Kıbrıs Türk halkının geleceği söz konusuysa suskunluğun, diplomatik muğlaklığın ve cevapsız bırakılan soruların kabul edilebilir bir tarafı yoktur. Rum Yönetimi Lideri Nikos Hristodulidis, KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman ile Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları temelinde tam mutabakata vardıklarını söylüyorsa, artık herkes bu iddianın cevabını beklemektedir.
Erhürman açıklamalıdır: Ortada mutabakat var mı, yok mu? Varsa kimin adına, hangi yetkiyle ve hangi siyasi çerçevede yapılmıştır?
Anlaşma yoksa Hristodulidis’in iddiası açıkça yalanlanmalıdır. Mutabakat varsa içeriği, dayanağı ve sınırları kamuoyuna anlatılmalıdır. Bu kadar hayati bir meselede belirsizliğin sürdürülmesi, yalnızca siyasi tartışmaları değil, Kıbrıs Türk halkının geleceğine ilişkin kaygıları da büyütür.
Kıbrıs, herhangi bir makam sahibinin kişisel siyasi tercihlerine göre şekillendirilebilecek sıradan bir mesele değildir. KKTC’nin kurumları, hukuku ve halkın iradesi vardır. Devletin geleceğini ilgilendiren süreçlerde kurumsal sorumluluk, hukuki yetki ve şeffaflık vazgeçilmezdir.
Üstelik mesele yalnızca bir açıklamadan ibaret değildir. İki devlet temelindeki çözüm anlayışı ile federasyon yaklaşımı arasındaki fark, Kıbrıs’ın yarınını belirleyecek temel siyasi ayrımdır. Bu nedenle Birleşmiş Milletler kararlarına yapılan atıfların hangi anlamda kullanıldığı ve tarafların hangi konuda uzlaştığı açıkça ortaya konulmalıdır.
Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki hakları, KKTC’nin siyasi geleceği ve Kıbrıs Türk halkının güvenliği diplomatik kelime oyunlarına bırakılamaz. Müzakere yürütmek başka, karşı tarafın siyasi tezlerinin kabul edildiği izlenimini doğurmak başkadır. Böyle bir izlenim ortaya çıkmışsa, sorumluların bunu giderecek açıklığı göstermesi gerekir.
Artık soru nettir: Erhürman, Hristodulidis’in açıklamasını derhal yalanlayacak mı, yoksa söz konusu mutabakatın içeriğini ve dayanağını açıklayacak mı?
Kamuoyu bu sorunun cevabını beklemektedir. Sessizlik, iddiaları kendiliğinden doğrulamaz; ancak belirsizliği derinleştirir. Devlet ciddiyeti, böylesine önemli bir konuda açık konuşmayı ve hesap verebilir olmayı gerektirir.
Kimse Kıbrıs Türk halkının iradesini kendi siyasi hesabına rehin bırakamaz! Kimse KKTC’nin geleceğini açıklanmamış mutabakatların gölgesinde tutamaz! Egemenlik, pazarlık masasında gelişigüzel kullanılacak bir kavram değildir!
Erhürman’a çağrımız açıktır: Açıklayın! Mutabakat yoksa reddedin; varsa neyi, hangi yetkiyle ve hangi esaslar üzerinden kabul ettiğinizi millete anlatın. Kıbrıs Türk halkının geleceği hakkında doğan soru işaretlerini gidermek bir tercih değil, sorumluluktur.
Çünkü Kıbrıs bir pazarlık malzemesi değildir. Egemenlik bir taviz kalemi değildir. Millî gelecek, kişisel siyasi hesapların konusu hiç değildir.
Kıbrıs’ın geleceği belirsizliğe teslim edilemez. Kıbrıs Türk halkının iradesi yok sayılamaz. Ve hiç kimse, hangi makamda bulunursa bulunsun, bu halka hesap verme sorumluluğunun üzerinde değildir!

YORUMLAR