Bir milletin yok oluşu her zaman savaş meydanında başlamaz!
Bazen bir millet, düşman orduları sınırlarına dayanmadan önce kendi içinde sessizce çözülmeye başlar.
Doğum oranları düşer…
Genç nüfus azalır…
Aile kurmak zorlaşır…
Çocuk sahibi olmak ertelenir…
Üretim gücü zayıflar…
Milli ve kültürel aidiyet aşınır…
Ve toplum, bütün bunların farkına vardığında artık çok geç olabilir.
İşte Anadolu’nun binlerce yıllık tarihi bize tam da bunu anlatıyor.
HİTİTLER VARDI… ŞİMDİ YOK!
Tarihte bilinen en eski yazılı barış antlaşmalarından birine imza atan Hititler Anadolu’daydı.
Lidyalılar Anadolu’daydı.
Roma Anadolu’ya hükmetti.
Bizans Anadolu’da yüzyıllarca yaşadı.
Selçuklular geldi.
Osmanlı geldi.
Ve bugün bu toprakların sahibi olarak Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milleti var.
Fakat tarihin bize verdiği acı ders şudur:
Hiçbir devlet ve hiçbir millet, “Biz buradayız, öyleyse sonsuza kadar burada kalacağız” diyemez.
Tarih böyle bir garanti vermiyor.
Tam tersine tarih, sürekli olarak şunu söylüyor:
Güçlü kalırsan yaşarsın.
TARİHİN EN TEHLİKELİ CÜMLESİ: “BİZE BİR ŞEY OLMAZ!”
Bize bir şey olmaz!
Bu cümle tarihte nice milletin sonunu hazırladı.
Çünkü rahatlık, rehavet getirir.
Rehavet ise zayıflığı…
Bugün Türkiye’nin önünde yalnızca ekonomik sorunlar, terör, jeopolitik tehditler veya askeri riskler yok.
Bir başka büyük mesele daha var:
DEMOGRAFİ!
Ve bu mesele öyle bir mesele ki, etkisini yarın değil, yıllar sonra gösterecek.
Bugün doğmayan bir çocuk, 20 yıl sonra olmayan bir gençtir.
20 yıl sonra olmayan genç, 30-40 yıl sonra eksilen iş gücüdür.
Eksilen genç nüfus ise yalnızca ekonomiyi değil;
ordu gücünü, üretimi, bilimi, teknolojiyi ve devletin gelecekteki taşıyıcı kadrolarını da etkiler.
GENÇLER ÇOCUK SAHİBİ OLMAK İSTEMİYORSA NEDEN?
Şimdi gençlere kızmak kolay.
“Niçin evlenmiyorsunuz?”
“Niçin çocuk yapmıyorsunuz?”
demek kolay.
Ama asıl soru başka:
Gençler neden gelecekten korkuyor?
Ev fiyatları ortada.
Kira fiyatları ortada.
Eğitim masrafları ortada.
Çocuk büyütmenin maliyeti ortada.
İşsizlik ve gelecek kaygısı ortada.
O halde devletin görevi yalnızca gençlere nasihat etmek değildir.
Devlet, gençlerin önündeki engelleri kaldırmak zorundadır.
Bir genç evlenmek istediğinde ev bulabiliyorsa…
Çocuk sahibi olduğunda ekonomik olarak ezilmiyorsa…
Anne-baba olduğunda kariyeri ile ailesi arasında seçim yapmak zorunda kalmıyorsa…
Çocuğunun geleceğinden korkmuyorsa…
İşte o zaman nüfus politikası gerçek anlamda uygulanıyor demektir.
BU SADECE AİLE POLİTİKASI DEĞİLDİR!
Bunu hâlâ anlamayanlara açıkça söyleyelim:
Nüfus meselesi millî güvenlik meselesidir.
Bir ülkenin toprağı olabilir ama o toprağı savunacak gençleri azalırsa ne olacak?
Ekonomisi olabilir ama üretim yapacak insan gücü azalırsa ne olacak?
Teknolojisi olabilir ama bilim insanı, mühendisi, girişimcisi, işçisi azalırsa ne olacak?
Ordusu güçlü olabilir ama nüfus yapısı uzun vadede sürdürülebilir değilse ne olacak?
İşte bu nedenle Türkiye’nin nüfus meselesi günübirlik siyasi tartışmaların üzerine çıkarılmalıdır.
Devlet politikası haline getirilmelidir.
Bugünün siyasi hesapları uğruna yarının Türkiye’si feda edilmemelidir.
BİZ BU VATANI KOLAY KAZANMADIK!
Malazgirt’ten Çanakkale’ye…
Sakarya’dan Büyük Taarruz’a…
Bu toprakların her karışında büyük bir mücadele var.
Bu vatan bize masa başında verilmedi.
Milyonlarca insanın fedakârlığıyla kuruldu.
Şimdi bize düşen görev, yalnızca geçmişte verilen mücadeleleri anlatmak değildir.
Gelecekte yaşayacak Türk nesillerinin de bu vatanda özgürce yaşayabilmesini sağlamaktır.
Bunun yolu da yalnızca silahlanmadan geçmez.
Güçlü aileden geçer.
Güçlü eğitimden geçer.
Güçlü ekonomiden geçer.
Güçlü üretimden geçer.
Bilimden geçer.
Teknolojiden geçer.
Ve elbette güçlü bir nüfustan geçer.
2100’Ü BUGÜNDEN DÜŞÜNMEK ZORUNDAYIZ
“2100’e daha çok var.”
Hayır!
Devletler açısından 74 yıl çok uzun bir süre değildir.
Bugün doğan çocuklarımızın torunları 2100’lerde yaşayacak.
Biz belki o günleri göremeyeceğiz.
Ama bugün aldığımız kararların sonuçlarını onlar görecek.
İşte mesele tam da burada.
Bizden önceki nesiller 1923’ü düşündü.
Bizden önceki nesiller 2050’yi düşünerek Cumhuriyet’i kurmadı belki ama geleceğe bir devlet bıraktı.
Şimdi sıra bizde.
Biz de çocuklarımıza ve torunlarımıza güçlü, bağımsız, üretken ve özgüvenli bir Türkiye bırakmak zorundayız.
UNUTMAYALIM!
Anadolu nice milletlerin mezarı oldu.
Ama Türk milleti bu topraklarda bin yıldan fazla süredir yaşam mücadelesini sürdürüyor.
Bunun kıymetini bilmek zorundayız.
Fakat sadece geçmişimizle övünerek geleceğimizi kurtaramayız.
Tarihimiz büyük olabilir.
Ama geleceğimizin de büyük olması için bugün çalışmak zorundayız.
Çünkü;
Bayrağı dalgalandıracak genç yoksa,
vatanı savunacak nesil yoksa,
üretecek insan yoksa,
bilim yapacak genç yoksa,
geleceği kuracak aile yoksa,
sadece geçmişin büyüklüğüyle ayakta kalamazsınız.
Ve artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:
“ANADOLU MİLLETLER MEZARLIĞIYSA, BİZ BU MEZARLIĞA ADIMIZIN YAZILMASINI MI BEKLİYORUZ?”
Hayır!
Bizim görevimiz korkmak değil.
Tedbir almaktır.
Milletimizi küçültmek değil, büyütmektir.
Gençlerimizi umutsuzluğa itmek değil, onlara gelecek vermektir.
Aileyi güçlendirmektir.
Üretimi artırmaktır.
Bilime yatırım yapmaktır.
Devleti güçlendirmektir.
Ve en önemlisi;
Türk milletinin gelecek yüzyıllarda da Anadolu’da güçlü bir şekilde yaşamasını sağlamaktır.
Çünkü Anadolu bize sadece geçmişimizi anlatmıyor.
Geleceğimiz hakkında da bizi uyarıyor.
Tarih susmaz.
Tarih bekler.
Ve tarih, aynı hataları yapan milletlere ikinci bir şans vermeyebilir.
Anadolu’da kalıcı olmak istiyorsak, geleceği bugünden kurmak zorundayız.

YORUMLAR