Bazen bir belgeselin en önemli görüntüsü, kameranın çektiği görüntü değildir. Kameranın neden orada olduğunu gösteren belgedir.
Şimdi o belgeyi önünüze koyuyorum.
Tarih: 28 Ağustos 2017.
Yer: İsrail.
Gazete: Israel Hayom.
Proje: UploadEuro.
Ve projenin içinde Türkiye’den bir isim:
Ruhi Çenet.
Bunlar yorum değil.
Bunlar İsrail basınının kendi arşivinde yazan bilgiler.
Israel Hayom, UploadEuro’yu açıkça İsrail’in uluslararası imajını değiştirmeyi amaçlayan bir proje olarak tanımlıyor.
Peki nasıl?
Dünyanın farklı ülkelerinden, milyonlarca takipçiye ulaşan yedi içerik üreticisi İsrail’e davet ediliyor.
Onlara İsrail gezdiriliyor.
Gördüklerini milyonlarca takipçileriyle paylaşmaları bekleniyor.
Projenin arkasında ise StandWithUs Fellowship kapsamında çalışan 26 IDC Herzliya öğrencisi bulunuyor.
Ve o yedi içerik üreticisinin toplam takipçi kitlesi 9 milyonun üzerinde.
Ruhi Çenet’in o dönemde yaklaşık 2,4 milyon abonesi olduğu özellikle belirtiliyor.
Yani mesele yalnızca bir gezi değil.
Milyonlarca insana ulaşabilecek kameraların İsrail’e götürülmesi.
Bunu benim söylememe gerek yok.
İsrail’in kendi gazetesi söylüyor.
Dahası var.
Aynı gazete Ruhi Çenet ile özel olarak röportaj yapıyor.
Çenet’in sözleri de kayıtlara geçiyor.
Türklerin İsrail hakkında medyadan etkilendiğini, İsrail’in Türk medyasında bir savaş bölgesi olarak gösterildiğini söylüyor.
Ardından çok daha dikkat çekici bir ifade kullanıyor:
Türklerin İsrail’i bir tatil destinasyonu olarak görmediğini, ancak kendisinin paylaşacağı görüntülerden sonra bunun değişmesini umduğunu söylüyor.
Şimdi soruyorum:
Bu bir tesadüf mü?
Bir içerik üreticisi düşünün.
İsrail’in imajını değiştirmeyi hedefleyen bir projeye davet ediliyor.
İsrail gezdiriliyor.
İsrail basını kendisiyle röportaj yapıyor.
Ve o da Türkiye’deki İsrail algısının kendi paylaşımlarıyla değişmesini umduğunu söylüyor.
Aradan yıllar geçiyor.
Aynı isim bugün milyonlarca insanın izlediği belgeseller hazırlıyor.
Şimdi bütün bunları yan yana koyup soru sormak neden suç olsun?
Asıl garip olan soru sormamak değil mi?
Burada çok önemli bir ayrım yapalım.
Ben Ruhi Çenet’e “ajan” demiyorum.
“StandWithUs üyesidir” demiyorum.
“StandWithUs’tan para aldı” da demiyorum.
Çünkü elimizde bunları kesin olarak ispatlayan belge yok.
Ama şunu kesin olarak biliyoruz:
Çenet, StandWithUs Fellowship bağlantılı UploadEuro projesine davet edilen yedi uluslararası içerik üreticisinden biridir.
Bunu İsrail Hayom yazıyor.
Bunu arşiv söylüyor.
Bunu belge söylüyor.
İşte gazetecilik tam burada başlar.
Çünkü belge varsa soru vardır.
Soru varsa araştırma vardır.
Araştırma varsa kamuoyu bilgilendirilir.
Bunu susturmanın yolu “komplo teorisi” demek değildir.
Belgeyi çürütürsün.
O kadar.
—
Gelelim StandWithUs’a…
Bu kuruluş kendisini İsrail’i ve Siyonizmi savunan uluslararası bir eğitim ve savunuculuk kuruluşu olarak tanımlıyor.
Dolayısıyla kuruluşun ideolojik çizgisini gizlemiyoruz.
Kendi tanımlamasına bakıyoruz.
Fakat burada da sosyal medyada dolaşan her iddiayı gerçekmiş gibi yazmak doğru değil.
Örneğin 2015 yılında İsrail hükümeti ile StandWithUs arasında kamu finansmanı içeren bir proje planlanmıştı; ancak proje daha sonra uygulanmadı.
Yani “Netanyahu hükümeti StandWithUs’u finanse etti” şeklindeki kesin ifade yerine, “İsrail hükümetiyle kamu finansmanı içeren bir proje planlandı ancak uygulanmadı” demek daha doğru.
Çünkü bizim silahımız öfke değil.
Belgedir.
—
Şimdi asıl meseleye gelelim.
Bugün dünyanın en güçlü propaganda aracı nedir?
Tank mı?
Televizyon mu?
Gazete mi?
Hayır.
Telefon ekranı.
Bir YouTube videosu.
Bir milyon izlenme.
On milyon izlenme.
Elli milyon izlenme.
Ve insanlara “Ben sadece size gerçeği gösteriyorum” deniliyor.
Peki kameranın arkasındaki geçmişi biliyor muyuz?
Hangi projeler?
Hangi davetler?
Hangi organizasyonlar?
Hangi bağlantılar?
Hangi finansman?
Hangi amaç?
Bunları sormadan “bağımsız” kelimesini kullanmak ne kadar doğru?
—
Bir de başka bir tehlike var.
İsrail’i eleştirmek başka şeydir.
Yahudilere düşmanlık başka şeydir.
Siyonizmi eleştirmek başka şeydir.
Antisemitizm bambaşka bir şeydir.
Bunların hepsini aynı torbaya koymak, hem tarihi çarpıtır hem de gerçek tartışmanın önünü kapatır.
Türk milletinin Yahudilerle kavga etmek gibi bir meselesi yoktur.
Bizim meselemiz işgaldir.
Bizim meselemiz Filistin’de akan kandır.
Bizim meselemiz devlet politikalarıdır.
Bizim meselemiz algı operasyonlarıdır.
Ve bizim meselemiz, hangi ülke olursa olsun, kamuoyunun nasıl yönlendirildiğini anlayabilmektir.
Çünkü Türkiye’de birileri Filistin’i savunduğunda hemen “Yahudi düşmanlığı” yaftası yapıştırılıyorsa;
birileri İsrail’in politikalarını eleştirdiğinde antisemitizm suçlamasıyla susturulmaya çalışılıyorsa;
ama İsrail’in kendi basını “ülkemizin uluslararası imajını değiştireceğiz” diye proje anlatıyorsa…
O zaman gazetecinin görevi susmak değil, sormaktır.
—
Ve şimdi en can alıcı yere geliyorum.
Bir belgeselciyi değerlendirmek için sadece çektiği görüntülere bakılmaz.
Kiminle görüştüğüne de bakılır.
Hangi ülkeye nasıl gittiğine de bakılır.
Kim tarafından davet edildiğine de bakılır.
O gezinin hangi proje kapsamında yapıldığına da bakılır.
Ve yıllar sonra ortaya çıkan yeni içerikleri, geçmişteki bu belgelerle birlikte okumak gerekir.
Bu, kimseyi suçlamak değildir.
Bu, medya okuryazarlığıdır.
Çünkü artık propaganda tankla tüfekle yapılmıyor.
Bugün propaganda bazen çok daha masum bir görüntünün içine saklanıyor:
Bir sokak.
Bir restoran.
Bir insan hikâyesi.
Bir manzara.
Bir gülümseme.
Bir kamera.
Ve milyonlarca izleyici…
İşte savaş artık sadece cephede yapılmıyor.
Zihinlerde de yapılıyor.
Algılar üzerinde de yapılıyor.
Ekranlarda da yapılıyor.
—
Ruhi Çenet’in 2017’de İsrail’e gitmiş olması tek başına bir suç değildir.
Bir projeye davet edilmiş olması da suç değildir.
İsrail’i anlatması da suç değildir.
Ama bütün bunların nasıl, neden ve kimlerin organizasyonuyla gerçekleştiğini bilmek, milyonlarca izleyicinin hakkıdır.
Ve bugün elimizdeki en önemli belgeyi tekrar hatırlatalım:
İsrail’in kendi gazetesi, UploadEuro’nun amacını İsrail’in uluslararası imajını değiştirmek olarak tanımlıyor.
Aynı haber Ruhi Çenet’i katılımcılardan biri olarak gösteriyor.
Ve Çenet’in, Türkiye’deki İsrail algısının kendi paylaşımlarıyla değişmesini umduğunu aktarıyor.
Bundan sonra söylenecek söz çok basit:
Ne suçlama yapalım ne de saf yerine konulalım.
Belgeyi açalım.
Tarihe bakalım.
Bağlantıyı görelim.
Soruyu soralım.
Ve cevabı bekleyelim.
Çünkü bağımsızlık bir sıfat değildir.
Bağımsızlık, geçmişiniz hakkında sorulan zor sorulara verebildiğiniz cevapla ölçülür.
Kamera kimin elinde olursa olsun…
Mikrofon kimin önünde olursa olsun…
Milyonlarca kişi izliyor diye kimse sorgulanamaz değildir.
Çünkü bu millet artık şunu bilmek zorunda:
Ekranda gördüğümüz görüntünün arkasında kim var?
İşte asıl belgesel budur.

YORUMLAR