Misafirperverlik başka, milli hafıza ve devlet aklı başka!
Bir fotoğraf karesine bazen sayfalarca rapordan daha fazla bakmak gerekir.
Çünkü bazı fotoğraflar sadece insanları göstermez.
Bir zihniyeti gösterir.
Bir yaklaşımı gösterir.
Bazen de gelecekte neyin planlandığına dair ciddi sorular bırakır.
Şimdi o fotoğraflara bakın!
Yunanistan Kilisesi Dini Turizm Kurulunun girişimiyle Yunanistan’ın çeşitli bölgelerinden gelen ruhani temsilciler ve inanç turizmi uzmanları İznik’e geliyor.
Turist olarak gelip birkaç tarihi mekânı gezip dönmüyorlar.
Haberlerde açıkça ifade edildiği üzere, İznik’in Yunanistan’dan oluşturulması planlanan yeni inanç turizmi güzergâhlarına dahil edilmesi amacıyla ilçenin tarihi, dini ve kültürel değerleri hakkında inceleme ve tespitlerde bulunuyorlar.
Dahası…
İznik Belediyesi ile görüşüyorlar.
İznik’in kültürel ve dini mirasının oluşturulacak güzergâhlara dahil edilmesi konusunda görüş alışverişinde bulunuyorlar.
Yunanistan Kilisesinin kendi resmi kayıtlarında da 9–12 Eylül 2026 tarihleri için İstanbul, “Nicea” ve Bursa’yı kapsayan bir hac/inanç turu duyurulmuş durumda.
Şimdi soruyorum:
Bunda rahatsız olunacak ne var?
İlk bakışta hiçbir şey!
Elbette insanlar Türkiye’ye gelecek.
Elbette farklı dinlerin mensupları tarihi ve dini mekânlarımızı ziyaret edecek.
Elbette turizm gelişecek.
Bunlara kimsenin itirazı yok.
Ama…
Mesele turizmden ibaret değilse?
İşte orada durup düşünmek zorundayız.
Çünkü mesele artık sadece “Yunan turist İznik’e geldi” meselesi değildir.
Mesele, İznik’in hangi tarih anlatısıyla uluslararası bir inanç rotasına dahil edileceğidir.
—
PEKİ BU ROTAYI Kİ ÇİZECEK?
İznik’in tarihini kim anlatacak?
Hangi yapılar öne çıkarılacak?
Hangi dönem merkeze alınacak?
İznik, yalnızca 325 yılında toplanan Birinci İznik Konsili üzerinden mi tanımlanacak?
Yoksa Roma’dan Bizans’a, Selçuklu’dan Osmanlı’ya ve Türk hâkimiyetinden Cumhuriyet’e kadar uzanan bütün tarihsel katmanlarıyla mı anlatılacak?
İşte asıl soru budur.
Çünkü tarih sadece geçmiş değildir.
Tarih, bugün kimin anlattığıyla yarının hafızasına dönüşür.
Bir şehri hangi isimle tanımladığınız…
Hangi tarihi dönemi öne çıkardığınız…
Hangi mekânları birbiriyle ilişkilendirdiğiniz…
Ve o şehri uluslararası turizm piyasasına hangi hikâyeyle sunduğunuz…
Bunların tamamı kültürel hafıza meselesidir.
—
İZNİK, SADECE “NİCEA” DEĞİLDİR!
Burada çok net konuşmak gerekiyor:
İZNİK, NICEA DEĞİLDİR!
İznik, İznik’tir.
325 yılındaki Konsil elbette İznik tarihinin önemli bir parçasıdır.
Bunu inkâr edecek değiliz.
Fakat İznik’in bütün tarihini yalnızca Hristiyanlık tarihinin bir durağına indirgemek de doğru değildir.
Bu şehir Roma’yı gördü.
Bizans’ı gördü.
Selçuklu hâkimiyetini gördü.
Osmanlı’yı gördü.
Türk-İslam medeniyetinin izlerini taşıdı.
İznik’in surlarında, çinilerinde, camilerinde, medreselerinde, hanlarında ve sokaklarında Türk tarihinin mührü vardır.
Dolayısıyla İznik’i uluslararası alanda yalnızca “Nicaea” üzerinden pazarlanan bir Hristiyanlık merkezi haline getirmek, şehrin çok katmanlı tarihini eksiltmek olur.
İznik’in tarihi bir konsile sığmaz!
—
KİMSE TARİHE İTİRAZ ETTİĞİMİZİ SÖYLEMESİN!
Burada özellikle altını çiziyorum.
Biz Hristiyanların İznik’e gelmesine karşı değiliz.
Biz inanç turizmine karşı değiliz.
Biz yabancı turistin Türkiye’ye gelmesine karşı değiliz.
Tam tersine…
Türkiye’nin sahip olduğu tarihî mirasın bütün dünyaya tanıtılmasını isteriz.
Ama bunun bir şartı vardır:
Türkiye’nin tarihini Türkiye’nin devlet aklı ve tarih bilinci belirlemelidir.
Başka ülkelerin dini kurumları gelip Anadolu’daki tarihî mirasımızı kendi inanç turizmi rotalarının parçası haline getiriyorsa, burada sorulması gereken sorular vardır.
Bu düşmanlık değildir.
Bu paranoya değildir.
Bu, devlet ciddiyetidir.
—
BİR DE KARŞILIKLILIK MESELESİ VAR!
Bir başka noktayı da görmezden gelemeyiz.
Batı Trakya’da yaşayan Türk toplumunun dini, eğitim ve vakıf hakları konusunda yıllardır tartışılan sorunlar ortadayken, Türkiye’deki dini ve kültürel faaliyetler açısından karşılıklılık ilkesinin nasıl değerlendirildiği de sorgulanmalıdır.
Türkiye’de birileri “turizm” dediğinde bütün kapılar açılırken, aynı rahatlığın Batı Trakya’daki Türkler açısından ne ölçüde bulunduğu da kamuoyunun önünde konuşulmalıdır.
Devletler sadece iyi niyetle değil, karşılıklı hak ve sorumluluklarla ilişki kurar.
—
DEVLETİN BÜTÜNCÜL BİR STRATEJİSİ OLMALI
Bugün İznik’i tek başına konuşamayız.
Fener Rum Patrikhanesinin faaliyetlerini…
Heybeliada Ruhban Okulu tartışmalarını…
Anadolu’daki farklı dini ve kültürel miras alanlarının uluslararası platformlarda nasıl tanımlandığını…
İnanç turizmi adı altında oluşturulan uluslararası rotaları…
Bunların tamamını birbirinden kopuk başlıklar olarak değerlendiremeyiz.
Çünkü dünya artık sadece toprak üzerinden mücadele etmiyor.
Hafıza üzerinden de mücadele ediyor.
Kültür üzerinden…
Turizm üzerinden…
Akademi üzerinden…
Medya üzerinden…
Terminoloji üzerinden…
Ve en önemlisi, şehirlerin nasıl anlatıldığı üzerinden!
Bugün bir şehir için hazırlanan turizm rotası yarın uluslararası seyahat acentelerinin kataloglarına girer.
Kataloglara giren anlatı, belgesellere girer.
Belgesellere giren anlatı, akademik çalışmalara taşınır.
Akademik çalışmalara giren anlatı, yeni nesillerin hafızasına yerleşir.
İşte bu yüzden mesele küçümsenemez.
—
MİSAFİRPERVERLİK BAŞKA, DEVLET AKLI BAŞKA!
Yunanistan’dan gelen heyeti ağırlamak diplomatik nezaket olabilir.
Hediye vermek belediyecilik geleneği olabilir.
Fotoğraf çektirmek misafirperverlik olabilir.
Bunların hiçbirine tek başına itiraz etmiyorum.
Benim itirazım başka:
İznik için dışarıdan bir tarih ve inanç rotası tasarlanırken Türkiye’nin bu sürecin neresinde olduğunun açıkça bilinmemesine itiraz ediyorum.
Devletimizin ilgili kurumları bu çalışmanın neresindedir?
Dışişleri Bakanlığımızın bilgisi var mıdır?
Kültür ve Turizm Bakanlığımız bu güzergâhın oluşturulma sürecini nasıl değerlendirmektedir?
Bursa Valiliğinin bilgisi ve koordinasyonu var mıdır?
İznik’in uluslararası tanıtımında kullanılacak tarihsel çerçeve konusunda Türkiye’nin bir stratejisi var mıdır?
Bunların cevabını bilmek istiyoruz.
Çünkü İznik bizim toprağımızdır.
Ve bu toprakların tarihini anlatmak sadece turizm broşürü hazırlamak değildir.
—
BİR ŞEHİR, SADECE TAŞTAN VE TOPRAKTAN İBARET DEĞİLDİR
Bir şehrin camisi varsa o da tarihtir.
Kilisesi varsa o da tarihtir.
Sur duvarı varsa o da tarihtir.
Çinileri varsa o da tarihtir.
Konsili varsa o da tarihtir.
Selçuklu’su varsa o da tarihtir.
Osmanlı’sı varsa o da tarihtir.
Cumhuriyet’i varsa o da tarihtir.
Tarih parçalanamaz.
İznik’i anlatacaksak bütün İznik’i anlatacağız.
Bir dönemini seçip diğerini görünmez kılamayız.
Bir medeniyeti öne çıkarıp diğerini yok sayamayız.
Çünkü İznik’in gerçek zenginliği zaten burada yatıyor:
Binlerce yıllık çok katmanlı tarihinde.
—
ŞİMDİ ASIL SORUYU SORALIM
Yunanistan Kilisesi İznik’i kendi inanç turizmi güzergâhına dahil etmek istiyor.
Peki Türkiye ne istiyor?
Türkiye İznik’i dünyaya nasıl anlatacak?
Sadece “Nicaea” mı?
Yoksa İznik mi?
Sadece 325 mi?
Yoksa binlerce yıllık bütün tarih mi?
Sadece Hristiyanlık tarihi mi?
Yoksa Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet’in oluşturduğu bütün tarihsel miras mı?
İşte devlet aklı burada devreye girmelidir.
Çünkü mesele bir heyetin İznik’e gelmesi değildir.
Mesele, İznik’in yarın dünyaya hangi isimle, hangi hikâyeyle ve hangi tarihsel çerçeveyle anlatılacağıdır.
Biz kimsenin inancına düşman değiliz.
Ama kendi tarihimize karşı da kör değiliz.
Misafirperveriz.
Ama hafızasız değiliz.
Turizme açığız.
Ama tarihimizin başkaları tarafından yeniden paketlenmesine sessiz kalacak kadar da saf değiliz.
İznik, Nicea değildir!
İznik, sadece 325 değildir!
İznik, Türk tarihinin de mührünü taşıyan kadim bir Anadolu şehridir.
Ve son söz yerine şunu söyleyelim:
Bu ülkenin şehirlerini başkaları nasıl anlatacak diye beklemeyelim.
Kendi tarihimizi biz anlatalım.
Kendi hafızamızı biz koruyalım.
İznik’in hikâyesini de Türkiye yazsın!

YORUMLAR