Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Gökalp Şentürk
Gökalp Şentürk

İstanbul’u Alma Hayali: Yunanistan’ın Son Hesabı! 29 Ekim’e Giden Yol – 4

Büyük Taarruz’a günler kala Ankara’da Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşları Anadolu’yu düşman işgalinden kurtaracak büyük harekâtın son hazırlıklarını yapıyordu. Yunan yönetiminde ise başka bir hesap vardı: İstanbul’u ele geçirmek!

Bir tarafta Türk milletinin bağımsızlık mücadelesini sona erdirmek isteyenler, diğer tarafta bu mücadeleyi kesin zaferle sonuçlandırmaya hazırlanan bir irade…

Yunanistan, İzmir’e çıkmakla yetinmemişti. Megali İdea’nın hedefleri arasında İstanbul da vardı. Ancak Sakarya Meydan Muharebesi’nden sonra Anadolu’da işler Yunanistan’ın istediği gibi gitmiyordu. Türk ordusu güç topluyor, Yunan ordusu ise uzayan savaşın yükü altında yıpranıyordu.

İşte tam bu sırada, 1922 yazında Yunanistan’ın İstanbul’a yönelik hesapları yeniden gündeme geldi.

İzmir’den İstanbul’a uzanan hayal

15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgaliyle başlayan süreç, Yunanistan açısından kısa sürede sonuçlandırılacağı düşünülen bir Anadolu macerasıydı. Ancak Türk milletinin direnişi, bu hesabı altüst etti.

Sakarya’da beklediği sonucu alamayan Yunan ordusu savunma pozisyonuna çekilirken Türk ordusu taarruz hazırlıklarına başladı. Atina’dan Anadolu’ya sürekli asker, silah, mühimmat ve para gönderilmesi gerekiyordu. Savaş uzadıkça ekonomik yük ağırlaştı, askerlerin morali bozuldu ve Yunanistan’daki siyasi bölünmeler ordunun durumunu daha da zorlaştırdı.

Üstelik İtilaf Devletleri arasında da çıkar birliği kalmamıştı. Fransa ve İtalya, Yunanistan’ın Anadolu’daki hedeflerine mesafeli yaklaşıyordu. Ankara Hükûmeti ile Fransa arasında 1921’de imzalanan Ankara Anlaşması, bu değişen dengelerin önemli göstergelerinden biriydi.

Yunan yönetimi, Anadolu’daki direnişi kıramadıkça İstanbul’u ele geçirmenin Türk milletinin moralini sarsacağını ve Ankara üzerindeki baskıyı artıracağını düşünüyordu.

Fakat İstanbul, İzmir değildi. Şehirde İngiliz, Fransız ve İtalyan işgal kuvvetleri bulunuyordu. Yunanistan’ın İstanbul’a yönelik tek taraflı bir harekâtı, Türklerle birlikte İtilaf Devletleriyle de karşı karşıya gelmesi anlamına gelebilirdi.

Sevr’in gölgesinde yeni pazarlık

1922’de Anadolu’daki savaşın uzaması üzerine yeni barış arayışları gündeme geldi. Sevr Antlaşması’nın bazı hükümlerini değiştiren tasarılarla Türk tarafına belirli tavizler önerilirken Anadolu’nun geleceğini dışarıdan belirleme anlayışı bütünüyle terk edilmiş değildi.

Doğuda Ermenistan meselesinin korunması, Türk ordusunun sınırlandırılması ve Trakya’nın bazı bölgelerinin Yunanistan’a bırakılması gibi başlıklar bu tartışmaların ağırlığını gösteriyordu.

Mustafa Kemal Paşa açısından mesele, birkaç sınır düzenlemesiyle çözülebilecek basit bir anlaşmazlık değildi. Türk milletinin bağımsızlığı, yabancı devletlerin uygun gördüğü şartlara bağlanamazdı.

İstanbul’un boşaltılmasının da belirsiz koşullara bağlanması, Ankara açısından ayrı bir tehlikeydi. Bir anlaşmanın uygulanıp uygulanmayacağı yine karşı tarafın yorumuna bırakılırsa, işgalin başka bir biçimde sürmesi ihtimali ortadan kalkmayacaktı.

Ankara’nın itirazı açıktı: Bağımsızlık, pazarlık masasında verilen bir lütuf değil; milletin kendi kaderini tayin etme hakkıdır.

Yunanistan neden Trakya’ya asker yığdı?

1922 yazında Yunan kuvvetlerinin bir bölümünün Trakya’ya kaydırılması, İstanbul’a yönelik planlar konusunda endişeleri artırdı. Yunan tarafı bu askerî hareketliliği savunma ve bölgedeki varlığını koruma gerekçeleriyle açıklarken, İngiliz işgal kuvvetleri gelişmeleri dikkatle izliyordu.

Çünkü Trakya’da güç toplamak, İstanbul’a yaklaşmak demekti. Böyle bir hareketin gerçek amacı konusunda şüpheler arttıkça diplomatik gerilim de yükseliyordu.

Yunan yönetiminin hesabı, İstanbul’a yönelik bir hamlenin Ankara üzerindeki baskıyı artıracağı yönündeydi. Ancak bu girişim, İngiltere’nin İstanbul’daki hâkimiyetini ve diğer İtilaf devletlerinin çıkarlarını da tehdit edebilirdi.

Yunanistan, Türk direnişini kırmak isterken yeni bir cephe açma riskini göze alıyordu.

Ankara’nın sessizliği, hazırlıksızlık değildi

Yunan yönetimi İstanbul’u konuşurken Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşları Anadolu’da belirleyici sonucu getirecek harekâtın hazırlıklarını yürütüyordu.

Büyük Taarruz’un en önemli unsurlarından biri gizlilikti. Türk ordusunun ne zaman, nereden ve hangi kuvvetle saldıracağı konusunda düşmanın kesin bilgiye ulaşamaması gerekiyordu.

Ankara, düşmanın dikkatini başka hesaplara yönelttiği bir dönemde kendi stratejik hedefinden vazgeçmedi. Amaç, yalnızca bir mevzi kazanmak değil, Anadolu’daki işgal ordusunun direncini kırarak bağımsızlığın önünü açmaktı.

26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz, Yunan ordusunun hesaplarını altüst etti. Dumlupınar’da kazanılan zaferin ardından Türk ordusu hızla ilerledi ve 9 Eylül’de İzmir kurtarıldı.

İstanbul’a uzanan hayaller kuran Yunan yönetimi, önce Anadolu’daki ordusunun çöküşüyle yüzleşmek zorunda kaldı.

Tarihin verdiği ders

Bu olayların bize gösterdiği gerçek şudur: Bir devletin hedefleri yalnızca istediği topraklarla değil, sahip olduğu askerî güçle, ekonomik dayanıklılıkla, diplomatik imkânlarla ve karşısındaki milletin iradesiyle ölçülür.

Yunanistan, Anadolu’da Türk milletinin direnişini hafife aldı. İstanbul’a yönelik hesaplar, sahadaki gerçeklerin önüne geçti. Mustafa Kemal Paşa ise hedefini belirledi, hazırlığını yaptı ve uygun zamanda harekete geçti.

Büyük Taarruz, yalnızca bir askerî zafer değildi. Türk milletinin geleceğinin başka devletlerin planlarıyla belirlenemeyeceğini dünyaya gösteren tarihî bir dönüm noktasıydı.

Bugün 29 Ekim’e giden yolu anlatırken bu gerçeği unutmamalıyız: Cumhuriyet, bağımsızlığını başkalarının kararına bırakan bir anlayışın değil, kendi kaderini tayin etmeye kararlı bir milletin eseridir.

Türk milletinin iradesini hesaba katmadan Anadolu’ya, İstanbul’a ya da vatanın herhangi bir parçasına dair plan yapanlar, tarihin aynı cevabıyla karşılaşır: Bu vatanın geleceğine Türk milleti karar verir.


Gökalp ŞENTÜRK

Strateji Uzmanı Gazeteci Yazar

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER