Bazı tarihler vardır; takvimde yalnızca bir yaprağı göstermez.
Bir milletin hafızasını gösterir.
Bir milletin nereden geldiğini, bugün nerede durduğunu ve yarın nereye yürümesi gerektiğini hatırlatır.
3 Ekim işte böyle bir tarihtir.
3 Ekim, Türk dünyasının birbirini yeniden hatırladığı, ortak geleceğe dair iradesini ortaya koyduğu gündür.
Ve açık söylemek gerekir:
Türk dünyası birbirinden uzak değildir. Türk dünyası sadece uzun yıllar boyunca birbirinden uzak tutulmuştur.
Aramıza sınırlar konuldu.
Farklı alfabeler girdi.
Farklı siyasi sistemler ortaya çıktı.
Aynı kökten gelen insanlar farklı coğrafyalarda, farklı şartlarda yaşamaya başladı.
Ama dilimizden türkülerimize, destanlarımızdan tarihimize, kültürümüzden geleneklerimize kadar bizi birbirimize bağlayan o görünmez bağ hiçbir zaman kopmadı.
Çünkü bazı bağlar haritalarla çizilmez.
Kanla, kültürle, tarihle ve gönülle kurulur.
İşte 3 Ekim’in anlamı tam da burada başlıyor.
3 Ekim 2009’da Nahçıvan’da Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan ve Kırgızistan tarafından imzalanan Nahçıvan Anlaşması, Türk dünyasının çok taraflı iş birliğini kurumsal bir zemine taşıyan tarihi adımlardan biri oldu.
Sonrasında Türk Keneşi’nin kurulması, ardından 12 Kasım 2021’de Türk Devletleri Teşkilatı adını alması, Türk dünyasının ortak iradesinin kurumsal bir yapıya dönüşmesinin önemli aşamalarıydı.
Bugün artık mesele sadece geçmişi hatırlamak değildir.
Mesele geleceği birlikte kurabilmektir.
Ekonomide…
Eğitimde…
Kültürde…
Ulaştırmada…
Enerjide…
Bilim ve teknolojide…
Diplomaside…
Ve gerektiğinde ortak meseleler karşısında dayanışma gösterebilmekte…
Türk dünyası artık birbirini yalnızca hatırlayan değil, birbirini daha yakından tanımaya ve ortak imkânlar üretmeye çalışan bir yapı olarak geleceğe yürümektedir.
İşte 3 Ekim’in asıl ruhu budur.
Birlikte geçmişe bakmak değil, birlikte geleceğe yürümek.
Bizim Türkçülük anlayışımız da tam burada anlam kazanır.
Türkçülük, başkasına düşmanlık değildir.
Türkçülük; kendi milletini tanımak, tarihine sahip çıkmak, dilini korumak, kültürünü yaşatmak ve gelecek nesillere karşı sorumluluk duymaktır.
Türkçülük, Türk dünyasının bütün renklerini aynı büyük medeniyet ağacının dalları olarak görebilmektir.
Azerbaycan Türkü de bizim kardeşimizdir.
Kazak Türkü de…
Kırgız Türkü de…
Özbek Türkü de…
Gagauz Türkü de…
Kırım Tatarı da…
Kerkük Türkmeni de…
Doğu Türkistan’daki soydaşımız da…
Suriye Türkmeni de…
Çuvaş da…
Ve dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın, kendisini Türk kültürünün bir parçası olarak gören herkes bu büyük gönül coğrafyasının bir parçasıdır.
Fakat burada çok önemli bir noktayı özellikle vurgulamak gerekiyor:
Türk dünyasının birlik ve beraberliği, birbirimizi ayrıştırarak değil; birbirimizi anlayarak güçlenecektir.
Bizim birbirimize ihtiyacımız var.
Dünün yaralarını birbirimize hatırlatıp yeni kırgınlıklar üretmeye değil, ortak geleceğimiz için yeni köprüler kurmaya ihtiyacımız var.
Çünkü Türk dünyasının önündeki en büyük meselelerden biri, sahip olduğu büyük tarihî ve kültürel potansiyeli geleceğin ortak gücüne dönüştürebilmektir.
Bunun yolu ise bellidir:
Dilde birlik, fikirde birlik, işte birlik.
Bu üç kelime bir slogan olmanın çok ötesindedir.
Bir istikamettir.
Bir medeniyet anlayışıdır.
Bir gelecek tasavvurudur.
Bugün çocuklarımıza yalnızca Malazgirt’i, İstanbul’un fethini, Çanakkale’yi, Sakarya’yı, Karabağ’ı anlatmak yetmez.
Onlara aynı zamanda şunu da anlatmalıyız:
Siz yalnızca büyük bir geçmişin mirasçıları değilsiniz; büyük bir geleceğin emanetçilerisiniz.
İşte bunun için kültür merkezlerine ihtiyacımız var.
Kitaplara ihtiyacımız var.
Yazarlara, şairlere, sanatçılara ihtiyacımız var.
Türk dünyasının çocuklarının birbirini tanımasına ihtiyacımız var.
Çünkü bir milletin geleceği yalnızca ekonomiyle veya siyasetle kurulmaz.
Kültürünü kaybeden millet, hafızasını kaybeder. Hafızasını kaybeden millet ise geleceğini başkasının çizdiği haritada aramaya başlar.
Biz kendi haritamızı tarihimizle, kültürümüzle ve kardeşliğimizle çizmek zorundayız.
İşte bu anlayışla, 3 Ekim Türk Dünyası Günü’nü yalnızca sözlerle kutlamak istemiyoruz.
Birlikte yaşayarak, birlikte paylaşarak, birlikte hatırlayarak kutlamak istiyoruz.
Bu nedenle bütün hemşehrilerimizi, bütün Türk dünyası sevdalılarını ve bütün vatandaşlarımızı 16. Uluslararası Kocaeli Kitap Fuarı’na davet ediyoruz.
TOYŞAD olarak 3 Ekim’de Türk dünyasının farklı coğrafyalarından gelen kardeşlerimizle, kültür insanlarımızla, yazarlarımızla, şairlerimizle ve gönül dostlarımızla Kocaeli’de bir araya geleceğiz.
Kazakistan’dan Kırgızistan’a, Özbekistan’dan Azerbaycan’a, Gagauzya’dan Kırım’a, Kerkük’ten Doğu Türkistan’a uzanan büyük Türk dünyasının kültürünü, sesini ve renklerini hep birlikte yaşatacağız.
Gelin, 3 Ekim’i sadece kutlamayalım.
3 Ekim’in bize yüklediği sorumluluğu da birlikte hatırlayalım.
Gelin çocuklarımızı getirin.
Gelin gençlerimizi getirin.
Gelin kitapların, kültürün, sanatın ve kardeşliğin etrafında buluşalım.
Gelin Türk dünyasının birbirinden kopuk olmadığını, aynı gönül coğrafyasının insanları olduğunu hep birlikte gösterelim.
Çünkü biz farklı ülkelerde yaşayabiliriz.
Farklı şehirlerde doğabiliriz.
Farklı lehçeler konuşabiliriz.
Ama bizi birbirimize bağlayan büyük bir tarihimiz, ortak bir kültürümüz ve geleceğe uzanan güçlü bir kardeşlik bağımız var.
3 Ekim, işte bu bağın hatırlandığı gündür.
Bu vesileyle 3 Ekim Türk Dünyası Günü’nü yürekten kutluyor; başta Türkiye Cumhuriyeti olmak üzere Türk Devletleri Teşkilatı çatısı altında ortak geleceğe yürüyen kardeş devletlerimizin ve dünyanın dört bir yanındaki soydaşlarımızın birlik, dirlik ve esenlik içerisinde olmasını diliyorum.
Türk dünyasının yolu açık olsun.
Türk dünyasının birliği daim olsun.
Türk dünyasının dirliği daim olsun.
Ve Türk dünyasının ortak geleceğine inanan bütün gönüller var olsun.
Dilde birlik, fikirde birlik, işte birlik!
3 Ekim Türk Dünyası Günü kutlu olsun.

YORUMLAR