Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Oğuzhan Kaplan
Oğuzhan Kaplan

Orta Doğu’da Fay Hattı Kırıldı

2026’nın bu ilk günlerinde, yıllardır “olur mu, olmaz mı?” diye tartışılan o büyük kabus, nihayetinde kapımızı çaldı. İran ve İsrail arasındaki gerilim, artık vekalet savaşlarının gri alanından çıkıp, doğrudan bir devletler arası imha savaşına evrildi. Ancak sahada uçuşan füzelerden, sarsılan nükleer tesislerden daha sarsıcı bir şey var: O da bölge halklarının zihinsel parçalanmışlığı.

Tahran’da İkiye Bölünmüş Bir Ruh Hali İran’da Hamaney sonrası belirsizliklerin üzerine binen bu savaş, halkın içindeki o derin çatlağı kristal gibi ortaya çıkardı. Bir yanda rejimin bekasını kendi varlığıyla bir tutan kemikleşmiş bir kitle var; diğer yanda ise yıllardır baskı altında yaşayan ve ironik bir şekilde “düşmanımın düşmanı dostumdur” mantığıyla İsrail füzelerini birer “kurtarıcı” gibi selamlayan bir kesim…

İşte burası, trajedinin başladığı yerdir. Modern siyaset biliminde benzeri az görülen bu durum, aslında tam bir “celladına aşık olma” halidir. Mevcut rejimin baskısından o kadar yılmış bir kitle var ki, kendi şehirlerinin bombalanmasını, egemenliklerinin ayaklar altına alınmasını bir özgürlük ihtimali olarak görebiliyorlar. Oysa tarih bize şunu defalarca öğretti: Batı’nın “demokrasi” veya “özgürlük” vaadiyle attığı füzeler, düştüğü yere bahar değil, sadece daha derin bir kaos ve enkaz bırakır. Irak’ta, Libya’da, Suriye’de filmi hep aynı sonla izledik; ancak İran’ın bir kesimi hala bu yıkımdan bir doğum bekliyor.

ABD ve İsrail’in “Cerrahi Müdahale” Yanılsaması Trump yönetiminin “Dört haftada bu işi bitiririz” söylemi, sadece askeri bir hedefi değil, İran içindeki bu toplumsal yarılmayı tetiklemeyi de amaçlıyor. İsrail, sadece askeri tesisleri değil, rejimin sembollerini de hedef alarak halkın bir kısmındaki “rejim gidiyor” algısını besliyor. Fakat bu strateji çok tehlikeli bir kumar. İran gibi kadim bir devlet geleneği olan bir coğrafyada, dış saldırı genellikle “ulusal onur” duygusunu tetikler. Celladına aşık olanlar ile vatanını savunanlar arasındaki bu sürtüşme, bir dış savaşı hızla bir iç savaşa dönüştürebilir.

Hürmüz’den Akdeniz’e Kaos Hattı Ekonomik olarak ise dünya nefesini tutmuş durumda. Hürmüz Boğazı’ndaki en ufak bir aksama, küresel enerji piyasalarında bir “kıyamet senaryosu” demek. Petrol fiyatlarının üç haneli rakamlarda kalıcılaşması, 2026’nın küresel bir ekonomik durgunluk yılı olarak tescillenmesi anlamına geliyor. Türkiye için ise bu durum, hem enerji maliyetleri hem de sınırımızda yaşanacak yeni bir “devletsizleşme” süreciyle baş başa kalmak demek.

Sonuç: Tarihin Tekerrür Etmeyen Dersleri Orta Doğu’da haritalar kanla çizilirken, en büyük trajedi halkların kendi geleceklerini dış güçlerin füzelerinde aramasıdır. Celladına aşık olan o kesim, yarın o füzelerin yarattığı enkazın altında kaldığında, “kurtuluş” dedikleri şeyin aslında koca bir medeniyetin tasfiyesi olduğunu anlayacaklar; ama muhtemelen çok geç olacak.

2026, sadece İran’ın değil, bölgedeki tüm dengelerin sınav yılıdır. Umalım ki sağduyu, bu barut kokusunun ve zihinsel körlüğün önüne geçebilsin. Yoksa bu yangın, sadece Tahran’ı değil, tüm bölgeyi içine alan devasa bir küle dönüştürecek.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER