Avrupa’da savaş sirenleri henüz çalmıyor olabilir. Ama Avrupa’nın devlet mekanizmaları çoktan savaş alarmına geçti.
Bunu söylemek için komplo teorisine, gizli belgelere ya da kehanetlere ihtiyacımız yok.
Haritaya bakmak yeterli.
Sınırlar tahkim ediliyor.
Sığınaklar yeniden hazırlanıyor.
Yedek askerler artırılıyor.
Askerlik süreleri uzatılıyor.
Mühimmat ve silah üretimi hızlandırılıyor.
Kara mayınları yeniden savunma planlarına giriyor.
Sivillere savaş ve büyük krizlerde nasıl hayatta kalacakları anlatılıyor.
Nükleer caydırıcılık yeniden Avrupa’nın güvenlik gündemine taşınıyor.
Bunların adı artık sıradan savunma tedbiri değildir. Bu, Avrupa’nın güvenlik anlayışında yaşanan büyük kırılmadır.
Peki Avrupa neyin hazırlığını yapıyor?
Daha da önemlisi:
Neden şimdi?
AVRUPA’NIN GÜVENLİK DOKTRİNİ DEĞİŞİYOR
Finlandiya, Ottawa Sözleşmesi’nden çekilerek kara mayınları konusundaki politikasını değiştirdi.
Polonya askerî kapasitesini büyütüyor ve doğu sınırındaki “Doğu Kalkanı” savunma sistemini güçlendiriyor.
Baltık ülkeleri Rusya ve Belarus sınırlarında tahkimat yapıyor.
Almanya sığınak ve sivil savunma kapasitesini yeniden değerlendiriyor.
İsveç vatandaşlarını kriz ve savaş şartlarına hazırlıyor.
Danimarka askerlik sistemini genişletiyor.
Fransa ve İngiltere kritik altyapı ve sivil savunma planlarını güçlendiriyor.
Tek tek bakıldığında bunların hiçbiri savaşın başlayacağının kanıtı değil.
Fakat hepsini aynı fotoğrafın içine koyduğunuzda ortaya çıkan tablo nettir:
Avrupa, büyük ölçekli çatışma ihtimalini artık ciddi bir güvenlik riski olarak görüyor.
SAVAŞ CEPHEDEN ÖNCE BAŞLIYOR
Bugünün savaşı yalnızca tank, top ve uçaktan ibaret değil.
Elektrik şebekeleri, enerji hatları, limanlar, denizaltı kabloları, uydu sistemleri ve siber altyapı da hedef olabilir.
Tedarik zincirleri kesilebilir.
İHA’lar cephe gerisini vurabilir.
Bilgi savaşı toplumları içeriden etkileyebilir.
İşte bu nedenle Avrupa’nın hazırlığı sadece ordusuna yönelik değil.
Devleti, ekonomiyi ve toplumu kriz karşısında ayakta tutmaya yönelik.
72 SAAT UYARISI
AB vatandaşlarına kriz halinde en az 72 saat kendi kendine yetebilecek hazırlık yapmalarını tavsiye ediyor.
Su, gıda, ilaç, radyo, temel ihtiyaç malzemeleri ve nakit para…
Bunlar elbette doğal afetler ve siber saldırılar için de gerekli olabilir.
Fakat bunu askerî kapasite artışı, mühimmat stokları, sığınak planları ve sınır tahkimatlarıyla birlikte değerlendirdiğinizde mesaj daha açık hale geliyor:
Avrupa yalnızca savaşı önlemeye değil, savaş çıkarsa ayakta kalmaya hazırlanıyor.
NÜKLEER CAYDIRICILIK YENİDEN MASADA
Soğuk Savaş sonrasında Avrupa’da geri plana düşen nükleer caydırıcılık yeniden gündemde.
Finlandiya’nın Fransa’nın nükleer caydırıcılık girişimine katılması bunun dikkat çekici örneklerinden biri.
Ancak gerçekle varsayımı birbirinden ayırmak zorundayız.
Finlandiya’da nükleer silah konuşlandırıldığına ilişkin doğrulanmış bir bilgi yok.
Mesele bugün için nükleer silahların konuşlandırılması değil;
nükleer caydırıcılığın Avrupa güvenlik mimarisinde yeniden ağırlık kazanmasıdır.
PEKİ AVRUPA NE BİLİYOR?
“Avrupa hükümetleri halktan gizli bir şey biliyor” demek için elimizde kanıt yok.
Ama yaptıkları ortada:
Risk algıları değişmiş durumda.
Askerî kapasite, mühimmat, sığınak, stratejik stok ve sivil savunma aynı anda yeniden gündeme geliyorsa, Avrupa’nın güvenlik hesabında ciddi bir değişiklik var demektir.
Bunun tamamını tek başına Rusya tehdidiyle açıklamak da doğru olmaz. Hibrit savaş, siber saldırılar, enerji güvenliği ve kritik altyapı riskleri de bu hesabın içinde.
Fakat bir gerçek artık inkâr edilemez:
Avrupa savaş ihtimalini artık görmezden gelmiyor.
TÜRKİYE BU TABLOYU İYİ OKUMALI
Türkiye bu gelişmeleri yalnızca Rusya-Ukrayna savaşı üzerinden değerlendiremez.
Karadeniz, Kafkasya, Balkanlar, Doğu Akdeniz, Ortadoğu ve Türk dünyasında aynı anda yaşanan gelişmeler Türkiye’yi doğrudan ilgilendiriyor.
Bizim ihtiyacımız panik değil.
Devlet aklı.
Sivil savunma güçlendirilmeli.
Kritik altyapılar korunmalı.
Enerji ve gıda güvenliği stratejik mesele olarak ele alınmalı.
Siber savunma kapasitesi artırılmalı.
Yedek personel ve seferberlik sistemi çağın şartlarına göre gözden geçirilmeli.
Millet, kriz anında ne yapacağını bilen bir toplum haline getirilmeli.
Çünkü güçlü devlet yalnızca güçlü ordu değildir.
Güçlü devlet, kriz geldiğinde ayakta kalabilen devlettir.
Avrupa bugün bunun hesabını yapıyor.
Türkiye’nin ise bu hesabı yapmak için savaşın kapıya dayanmasını beklememesi gerekiyor.
Çünkü tarihin değişmeyen gerçeği şudur:
Savaşı istememek başka, savaşa hazırlıksız yakalanmak bambaşkadır.
Ve stratejide en pahalı hata şudur:
Tehlike kapıya dayandıktan sonra hazırlanmaya başlamak.

YORUMLAR