

Bunu anlamak için strateji uzmanı olmaya gerek yok.

Haritaya bakmak yeterlidir.

TÜRKİYE SAVAŞ İSTİYOR MU?

Hayır!

Türkiye savaş istemiyor.

Ama savaş istememek başka, savaşa hazırlıksız olmak başka şeydir.

Bunu özellikle birbirine karıştırmayalım.

Barış isteyen devlet güçsüz devlet değildir.

Tam tersine.

Güçlü devlet barış ister.

Çünkü güçlü devlet savaşın ne olduğunu bilir.

Türkiye’nin son yıllarda attığı adımlara bakın.

Diplomasi yürütüyor.

İran’la konuşuyor.

Irak’la konuşuyor.

Katar’la konuşuyor.

Suudi Arabistan’la konuşuyor.

Mısır’la konuşuyor.

Pakistan’la savunma ilişkilerini geliştiriyor.

Türk dünyasıyla bağlarını güçlendiriyor.

Aynı anda savunma sanayiini büyütüyor.

Bu bir tesadüf değildir.

Bu bir hazırlıktır.

Savaşa hazırlık değil sadece…

Savaşı önleyecek caydırıcılığa hazırlıktır.

BİR DE İÇERİYE BAKALIM

Şimdi gelelim asıl can alıcı noktaya.

Biz dışarıyı konuşurken içeride neler olduğunu da görmek zorundayız.

Bugün geçmişte AK Parti’nin içerisinde önemli görevler üstlenmiş bazı isimlerin açıklamalarını yeniden tartışıyoruz.

Bülent Arınç…

Ahmet Davutoğlu…

Ali Babacan…

Abdullah Gül…

Ve daha başkaları…

Bunların her biri Türkiye siyasetinde önemli görevler üstlenmiş insanlar.

Ama bugün aynı siyasi çizgide değiller.

Peki neden?

İşte asıl soru budur.

Ben yıllardır şunu söylüyorum:

Türkiye’deki siyasi mücadeleyi sadece parti isimleri üzerinden okumak büyük hata olur.

Çünkü Türkiye’nin siyasi tarihinde parti tabelalarından çok daha büyük mücadeleler yaşandı.

Devletin bağımsızlığı üzerine mücadele edildi.

Türkiye’nin dışa bağımlı kalıp kalmayacağı üzerine mücadele edildi.

Savunma sanayiinin yerli olup olmayacağı üzerine mücadele edildi.

Terörle mücadelede Türkiye’nin ne kadar kararlı olacağı üzerine mücadele edildi.

Ve bugün de aynı mücadele başka biçimlerde devam ediyor.

15 TEMMUZ’U UNUTMAYALIM

15 Temmuz 2016’yı unutursak bugünü anlayamayız.

O gece Türkiye yalnızca bir darbe girişimiyle karşı karşıya kalmadı.

Devletin içerisine sızmış bir yapılanmanın Türkiye’nin yönetimini ele geçirme teşebbüsüyle karşı karşıya kaldı.

Millet sokağa çıktı.

Tankların önüne geçti.

Uçaklara meydan okudu.

Ve Türkiye o gece başka bir Türkiye olarak sabaha çıktı.

Burada bir parantez açalım:

15 Temmuz sonrasında ortaya atılan her iddia aynı derecede kanıtlanmış değildir.

Devletin açıkladığı bilgiler, mahkeme kararları ve tarihsel belgeler ayrı şeydir; siyasi yorumlar ayrı şeydir.

Bunu özellikle belirtmek zorundayım.

Çünkü hakikati savunmak, her iddiayı doğru kabul etmek değildir.

Bizim meselemiz bağırmak değil.

Bizim meselemiz gerçeği bulmaktır.

BUGÜN TÜRKİYE’NİN ASIL İHTİYACI NEDİR?

Türkiye’nin bugün yeni bir kavga alanına değil, yeni bir devlet aklına ihtiyacı var.

İktidar-muhalefet kavgasının ötesine geçmek zorundayız.

Çünkü Türkiye’nin karşısındaki mesele sadece seçim değildir.

Türkiye’nin karşısındaki mesele:

Devlet meselesidir.

Güvenlik meselesidir.

Ekonomi meselesidir.

Enerji meselesidir.

Türk dünyası meselesidir.

Savunma sanayii meselesidir.

Suriye meselesidir.

Irak meselesidir.

Doğu Akdeniz meselesidir.

Ve bütün bunların üzerinde…

Bağımsız Türkiye meselesidir.

İSRAİL TÜRKİYE’YE SALDIRIR MI?

Bunu hiç kimse bugün kesin olarak söyleyemez.

Ama bir şeyi kesin olarak söyleyebiliriz:

Türkiye böyle bir ihtimale hazırlıksız değildir.

Türkiye savaş istemez.

Fakat Türkiye’ye savaş dayatılırsa da ne yapacağını bilmeyen bir ülke değildir.

Burası çok önemli.

Çünkü bazıları İsrail’in askerî gücünü anlatırken Türkiye’nin gücünü unutuyor.

Bazıları Amerika’nın gücünü anlatırken Türk ordusunun tarihini unutuyor.

Bazıları Türkiye’nin yalnız kalacağını düşünüyor.

Oysa Türkiye’nin bugün diplomatik ilişkileri, ekonomik bağları, savunma ortaklıkları ve bölgesel etkisi geçmişten çok farklı.

Türkiye artık masada sandalye bekleyen ülke değildir.

Türkiye masanın kurulmasına müdahil olan ülkedir.

KORKANLARA DA BİR SÖZÜM VAR

İsrail’den korkabiliriz.

Savaştan korkabiliriz.

Bu insanîdir.

Ama korkudan dolayı kendi ülkemizin gücünü küçümsemek başka şeydir.

Türk milleti tarih boyunca en zor günlerde ayağa kalkmasını bilmiştir.

Çanakkale’de yaptı.

Sakarya’da yaptı.

Dumlupınar’da yaptı.

15 Temmuz’da yaptı.

Bugün de gerektiğinde yapar.

Fakat bizim istediğimiz savaş değildir.

Bizim istediğimiz güçlü Türkiye’dir.

Çünkü güçlü Türkiye savaş aramaz.

Güçlü Türkiye’ye savaş açmanın bedelini herkes hesap eder.

SON SÖZ DEĞİL, ASIL SÖZ

Bugün Türkiye’nin önünde büyük bir imtihan var.

Dışarıda İsrail.

Suriye.

ABD.

Rusya.

İran.

Irak.

Doğu Akdeniz.

İçeride siyasi hesaplaşmalar.

Ekonomik sıkıntılar.

Terör meselesi.

Ve yaklaşan yeni siyasi mücadeleler…

Bütün bunların içerisinde Türkiye’nin bir tek şeyi kaybetmeye hakkı yok:

Devlet aklını.

Öfkeyle hareket etmeyeceğiz.

Korkuyla hareket etmeyeceğiz.

Başkasının senaryosunda figüran olmayacağız.

Savaşı istemeyeceğiz.

Ama savaş dayatılırsa da geri adım atmayacağız.

Çünkü mesele Netanyahu değil.

Mesele Trump değil.

Mesele İsrail değil.

Mesele Amerika değil.

Bütün bunların ötesinde bir mesele var:

Türkiye’nin kendi kaderini kendi ellerine alıp alamayacağı meselesi.

Benim derdim budur.

Benim davam budur.

Ve yıllardır söylediğim gibi:

Güçlü Türkiye, bağımsız Türkiye’dir.

Bağımsız Türkiye ise başkasının aklıyla değil, kendi devlet aklıyla yürüyen Türkiye’dir.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER