Tekerlekler Üzerinde Büyüyen Dijital İstihbarat Tehdidi!
Bir otomobil düşünün…
Siz direksiyonunda ilerlerken o yalnızca yolu izlemiyor. Etrafını görüntülüyor, çevresindeki insanları kaydediyor, bulunduğu konumu belirliyor, geçtiği güzergâhı hafızasına alıyor. Hangi binanın önünde durduğunuzu, hangi tesise ne zaman girdiğinizi, kimlerle karşılaştığınızı bile kayıt altına alabilecek bir teknoloji taşıyor.
Şimdi bu otomobilin bir savunma sanayii tesisinin önünden geçtiğini düşünün. İçinde bir komutan, bir savunma mühendisi, bir istihbarat görevlisi veya devletin kritik karar mekanizmalarında görev yapan bir bürokrat var.
Siz buna ulaşım teknolojisi diyorsunuz.
Peki ya başka birileri için bu, hareket hâlindeki bir istihbarat aracıysa?
İşte üzerinde ciddiyetle durmamız gereken mesele tam olarak budur!
Hakan Fidan görüntüsüyle başlayan soru
Hatırlayalım…
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara sokaklarında korumalarıyla yürürken bir Tesla’nın kameralarına yansıdı. Görüntüler sosyal medyada yayıldı. Birçoğumuz bunu sıradan bir tesadüf olarak değerlendirdik, hatta gülüp geçtik.
Ancak mesele Hakan Fidan’ın görüntülenmesinden ibaret değildi.
Asıl soru şuydu: Şehir sokaklarında dolaşan, çok sayıda kameraya ve sensöre sahip, internet bağlantılı bir otomobil hangi verileri topluyor, bu veriler nerede işleniyor ve kimlerin erişimine açık?
Elbette bir otomobilin görüntü kaydetmesi, o görüntülerin otomatik olarak yabancı bir istihbarat servisine gönderildiği anlamına gelmez. Böyle bir iddiayı kanıt olmadan ortaya atamayız.
Ancak bir ülkenin dışişleri bakanının, askerî yetkililerinin, savunma sanayii yöneticilerinin ve stratejik tesislerde çalışan mühendislerinin hareketlerinin teknolojik sistemler tarafından kaydedilebilmesi, başlı başına bir güvenlik meselesidir.
Norveç’te yaşananlar: Tehlike artık teorik değil!
Bu konuda en çarpıcı örneklerden biri Norveç’te yaşandı.
2026 yılının eylül ayında Oslo Havalimanı çevresinde gerçekleştirilen askerî güvenlik tatbikatında kullanılan kiralık araçlarla ilgili ciddi bir güvenlik sorunu ortaya çıktı.
Norveç basınında, özellikle Dagens Næringsliv ve Forsvarets Forum’da yayımlanan haberlerin ardından uluslararası basına da yansıyan olayda, askerlerin kullandığı Çin üretimi araçların kamera sistemlerinde kayıtlar bulunduğu bildirildi.
Araçların en az ikisinin Changan tarafından üretilen Deepal marka otomobiller olduğu aktarıldı.
Peki bu kayıtlarda neler vardı?
– Askerlerin araçlara biniş ve iniş görüntüleri,
– Askerî personelin izlediği güzergâhlar,
– Kimlerin kimleri aldığı ve bıraktığı,
– Belirli noktalarda ne kadar süre kalındığı,
– Askerî tesislerin kapı ve girişlerinde kullanılan erişim kodları.
Düşünebiliyor musunuz?
Bir askerî tatbikatta kullanılan araçların kameralarında, güvenlik açısından son derece hassas kabul edilebilecek görüntüler ve bilgiler bulunuyor.
Norveçli askerler bu kayıtları araçların sistemlerinde fark etti. Kayıtların üçüncü taraflara, özellikle üreticiye veya başka bir merkeze aktarılıp aktarılmadığı ise kesin olarak ortaya konulamadı.
Üstelik Norveç Savunma Bakanlığı’nın açıklamalarına göre kayıtların silinmesi ve araç kiralama şirketiyle irtibat kurulması yönünde adımlar atıldı.
Norveç Savunma Bakanlığı’nın resmî değerlendirmesinde de önemli bir ayrıntı var: Tehdit yalnızca Çin menşeli otomobillerle sınırlı değil. Modern sensörler taşıyan araçların tamamı, menşei ne olursa olsun, güvenlik açısından değerlendirilmek zorunda.
Yani mesele bir ülkeyi hedef göstermek değil, millî güvenliği ilgilendiren teknolojik bağımlılığı doğru okumaktır.
Peki bu otomobiller nasıl veri topluyor?
Şimdi meselenin teknik tarafına bakalım.
Modern elektrikli ve akıllı otomobiller artık yalnızca motor, batarya, direksiyon ve fren sisteminden oluşmuyor.
Bunlar adeta tekerlekler üzerinde hareket eden bilgisayarlar.
Araçların donanımına ve modeline göre şu sistemler bulunabiliyor:
1. Kameralar
Ön, arka ve yan kameralardan oluşan sistemler çevredeki araçları, yayaları, trafik işaretlerini, binaları ve yol koşullarını görüntüleyebiliyor.
Bu görüntüler sürüş güvenliği, park asistanı ve otonom sürüş teknolojilerinin geliştirilmesi için kullanılabiliyor.
Ancak aynı görüntüler, bir aracın sık sık geçtiği stratejik bir tesisin çevresine ilişkin bilgi de içerebilir.
2. GPS ve konum sistemleri
Araç nerede, hangi güzergâhta, hangi saatte?
Konum verileri sayesinde bir aracın hareket geçmişi oluşturulabiliyor.
Tek bir konum bilgisi sıradan görünebilir. Ancak aylar boyunca biriktirilen veriler birleştirildiğinde insanların çalışma saatleri, alışkanlıkları, buluşma noktaları ve hareket düzenleri hakkında önemli çıkarımlar yapılabilir.
3. Radar, ultrasonik sensörler ve diğer algılayıcılar
Araçların çevresini algılamasını sağlayan bu sistemler mesafe, hareket, engel ve çevresel koşullar hakkında veri toplar.
Bu veriler, bir tesisin çevresindeki fiziksel düzenin ve araç hareketlerinin anlaşılmasına katkı sağlayabilir.
4. İnternet bağlantısı ve bulut sistemleri
İşin en önemli noktalarından biri burası.
Modern otomobiller üretici merkezleriyle haberleşebiliyor. Yazılım güncellemeleri alabiliyor, araç performansına ilişkin veriler gönderebiliyor ve uzaktan teşhis hizmetlerinden yararlanabiliyor.
Burada sorulması gereken sorular şunlar:
Veriler hangi ülkede saklanıyor?
Hangi şirketler bu verilere erişebiliyor?
Veriler ne kadar süre muhafaza ediliyor?
Hangi durumlarda üçüncü taraflarla paylaşılabiliyor?
Siber saldırı sonucunda bu sistemlere kimler erişebilir?
İşte veri egemenliği dediğimiz mesele burada başlıyor.
5. Mikrofonlar ve ses sistemleri
Bazı modellerde sesli komut ve iletişim sistemleri bulunuyor. Bu sistemlerin hangi koşullarda ses işlediği, neyi kaydettiği ve hangi verilerin dışarı aktarıldığı model bazında incelenmeli.
Her otomobilin sürekli çevresindeki bütün konuşmaları kaydettiğini söylemek doğru değildir. Ancak ses sistemlerinin de güvenlik değerlendirmesinin dışında tutulması mümkün değildir.
Bir otomobil nasıl istihbarat aracına dönüşebilir?
Burada asıl tehlike tek bir görüntü değildir.
Asıl tehlike, farklı zamanlarda toplanan verilerin birleştirilmesidir.
Düşünün…
Bir savunma sanayii mühendisinin her sabah aynı saatlerde bir tesise girdiği, akşam belirli bir güzergâhtan ayrıldığı, belirli kişilerle görüştüğü ve belirli günlerde başka bir tesise gittiği tespit edilebiliyor.
Tek başına bu bilgilerin her biri önemsiz gibi görünebilir.
Ancak bunların bir araya getirilmesiyle bir insanın çalışma düzeni, görev ilişkileri ve hareket alışkanlıkları hakkında ayrıntılı bir profil oluşturulabilir.
Bir askerî tesisin çevresinde dolaşan araçlardan elde edilen görüntüler de zaman içerisinde tesisin giriş çıkış hareketlerini, personel yoğunluğunu ve günlük faaliyet düzenini ortaya çıkarabilir.
İşte istihbaratın mantığı budur: Tek tek önemsiz görünen bilgileri bir araya getirerek anlamlı bir tablo oluşturmak.
Bir ülkenin sırları her zaman gizli belgelerden öğrenilmez. Bazen sırlar, farkında olmadan ürettiğimiz verilerin içindedir.
Mahmut Faruk Akşit’in uyarısı: Savunma sanayimiz meseleyi görüyor!
Türkiye açısından bu tartışmanın en önemli açıklamalarından biri TUSAŞ Motor Sanayii (TEI) Genel Müdürü Mahmut Faruk Akşit’ten geldi.
11 Ekim 2026 tarihinde Pamukkale Üniversitesi’nde düzenlenen konferansta konuşan Akşit, ASELSAN, ROKETSAN, HAVELSAN ve TEI kampüslerine yabancı elektrikli araçların alınmadığını açıkladı.
Gerekçesi oldukça dikkat çekiciydi:
Bu araçlarda çok sayıda kamera ve sensör bulunduğunu, çevrenin haritasının çıkarılabildiğini ve yazılımın kontrolünün kendilerinde olmadığını belirtti.
Akşit’in yapay zekâ destekli savaş simülasyonlarıyla ilgili değerlendirmesi de üzerinde düşünülmesi gereken bir başka konu.
Yapay zekâ ile yapılan savaş simülasyonlarında araçların birer güdümlü füze gibi kullanılabildiğini, hatta uzaktan kontrol edilerek askerî birliklerin kapılarına yöneltilebileceğini ifade etti.
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: Bu sözler, bütün elektrikli araçların uzaktan ele geçirilebildiğinin kanıtı değildir. Ancak bağlantılı ve yazılım kontrollü araçların kötü niyetli müdahalelere karşı korunmasının ne kadar önemli olduğunu gösteren ciddi bir güvenlik uyarısıdır.
Akşit’in verdiği mesaj açıktı:
Yazılımın kontrolü sizde değilse, güvenlik konusunda da bütün kararları siz veremiyorsunuz.
Bu açıklama sıradan bir otomobil tercihi tartışması değildir. Türkiye’nin savunma sanayii açısından yazılım egemenliğinin ne kadar hayati olduğunu gösteren bir değerlendirmedir.
Dünya bu tehlikeyi neden ciddiye alıyor?
Bu mesele yalnızca Norveç’in gündeminde değil.
ABD, Çin ve Avrupa ülkeleri bağlantılı araçların veri güvenliği ve askerî tesislere erişimi konusunda çeşitli önlemler üzerinde çalışıyor.
ABD’de Çin ve Rusya bağlantılı araç yazılımı ve donanımlarına yönelik düzenlemeler getirildi. Çin de geçmişte Tesla araçlarının bazı askerî ve devlet tesislerine erişimini kamera sistemleri nedeniyle kısıtlamıştı.
Japonya’daki ABD’nin Kadena Hava Üssü’nde ise Ekim 2026’da Çinli BYD marka araçların üsse girişinin kısıtlanacağı açıklandı.
Bütün bunlar bize tek bir gerçeği gösteriyor:
Teknoloji çağında güvenlik, yalnızca sınır kapılarında, askerî karargâhlarda ve istihbarat merkezlerinde sağlanmıyor. Güvenlik artık cebimizdeki telefondan kullandığımız otomobile kadar uzanıyor.
Türkiye ne yapmalı?
Türkiye’nin bu konuda duygusal değil, stratejik ve kurumsal bir yaklaşım geliştirmesi gerekiyor.
Öncelikle savunma sanayii tesislerinde alınan güvenlik tedbirleri bütün kritik kamu kurumları açısından değerlendirilmelidir.
ASELSAN, ROKETSAN, HAVELSAN ve TEI gibi kuruluşlarda uygulanan tedbirler, ihtiyaç ve risk analizleri doğrultusunda diğer stratejik kurumlara da örnek olmalıdır.
Bununla birlikte:
– Kritik askerî tesislerde kameralı ve sensörlü araçlara yönelik bölgesel güvenlik politikaları oluşturulmalıdır.
– Kamu görevlilerinin, askerlerin ve savunma sanayii çalışanlarının kullandığı bağlantılı araçlar için risk değerlendirmesi yapılmalıdır.
– Araçlardan toplanan verilerin nerede işlendiği, kimlerin erişebildiği ve hangi koşullarda aktarıldığı denetlenmelidir.
– Uzaktan yazılım güncellemesi ve araç kontrolü sistemleri siber güvenlik testlerinden geçirilmelidir.
– Yerli otomotiv sektöründe yazılım, veri depolama, haberleşme ve siber güvenlik alanlarında millî kapasite güçlendirilmelidir.
– Kişisel verilerin korunması ile millî güvenlik arasında gerekli hukuki ve teknik denge kurulmalıdır.
Burada özellikle altını çizmek istiyorum: Yerli üretim tek başına güvenlik garantisi değildir. Yerli aracın da yazılımı, donanımı, veri merkezleri ve uzaktan erişim altyapısı bağımsız denetimden geçmelidir.
Millîlik yalnızca aracın üzerinde yazan markayla ölçülmez. Millîlik, kullandığınız teknolojinin kontrolünün gerçekten sizde olmasıdır.
Devlet aklı, teknolojinin arkasındaki gücü de görmelidir!
Bugün savaşlar yalnızca tanklarla, uçaklarla, gemilerle ve füzelerle yapılmıyor.
Veriyle, yazılımla, algoritmalarla, siber saldırılarla ve uzaktan kontrol edilebilen sistemlerle de mücadele ediliyor.
Mavi Vatan’da denizlerimizi, hava sahamızı, sınırlarımızı ve savunma tesislerimizi korumak ne kadar önemliyse, bu alanların dijital güvenliğini sağlamak da o kadar önemlidir.
Bir ülkenin savunma sanayii yalnızca ürettiği füze, uçak, gemi ve insansız hava araçlarıyla güçlü olmaz. O sistemlerin yazılımını, verisini, haberleşmesini ve kontrol mekanizmasını da koruyabiliyorsa güçlüdür.
Bugün bir otomobilin kamerası bir bakanı görüntüleyebiliyor. Yarın başka bir otomobilin sensörleri bir askerî tesisin çevresindeki hareketliliği kaydedebiliyor. Öbür gün bir siber saldırı, bağlantılı bir aracın kontrol sistemlerini hedef alabiliyor.
Bunların hepsi aynı risk zincirinin farklı halkalarıdır.
Devlet olmak, tehlike kapıya dayandığında önlem almak değil; tehlikenin hangi kapıdan girebileceğini önceden görebilmektir.
Bizim meselemiz elektrikli otomobile karşı çıkmak değil. Teknolojiye sırtımızı dönmek hiç değil.
Bizim meselemiz, Türkiye’nin geleceğini başkasının yazılımına, başkasının veri merkezine ve başkasının uzaktan kontrolüne teslim etmemektir.
Unutmayalım!
Bir ülkenin sırları artık yalnızca kasalarda, kilitli odalarda ve gizli dosyalarda saklanmıyor.
Bazen bir kameranın gördüğünde, bir sensörün algıladığında, bir GPS’in kaydettiğinde ve bir sunucunun hafızasında tutuluyor.
Direksiyon bizim elimizde olabilir. Peki otomobilin aklı kimin elinde?
İşte asıl sormamız gereken soru budur.
Gökalp ŞENTÜRK
Strateji Uzmanı Gazeteci Yazar

YORUMLAR